Felsefe

Fotoğraf

Dil ve Düşünce PDF Yazdır e-Posta
Dil - Dil Tarihi

İnsanı diğer 'canlılardan ayıran en önemli niteliklerinden biri onun konuşma yeteneğine sahip bir varlık oluşudur. İnsana ait bir süreç olarak nitelendirilen düşünce ise "sessiz bir konuşma" olarak değerlendirilmiş ve bir davranış olarak ele alınmıştır. Düşünce ile konuşma, düşünce ile söz ve kelime birbirlerinden koparılamaz bi­çimlerde kaynaşmışlardır. Çünkü dilin taşıyıcısı olan insan, ancak dilin kelimeleriyle birlikte düşünülebilir, düşündüklerini fikirler olarak ifade edebilir. Başka bir ifadeyle, insanın içindeki duygulan­maların söz kalıpları içinde şekillenmesi ise dil ile olur.

İnsan zekâsı müşahhastan mücerrede yükselerek gelişebilmiş ve düşünce ameliyesi gerçekleşebilmiştir. Böylece dil bir yandan dü­şünceyi meydana getirirken kendisi de düşünceyle birlikte var ol­muştur. Yani dil düşünceyi tamamlayan, onu son noktasına eriştiren bir yeteneğin gelişmesidir. Bu bakımdan dil ve düşünce karşılıklı olarak birbirlerini oluştururlar. Dilsiz düşünce sadece bir takım eşya hayallerinin zihnimizde canlandırılması tarzında olur ki bu sadece şekillere ve eşyaya bağlı ve görebildiğimiz dünya ile sınırlı kalır.

Yazılı ve sözlü mücerret düşünce ürünü dil yalnızca insana mahsus bir özellik olup insandan sonra veya onun yanı başında olup biten bir varlık alanı değil, onunla birlikte ortaya çıkan bir varlık alanıdır. Dil ile varlık âlemi arasında sıkı bir karşılıklı münasebet vardır. Düşünmenin dil olmadan mevcut olmasına imkân yoktur. Çünkü düşünme ancak varlık âleminde karşılığı ve herhangi bir an­lamı olan mevcut kelimelerle faaliyette bulunur. Dil ile düşünme ameliyesi ve öteki varlık alanları arasında sıkı bir münasebet vardır. Bu bakımdan sunî olarak ortaya atılan kelimeler cümlenin, fikrinyapısında bir boşluk meydana getirirler. Çünkü varlık âleminde karşılığı bulunmayan bir kelimenin herhangi bir fikri ifade etmesine imkân yoktur. Bir kelimenin varlık âleminde karşılığının bulunması ise o kelimenin düşünme ve görme ile meydana gelmesi demektir.

Dil görüleni ve düşünüleni tesbit edebilmekte ve bunlar dil ara­cılığıyla nesilden nesile devredilebilmektedir. Böylece bir neslin ba­şarısından, daha sonra gelen nesillerin de faydalanmasına imkân ha­zırlanmaktadır. Eğer böyle olmasaydı her nesil ancak kendi zamanı içinde kapanıp kalan bir varlık tarzına sahip olacaktı. Ayrıca düşün­ceyle birlikte diğer faaliyetlerin ürünü olan bilgi ve sanat da hiç iler-lemeyecekti. Yapılan ve başarılan şeyler ancak dil sayesinde korunabilmekte, nesilden nesile aktarılmaktadır. Öğrenim ve eğitim dil ile mümkün olmakta ve insanın gelişmesi gerçekleşmektedir. İnsan an­cak- dil sayesinde varlık âleminin içine dalabilmekte, onun derinlik­lerine yürüyebilmekte ve varlık âlemini aydınlatabilmektedir.

Bir dil ile düşünülmediği, ilim ve felsefe yapılmadığı zaman o dilde yoksulluk, fakirlik hüküm sürer. Böyle durumlarda dil herke­sin elinde oyuncak olur; herkes kelime uydurma yarışına kalkar. Bu ise doğru bir hareket tarzı değildir. Dilin zenginleşmesi, yeni bir di­namizm kazanması tek bir insanın ürünü değil, bir toplumun tarihi­nin mahsulüdür. Bu alanda herkese düşen kendi diliyle düşünmek, kendi diliyle görmek ve kendi tarihî varlığının dayandığı diline karşı saygı göstermektir. Çünkü bir milletin dili o milletin dünya görü­şünden ayrı olamaz. Bu dünya görüşü dili belirler ve geliştirir. Bu yüzden de bir millet ancak dilini yetkin bir seviyeye eriştirdiği za­man fikrî bir ilerleme kaydedebilir.

Dil ve düşünme iç içedir. Bu yüzden düşünme faaliyeti halis, canlı olduğu nispette dilde de bir gelişme temel atmağa başlar. Çünkü düşünülen ve görülen şeyler ifadesini ancak dilde bulabilir. Dilin gelişmesi düşüncenin gelişmesi demektir. Çünkü dilin oluşu düşünceden yani ilim, sanat, teknik gibi insan başarılarından önce veya sonra gelen bir oluş değildir

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle