Felsefe

Fotoğraf

Laf-Misafir PDF Yazdır e-Posta
Atasözleri - Alfabetik Sırayla Atasözleri

Laf lafı (söz sözü) açar (Laf da kutuyu açar).

Bir söyleşi sırasında sözden söze geçilerek konuşma uzatılırsa sonunda hoş olmayan sözler, sırlar da ortaya dö­külür. Her şeyde olduğu gibi sohbette de sözü kıvamında bı­rakmak gerekir.

Lafla (lakırdı) ile peynir gemisi yürümez.

Şöyle yaparım, böyle yaparım demekle yapılması ge­reken iş yapılamaz. Sadece söz, iş yapmaya yetmez.

Lafla pilav pışerse deniz (dağ) kadar yağı benden.

Palavrayla, abartmayla işler başarılsaydı en abartılı sözler söylenerek en büyük işler başarılırdı.

Laf torbaya girmez.

Ağızdan çıkan söz ok gibidir artık geri gelmez. Herkes duyar. Bu nedenle lafı tartarak söylemelidir.

 

Mal melâmeti örte

Çoğu zaman zenginlik kişilerin ayıplarını, kusurlaru kapatır.

Mart ayı, dert ayı.

Mart ayında havalar kararsızdır sık sık değişir. İnsan kendini koruyamaz, hasta olur.

Mart ayların çingenesidir.

Öteki aylardan her birinin belirgin bir özelliği vardır. Mart ise değişken havasıyla güvenilmez, ne yapacağı bilin­mez kişilere benzer. Bu ayda sağlık açsından dikkatli olun­malıdır.

Mart çıkmadıkça dert çıkmaz.

Kış hastalıkları, mart sona ermedikçe bitmez.

Mart dokuzunda çıra yak, bağ buda.

Martın dokuzu (Yeni takvime göre 22'si) olunca bağla­rın budanması gerektir. Bu iş, gündüz yetiştirilemezse gece çıra ışığında yapılması gerekecek kadar önemlidir.

Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.

Mart ayında şiddetli soğuklar olur. İnsan dışarı çıka­maz. Odun, kömür de azaldığından kazma, kürek saplarını yakacak duruma düşer.

Mart martladı, tavuk yumurtladı.

Mart kendini gösterince, tavuklar yumurtlamaya baş­lar.

Martta sürmez, eylülde ekmezsen sabanı bırak.

Mart ayı ekim için çok önemlidir.Çiftçi, işlerini zamanında yapmazsa ürün alamaz.

Martta tezek kuruya, nisanda seller yürüye (Mart kuruluk, nisan yağmurluk).

Mart ayının kurak, nisan ayının yağışlı olması, çiftçi­nin yüzünü güldürür.

Martta yağmasın, nisanda dinmesin (mayısta ara sıra).

Ekin için, martta yağmur yağması zararlı, nisanda çok yağması yararlıdır.

Mart yağar, nisan övünür; nisan yağar, insan övünür

Martta yağan yağmurla ekinler nisanda gelişir. Nisan­da yağan yağmurla başaklar olgunlaşır, dolgunlasın Bu da çiftçiyi sevindirir.

Maşa varken elini ateşe sokma.

-  Bir işi yapmak için gerekli aracı varken, araçsız ola­rak tehlikeli yollardan yapmaya kalkma.

-  Başka birine yaptırabileceğin tehlikeli işe kendin girişme

Mayasız yoğurt tutmaz (çalınmaz;.

Az da olsa, elde bir sermaye olmadan çok para kaza­nılmaz. Her şeyin bir temeli olması gerekir.

Mazlumun ahı, indirir şahı (yerde kalmaz).

Kişiler güçlerine güvenerek güçsüzleri, masumları ez­memelidirler. Kötülük eden er geç belasını bulur. Suçsuzun bedduası, önemli güçlü kişileri bile kötü duruma düşürür. Kötülük eden cezasını bulur.

Meramın elinden bir şey kurtulmaz (ne kurtulur).

Bir işi başarmayı kafasına koyan ve ona dört elle sarı­lan kişi, bütün güçlükleri aşarak başarıya ulaşır.

Merdiven ayak ayak (Basamak basamak) çıkılır.

Gerek zenginliğe, gerekse yüksek görevlere kişiler bir­den ulaşamazlar. Çeşitli aşamalardan geçtikten, gerekli ça­lışmaları yaptıktan sonra yavaş yavaş yükselirler.

Merhametten maraz doğar (hasıl olur).

Aşırı merhamet, kötüye kullanılır. Kimi kişiler, kendi­lerine acıyıp iyilik edenlerin başını ya derde sokarlar ya da bu iyiliği kötüye kullanırlar.

Mescide gerek olan meyhaneye haramdır.

Her şeyi birbirinden ayıran önemli özellikler vardır. Bu özellikleri birbirine karıştırmamak gerekir. Bir ver için gerekli olan şey, görevi onunki ile çelişen yer için zararlıdır.

Meyhaneciden şahit istemişler (sormuşlar), bozacıyı (mezeciyi) göstermiş.

Uygunsuz iş yapan kişi, haklı olduğunu göstermek için kendisine benzeyen birini tanık gösterir.

Meyhanecinin yüzünü bayram topu güldürür.

Her mesleğin kârının arttığı veya azaldığı belli dönem­ler ve durumlar vardır.

Meyveli ağacı taşlarlar.

Bilgin, becerikli kişileri çekemeyenler çok olur. Çoğu zaman bu kişilere sataşılır.

Mezar taşı ile övünülmez.

Kişi, geçmişteki atalarının başarıları ile değil, ancak kendi yaptıkları ile övünebilir.

Mısıra "yağmur geliyor" demişler; "çapan birlik mi?" demiş.

Mısır bol su ister, ama çapalanmazsa sudan gere ği gibi yararlanamaz. Bunun gibi bazı işlerden tam yararlan­mak, gerekli verim almak için tek etmen yeterli olmaz. Aynı anda birbirini tamamlayan çeşitli şeylere gerek duyulur.

Mızrak çuvala sığmaz (girmez).

Herkesin gözü önündeki gerçekler örtbas edilemez.

Minare de doğru, ama içi eğri.

Aslında düzenbaz, kötü karakterli nice kişiler vardır ki toplumda doğru tanınırlar. Ancak onların içine giren, birlik­te iş yapan kişiler gerçek yüzlerini öğrenir. İnsanları tanıma­dan hemen olumlu ya da olumsuz karar vermemelidir.

Minareyi çalan kılıfını hazırlar.

Kolay kolay gizlenemeyecek kadar büyük bir suç işle­yen kişi, bunun meydana çıkmaması için gereken tedbirleri daha önce alır.

Minareyi yaptırmayan, yerden bitmiş sanır (Bitti beller).

Değerli, önemli hiç bir iş yapmamış olanlar, yapılmış olan büyük, önemli işlen kendiliğinden oluvermiş sanırlar.

Miras helâl, hele (ele) al demişler.

Miras, mirasçının hakkıdır. Miras, mirasçılar arasında daima anlaşmazlık konusu olmuştur. Mirasçılar kolay kolay anlaşamadıkları için haklarını kolay elde edemezler.

Miri malı balık kılçığıdır, yutulmaz (balık kılçığı gibi boğazda kalır).

Devlet malını ele geçirmek zordur. Çeşitli yollarla elde edilse bile rahatça kullanılmaz. Günün birinde mutlaka he­sabı sorulur.

Misafirin umduğu, ev sahibine iki öğün olur.

Misafir, gittiği yerden güzel şeyler umar. Ev sahibi ise bütçesine göre ikramlarda bulunur.

Misafir, kısmeti ile gelir.

Türk toplumu misafiri çok sever. Misafirin kısmetini Tann'nın verdiğine inanır. Bu nedenle misafiri bütün ola­naklarını kullanarak ağırlar.

Misafir misafiri (dilenci dilenciyi) istemez (sevmez), ev sahibi ikisini de.

- Misafir gittiği yere başka bir misafirin gelmesini iste­mez ki, bütün ağırlamalar yalnız kendisi için olsun. Ev sahi­bi de kalabalık misafiri fazla külfet olacağı için istemez.

- Genelde insanlar bütün ilginin yalnızca kendisine ol­masını ister.

Misafir on kısmetle gelir; birini yer, dokuzunu bırakır.

Türkler inanırlar ki misafir ev sahibine fazla bir gider yüklemez. Tanrı, misafirin yediğinden kat kat falasını, mi­safir ağırlıyor diye, ev sahibine verir.

Misafir umduğunu değil bulduğunu yer.

Misafir gideceğimiz yere ikram için değil, ziyaret için gitmeliyiz. Ev sahibinin bütçesine göre bize yapacağı ik­ramları kabul etmeliyiz

 

Misafir üç gün misafirdir, (Misafirlik üç gündür).

Misafir olarak gidilen yerde fazla kalıp ev sahibini sı­kıntıya sokmamalıdır. Genelde misafirlik üç gündür. Üç günden fazla kalmak zorunda kalınırsa ev sahibine yardımcı olunmalıdır.

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle