|
Karahanlı (Hâkaniye) ve Hârizm-Altın Orda Türkçelerinin devamı olarak Çağatay, İlhanlı ve Altın Orda devletlerinin kültür merkezlerinde XIII-XV. yüzyıllar arasında gelişme gösteren ve Ti-murlular döneminde (1405-1506) İslâm medeniyetinin tesiri altında zengin bir edebiyat meydana getiren Türk yazı diline Çağatay Türkçesi adı verilmektedir. Ayrıca bu yazı dili, Orta Asya'dan batıya doğru göç edenlere nazaran, doğuda kalan Türk boylarının konuşup yazdıkları dil olduğu için Doğu Türkçesi, hatta Ali Şir Nevaî ile klasik bir nitelik kazanmasından dolayı "Nevaî Dili" olarak da isimlendirmiştir.Çağatay ismi, Cengiz Han'ın ikinci oğlu Çağatay'a nisbetle kullanılan bir adlandırmadır. Önceleri Çağatay Han'ın sülâlesi ve bu sülâle tarafından kurulan devletin adı olarak kullanıldığı halde, sonradan Maveraünnehir'deki Türk unsurları, Timurlular zamanında gelişen edebî Türk dili ve bu dilde meydana getirilen edebiyat için de Çağatay adı kullanılmıştır. Çağatay dili, Karahanlı ve Uygur yazı diline dayanmakla birlikte, bu edebî dilin teşekkülünde Moğol istilâsından sonra, Orta Asya'daki mahallî şivelerin karışmasının da önemli rolleri olmuştur. Ayrıca bu oluşumda İslâm kültürü ile Fars edebî dilinin de tesiri bulunduğu muhakkaktır. Farsça'nın Orta Asya Türk devletlerinde resmî dil olarak hüküm sürmesi ve klasik Fars edebiyatının gelişmesinde Türk devletleri yöneticilerinin yardımları bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Çağatay edebî dilinin başlangıcı ve devreleri konusunda görüş birliği bulunmamakla birlikte, Çağatay Türkçesi'nin gelişme devreleri genel olarak a) İlk Çağatayca (Klasik öncesi, XV. yüzyıl başlarından Nevaî'nin 1465'te ilk divanını tertibine kadar), b) Klasik Çağatayca (1465-1600), c) Klasik sonrası (1600-1920) olmak üzere üç safhada değerlendirilmektedir. Cengiz'in ölümünden sonra (1277), imparatorluk toprakları oğulları arasında pay edildi. Horasan ve Maveraünnehir bölgesi, Cengiz'in ikinci oğlu Çağatay'ın yönetiminde kaldı. Bu sahada kurulan Çağatay Devleti, XV. yüzyıldan itibaren Timurlular'in idaresinde siyasî ve kültürel açıdan büyük bir gelişme kaydetti. Semerkant, Herat, Merv, Belh gibi şehirler önemli bir kültür merkezi haline getirildi ve Çağatay dili de bu merkezlerde büyük ilerleme sağladı. Bir dizi Eski Türkçe özelliklerin korunduğu ve bir geçiş dönemi özelliğini taşıyan klasik öncesi devirde meydana getirilen eserler, genellikle divan şiirinin ilk örneklerini oluşturmaktadırlar.XIV. yüzyılın ikinci yarısı ile XV. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Hucendî'nin "mefâîlün mefâîlün feûlün" kalıbıyla kaleme alıp Emirzâde Mahmud Tarhan'a ithaf ettiği Letâfetnâme; hayatı hakkında yeterli bilgi bulunmayan, daha çok kaside ve gazelleriyle Çağatay şiirinin ilk önemli şairi olarak kabul edilen Sekkâkî'nin divanı; XV. yüzyılın ilk yansında şöhret bulan ve Çağatay edebî dilini ustalıkla kullanarak kendisinden sonra gelen bir çok şaire tesir eden Mevlânâ Lutfî'nin divanı ile Celâleddin Tabîb'in aynı adlı Farsça mesnevisinden tercüme ederek meydana getirdiği Gül ü Nevruzu; Yesevî dervişlerinden İsmail Ata'nın torunlarından olan Belhli Atâyî'nin şiirleri; Mevlânâ Lutfî'den sonra XV. yüzyılın en güçlü şairi kabul edilen Mîr Haydar Tilbe'nin, Timur'un torunlarından İskender b. Ömer Şeyh Mirza adına "müfteilünjmüfteilün feûlün" kalıbıyla kaleme aldığı Mahzenü'l-esrâr; asıl adı Abdürrahim Hafız olan ve daha çok Hâfız-ı Hârizmî diye tanınan Hârizmî'nin divanı. Bu eser Ali Şir Nevâî'nin divanından sonra Çağatay edebiyatının en mükemmel ve hacimli divanı olarak kabul edilmektedir. Tek nüshası bilinen Hârizmî divanı, Hamit Süleymanov tarafından Kiril harfleriyle iki cilt halinde yayımlanmıştır. Şahruh'un oğlu Baysungur'un nedimlerinden olan Yûsuf Emîrî'nin divanı, 1429'da tamamlayıp Baysungur Mirza'ya ithaf ettiği ve on mektuptan oluşan Dehnâme adlı mesnevisi ile Beng ü Çağır adlı nazım nesir karışık münazarası; XIV. yüzyılın ikinci yansı ile XV. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı zannedilen Ahmedî adlı bir şairin, çeşitli telli sazlar arasında geçen bir atışmayı konu edinen ve "Telli Sazlar Münazarası" olarak adlandırılan 130 beyitlik küçük mesnevisi; h?yatı hakkında yeterli bilgi bulunmayan Yakînî'nin Ok Yaynıng Münazarası isimli mensur eseri; Mîrân Muhammed Şah'in oğlu olup Şahruh Mirza zamanında Horasan valiliği de yapmış olan Ahmed Mirza' nın 320 beyitten meydana gelen ve aruzun "mefâîlüıı mefâîlün feûlün" kalıbıyla kaleme alınan Taaşşuknâme, adlı mesnevisi; kullandığı sade dil ile dikkat çeken ve XV. yüzyılın önde gelen şairleri arasında yer alan Gedâyî'nin divanı gibi eserler klasik dönem öncesi Çağatay dilinin belli başlı dil yadigârlarıdır. XV. yüzyılın ikinci yarısında özellikle Sultan Hüseyin Baykara'nın saltanat yıllannda (1469-1506) Herat, hem siyasî hem de ticarî bir merkez olmasının yanında, ayrıca bir kültür ve sanat merkezi haline de geldi. Herat edebî muhiti bu sırada yalnızca Horasan ve Maveraünnehir gibi merkezlerle temaslarını sürdürmekle kalmıyor aynı zamanda İran, Irak, Tebriz ve İstanbul gibi kültür merkezleriyle de sürekli ilişkiler içerisinde bulunuyordu. Bu dönemde Timurlu sarayında resmî dil olarak Farsça kullanılmaktaydı. Ancak Hüseyin Baykara zamanında Farsça yanında Türkçe de büyük değer kazanmış, bir çok şair Türkçe ile de şiirler yazmaya başlamış ve Türkçe'yle de büyük sanat eserleri ortaya konulabileceğini göstermişlerdi. Klasik devir Çağatay edebiyatının olduğu kadar, bütün Türk edebiyatının da en önemli şahsiyetlerinden biri olan Ali Şir Nevâî, Azerî ve Anadolu sahasında da okunmuş, Osmanlı şairlerince üstat tanınmış ve XV. yüzyıldan bu yana şiirlerine pek çok nazire yazılmıştır. Meydana getirdiği divan, mesnevi, tezkire, hal tercümesi, tarih vb. gibi değişik türlerde; musiki, aruz, dil, din vb. gibi farklı konularda kaleme aldığı otuza yakın eser, klasik Çağatay edebiyatının teşekkülünde ve gelişmesinde büyük hizmet görmüştür. 1438'de Herat'ta doğan ve 1469'da Horasan'da tahta geçen Hüseyin Baykara, şair olarak önemli bir varlık göstermemekle birlikte, yine de klasik Çağatay şiirinin Nevâî'den sonraki ilk siması olarak kabul edilmektedir. Divanı ve otobiyografi tarzındaki bir risalesi İsmail Hikmet Ertaylan tarafından tıpkı babım halinde yayımlanmıştır. Sultan Hüseyin Baykara devri şairlerinden biri de Yusuf u Züleyha mesnevisiyle tanınan Hâmidî'dir. Klasik Çağatay edebiyatı Hüseyin Baykara'nın ölümünden sonra Şeybânîler'le Orta Asya'da, Bâbür ile Hindistan'da devam etti. XVI. yüzyılda Çağatayca yalnız bir şiir dili olarak kalmayıp kültür dili olarak da gelişme gösterdi ve edebî, dinî, ahlakî, tarihî konularda manzum ve mensur bir çok eser telif edildi. Arapça ve Farsça'yı bilen, âlim ve sanatkârları koruyan ve kendisi de sanatçı bir kişiliğe sahip olan Şeybânî Han, "Şibânî" mahlasını kullanarak divan tarzında şiirler yazdığı gibi, Ahmet Yesevî' ye bağlılığı sebebiyle hikmet tarzında sade bir dille, hece vezniyle ve dörtlükler halinde de şiirler yazdı. Divanı, Bahrü'l-hüdâ adlı mesnevisi ve fıkıhla ilgili bir risalesi vardır. Şeybânî Han'ın küçük kardeşi Mahmud Han'ın oğlu Ubeydullah Han da, "Kul Ubeydî" ve "Ubeydî" mahlaslarını kullanarak hem dinî-tasavvufî hem de din dışı şiirler yazmıştır. Divanının bir çok nüshası bulunmaktadır. Önceleri Hüseyin Baykara'nın hizmetinde iken sonradan Şeybânî Han'ın maiyetine giren Muhammed Salih ise daha çok Şeybânî Han'ın zaferlerini anlatan ve manzum bir kronik olan Şeybânînâme adlı eseriyle tanınmaktadır. Afganistan ve Hindistan'ın büyük bir kısmında, Hint-Türk İmparatorluğunu kuran Bâbür'ün (1483-1530) kendi hayatını anlattığı ve dünya çapında bir ilgiye kavuşmuş otobiyografi niteliğindeki eseri Bâbürnâme ise Çağatay nesrinin bir şaheseri olarak kabul edilmektedir. Eser Reşit Rahmeti Arat tarafından yayımlanmıştır. Ayrıca şiirleriyle de dikkat çeken Bâbür, Ali Şir Nevâî'den sonra Çağatay şiirinin en güçlü şairi olarak değerlendirilmektedir. Divanı Denison Ross, A. Samoyloviç ve Fuat Köprülü tarafından yayımlanmıştır. XVII. yüzyıldan sonra Orta Asya Türklüğü, siyasî ve iktisadî bakımdan olduğu kadar kültürel bakımdan da gerilemeye başladı. Böylece Çağatay dili de eski etkinliğini kaybetti ve XIX. yüzyıla gelinceye kadar geniş bir coğrafî sahada konuşma ve yazı dili olarak kullanılmakla birlikte, edebiyatta eskisi kadar güçlü şahsiyetler yetişmedi. Bu dönemin en ünlü yazarı, Hive ve Hokand'da yetişen şairler arasında zikri geçen ve Şecere-i Türk ve Şecere-i Terakime adlı eseriyle tanınan Ebü'1-Gazi Bahadır Han'dır.
|