|
Diller başlangıçta ortak bir kaynağa dayanmakla birlikte, zaman içinde, özellikle coğrafî sahalarda dağılma meydana geldiği anlarda, bir takım lehçelere ayrılıp yeni özellikler kazanmaktadırlar. Türkçe ilk ortaya çıktığı vakit bu günkü gibi dağınık bir durumda değildi. Orta Asya'da sınırlı bir bölgedeydi. Orta Asya'nın Türklüğe dar gelip Türkler'in bu havzanın dışına taşmasından itibaren Türk dilinde de bazı farklılaşmalar başladı. XI. yüzyıl ve sonrası Orta Asya Türklüğü için devamlı bir göç devri oldu. Bir kısım Türk kolları orada kendilerini muhafaza ederlerken bir kısım Türk boyları da batıya doğru göç ettiler. Batıya göç edenler de çeşitli yönlere ayrıldılar. Kimisi kuzeyi takip etti ve Karadeniz'in kuzeyine gitti. Bir kol Kafkaslar'da konakladı; bir kol güneye indi, bir başka kol Anadolu'ya girdi. Böylece büyük kitleler halinde göç eden Türk boyları İran, Azerbaycan, Kafkasya, Suriye, Irak, Mısır, Anadolu ve Rumeli'ye yayıldılar. Bu geniş coğrafî yayılış, o zamana kadar Orta Asya'da tek bir yazı dili halinde devam eden Türk dilinde bazı farklılaşmalara sebebiyet verdi ve Türkçe bir takım dallanmalara uğradı. Ancak her kol bir yazı dili kurma imkânı bulamadı, bu yüzden dilleri sadece konuşma dili olarak kaldı. Bazı sahalarda ise meydana getirilen yazı dilleri gelişme imkânı bularak günümüze kadar devam etti. Ancak gelişme imkânı bulan Türk dili kolları da taşıdıkları özellikler bakımından birbirinin aynısı olmadı. Batı Türkçesi, Hazar denizinin güneyinden batıya uzanan ve Anadolu, Kuzey ve Güney Azerbaycan, Irak, Suriye, Adalar, Rumeli ve'Güney Afrika'da kullanılan Türkçeye verilen addır. Bu kol Oğuz lehçesine dayandığı için Oğuz grubu da denilmektedir. Anadolu Türklüğünün büyük bir kısmını Oğuz boyları oluşturmaktaydı. Oğuzlar Anadolu'ya kendileriyle birlikte edebî geleneklerini de getirmişlerdi. Böylece Anadolu'da Oğuz şivesine dayalı yeni bir yazı dili gelişmeye başladı. Ne var ki bu yazı dilinin gelişip edebî bir dil hüviyetini kazanması pek kolay olmadı. Anadolu Selçukluları'nda XII. yüzyıl sonlarına kadar ilim ve edebiyat dili olarak Arapça ve Farsça'nın kullanılması, çeşitli savaşlar, Moğollar ve Haçlı seferlerinin tahrip edici akınları sonucunda bir çok kütüphanenin yakılıp yıkılması gibi olumsuz tesirler, Türk yazı dilinin oluşumunu bir müddet geciktirdi. Anadolu Selçuklu Devleti'nin Moğol baskısıyla zayıflamasından sonra ortaya çıkan Anadolu beylikleri döneminde Türkçe'ye daha çok değer verildi; daha çok Türkçe eser meydana getirildi. Beylikler devri Türk dili yadigârlarının en zengin eserleri Osmanlı Beyliği devrinde ve Osmanlı topraklarında yazıldı. Beylikler arasındaki siyasî mücadele de Osmanlılar lehine sonuçlandı. Böylece Osmanlılar yeni bir devlet kurarak Türkmenler ve Azeriler dışında bütün güney batı Türkleri'ni kurdukları devletin sınırları içinde toplayarak Anadolu ve Balkanlar'da Türk birliğini sağladılar; Türkçe'yi de resmî dil haline getirdiler. Türkçe bir yazı dili olarak teşekkül etmiş oldu. XIII. yüzyılın ilk yarısından başlayıp günümüze kadar gelen ve Anadolu'da, Balkanlar'da, adalarda, Irak ve Suriye'de, Güney ve Kuzey Azerbaycan'da hâlâ devam etmekte olan bu yazı diline Türk şivelerinin sınıflandırılmasında batı grubunda yer almasından dolayı "Batı Türkçesi" adı verilmektedir. Batı Türkçesi içerisinde de saha bakımından zamanla iki daire oluştu. Bunlardan birini Azeri sahasını içine alan Azeri Türkçesi, ötekini de Osmanlı sahasını içine alan Türkiye Türkçesi teşkil etti. Azeri Türkçesi, Batı Türkçesi'nin Kuzey ve Güney Azerbaycan bölgelerinde konuşulan koludur. Aslında XVI. yüzyıla gelinceye kadar Türkiye Türkçesi'nin özelliklerini aksettiren Azeri Türkçesi, XVI. yüzyıldan sonraki gelişmeler doğrultusunda bir yazı dili olarak şekillenmeye başlamıştır. Tamamen Türkiye Türkçesi'nin etkisi altında gelişme gösteren Azeri Türkçesi Sovyet hakimiyetinden sonra, Türkiye'den uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Bu yazı dili ile Türkiye Türkçesi arasında çok fazla bir dil ayrılığı yoktur. İlk defa karşılaşan bir Azeri Türkü ile bir Türkiye Türkü yüzde doksan nisbetinde anlaşabilirler. Esasen Azeri Türkçesi ile Türkiye Türkçesi arasındaki fark sadece söyleyiş bakımındandır. Bu da ancak Anadolu ağızları ile yazı dilimiz arasındaki kadardır. Son zamanlarda ortaya çıkan "Türkiye Türkçesi" terimi ile bu günkü Türkiye Cumhuriyeti ve eski Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde konuşma ve yazı dili olarak kullanılan Türkçe kastedilmektedir. Esasını Oğuz şivesinin olşuturduğu bu yazı dilinin Anadolu'da ne zaman bir edebî dil halinde teşekkül ettiği hususunda fikir verebilecek eserlerden bu gün için mahrumuz. Bununla birlikte Türkiye Türkçesi'nin Anadolu'nun Türkleşmesinden ve Selçuklu Devleti'nin burada tamamen yerleşip hakimiyetini kurduktan sonra başlamış olduğu tahmin edilmektedir. Anadolu'da teşekkül eden bu yazı dili, iç ve dış gelişmesi ve tarihî dönemleri bakımından üç devreye ayrılmaktadır1-Eski Anadolu Türkçesi 2-Türkçesi Osmanlı Türkçesi 3-Türkiye Türkçesi
|