|
Dilde anlatım, yazılı ve sözlü olarak üzere başlıca iki yolda gerçekleştirilir. Konuşma sözlü ifadeyi, yazmak da yazılı ifadeyi doğurmuştur. Konuşurken meramımızı anlatmak için daha zengin anlatım imkânlarına sahibiz. El, kol hareketleri, yüz göz işaretleri, çeşitli vurgu ve ses tonları konuşmayı mükemmel bir anlatım araci haline getirir. Yazılı anlatımda ise dilin ifade aracı yalnızca yazıdır. Konuşurken sahip olduğumuz imkânlar yazıda yoktur. Bu bakımdan gelişmiş, yüksek seviyeye erişmiş kültür dilleri, konuşmada sahip oldukları anlatım zenginliğini yazıda da sağlamayı gaye edinmişlerdir. Bu yüzden gelişmiş, büyük bir kültür dili durumuna gelmiş dillerde bile mutlaka bir imlâ problemi olmuştur. Çünkü imlâ yazı dilinin esasını oluşturmaktadır; imlâyı düzene sokmadan dili sağlam temellere oturtmak ise mümkün değildir. Bir dilin seslerini ifade etmek için kullanılan işaretler sistemine yazı veya alfabe; o dilin kelimelerinin doğru olarak yazıya geçirilmesini temin eden ortak yazma şekline ise imlâ denir. Yani imlâ dile ait kelimelerin yazı sistemi içinde kazandıkları şeklî kişiliklerdir. Bir dilde kullanılan alfabe dilin yapısına uygun olursa, o dilin imlâsı da düzenli olur. Daha doğrusu kendiliğinden düzenli bir imlâ biçimi ortaya çıkar. İmlâ kuralları yüz yıllar boyunca yapılan denemeler sonunda ortaya çıkar ve düzenli bir şekil alırlar. Bununla birlikte dillerin zamanla değişmesi ve gelişmesi, imlâ kurallarının ise hep aynı kalması bir kısım imlâ düzensizliklerine yol açabilir. Bu yüzden bu kurallarda da zaman zaman yenilenme ihtiyacı kendini gösterebilir.Dilin yazıya geçirilmesinde uygulanan imlâ sistemleri başlıca ikiye ayrılır: 1. Sese dayanan ses imlâsı veya fonetik imlâ. 2. Köke ve şekle dayanan köken imlâsı veya şekilci imlâ. Fonetik imlâda dilin her sesi yazıda genel olarak ayrı bir harfle gösterilir. Yani kelimeler nasıl telaffuz ediliyorsa öylece yazıya geçirilir. Bu bakımdan fonetik imlâ, söyleyişi aynen veren imlâdır. İspanyolca, Fince dillerinin imlâsı gibi. Söyleyişi esas alan bu imlâya göre okuyup yazmak şüphesiz çok kolaydır. Çünkü kelimenin aslını hiç düşünmeden söylediğimiz gibi yazabiliriz. Ancak hiç bir alfabe konuşmadaki bütün sesleri ifade edebilecek kadar zengin bir işaret sistemine sahip değildir. Bunu sağlamaya çalışmak ise alfabedeki harf sayısını bir hayli arttırmayı gerektirir. Bu ise imlâyı güçleştirir. Bu yüzden tamamen fonetik esasa dayalı bir imlâ sistemi kurmak pek kolay değildir. Bununla birlikte fonetik imlâ tabiî ve kolay olması yönünden tercih edilen bir sistemdir. Köke ve şekle dayanan şekilci imlâda ise yazı, konuşmanın değil dilin işaretler halinde ifadesidir. Bu imlâ sisteminde kelimelerin zaman içinde değişime uğramaları hesaba katılmaz ve aynı yazım biçimi sürdürülür. Ayrıca bu sistemde harfin sesi karşılama ilkesi de yoktur. İki üç harf bir ses için kullanılabilir. Kelimelerin asılları ile gramer kurallarını esas alan şekilci imlânın da bir takım mahzurlu yönleri vardır. Çünkü konuşma dili zamanla kelimelerin ilk şekillerinden bir hayli uzaklaşmaktadır. Kimi sesler kaybolmakta, kimi sesler ise yeniden ortay çıkmaktadır. Bu durumda kelimenin ilk şeklini esas alan yazım, dildeki gelişmelere kapısını kapamış olmaktadır. Bu yüzden bu sistem oldukça güç ve kullanışsızdır. İngilizce'nin imlâsı gibi. Türklerin ilk kullandıkları Göktürk yazısı Türkçe'nin ses sistemine ve fonetik yazıma daha uygun bir nitelik göstermekle birlikte, 'ünlü sayısının yetersiz oluşu ve bir nevi hece alfabesi olması yüzünden Türkçe'nin bütün seslerini karşılayamamıştır. Bu yüzden Orhun âbidelerinde geçen pek çok kelimenin doğru olarak nasıl okunacağı hâlâ tartışma konusudur (Köl Tigin/Kül Tigin vb.). Göktürk alfabesinden sonra kullanılan Uygur yazısı da Türkçe'nin imlâsı için elverişli bir yazı değildir. Bu yazıda Türkçe'de bulunan seslerin çoğu atlanmakta, kelimelerin şekilleri verilmektedir. Meselâ dört yuvarlak ünlü (o, ö, u, ü) için bir tek vav, i ve i ünlüleri için de yod (ye) işareti kullanılmaktadır. Bu bakımdan Uygur imlâsı çok zor bir yazım çeşididir. Göktürk ve Uygur yazılarından sonra çok daha uzun süre Türkler tarafından kullanılan bir başka alfabe ise Arap alfabesidir. Bu alfabenin de Türkçe açısından en büyük kusuru, ünlülerinin az oluşudur. Çok ünlülü bir dil olan Türkçe'nin bütün sesleri bu alfabe ile de tam olarak karşılanamamıştır. Dilimizde imlâ meselesinin esası henüz tam olarak belirlenmiş değildir. Türkçe'de 1928'de Latin harflerinin kabulüyle şekilci bir imlâ geleneğinden fonetik bir imlâ sistemine geçilmiştir. Ancak Latin harfleri ile kurulan bu imlâ sistemi de Türkçe'nin bütün ihtiyaçlarına cevap verememektedir. Çünkü eski imlâdan yeni imlâya geçerken, herkesin üzerinde anlaşacağı ve dilin bütün ihtiyaçlarına cevap veren bir sistem kurulamamıştır. Bu yüzden de yazılı anlatımda eskiden beri süre gelen bir imlâ düzensizliği kendini göstermektedir.
|