|
Eski anadolu Türkçesi döneminin önde gelen şairlerinden olan Şeyyad Hamza'nın hayatı hakkında çok az şey bilinmektedir. Bursalı Lami'i Çelebi'nin (ö. 938/1532) Letâif''inde anlatılan iki fıkrada Nasrettin Hoca ile konuşturulmasına ve Akşehir Mezarlığı'nda Şeyyad Hamza'nın kızı Aslı Hatun'a ait bir mezar kitabesinin bulunmasına bakılarak, onun Nasreddin Hoca ile çağdaş olup Akşehir ve çevresinde yaşamış olabileceği ileri sürülmüştür. Ancak kızı AslıHatun'a ait mezar taşlarını bulan Rıfkı Melul Meriç, kitabedeki 749 (1348) yılına bakarak aradaki zaman farkı dolayısıyla, XIV. yüz yılda vefat eden kişinin XIII. yüz yılda yaşadığı kabul edilen bir kimsenin kızı olmasını tereddütle karşılar. Fakat elinde başka delil olmadığından kesin bir şey söyleyemez. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalarda, Şayyad Hamza'ya ait yeni şiirlerin ortaya çıkmasıyla edinilen bilgiler ışığında onun 1348 yılında hayatta olduğu, bu güne kadar zannedildiği gibi Şeyyad Hamza'nın XIII. yüz yıl şairi değil, en iyimser tahminle XIII. yüz yılın son çeyreği ile XIV. yüz yılın ilk yarısında yaşamış olduğu kesinlik kazanmıştır Münferit Şiirleri: Şeyyad Hamza'nın ele geçen şiirlerinde, ikisi hariç, dinî ve tasavvufî düşünceler ağır basmaktadır. Hemen hemen bütün şiirlerine hakim olan konu, dünyanın faniliği ve ölüm temalarıdır. Ecelin hükümdar, zengin fakir, güzel çirkin demeden herkes için mukadder olduğuna dikkat çeken şair, devlet, varlık, güzellik gibi geçici şeylerle gururlanmayı ve bir viraneden ibaret olan şu dünyada gaflet uykusundan uyanıp Kur'an'a sarılmayı tavsiye eder. Şeyyad Hamza'nın bu zamana kadar 15 manzumesi bulunmuş ve bunlar ayrı kişiler tarafından farklı yerlerde yayımlanmıştır. Dâstân-ı Sultan Mahmud:"Fâilâtün fâilâtün fâilûn" kalıbıyla yazılmış 79 beyitlik bir Mesnevidir. Düşünce ve ifade gücü bakımından şairin olgunluk çağma ait olduğu tahmin edilebilir. Münazara ve nasihatname türünden sayılabilecek olan bu küçük eser, klasik mesnevi tertibine uygun olarak kaleme alınmıştır. İki bölüm halinde değerlendirilebilecek olan mesnevinin birinci bölümünde Şeyyad Hamza, zenginlik ve yoksulluğu karşılaştırmış; ikinci bölümde ise nefsin zararlarını, zenginliğin insanı azdırması gibi hususları işleyerek dünyanın faniliğinden ve Tann'ya kavuşmak için nefsi öldürmek gerektiğinden bahsetmiştir. Bunu yaparken de Slutan Mahmud gibi kudretli bir hükümdarla yoksul bir dervişi, diğer bir ifadeyle madde ile manayı karşılaştırarak nefsine hükmetmesini bilen dervişi, varlık ve ihtişam içindeki sultandan üstün göstermeye çalışmıştır. Dâstân-ı Sultan Mahmud Sadettin Buluç tarafından metin ve sözlük halinde yayımlanmıştır Yusuf u Züleyha. En eski dinî hikâyelerden biri olan Yusuf u Züleyha hikâyesi, kaynağını Tevrat'tan alarak değişik biçimlerde günümüze kadar gelmiştir. Kur'an-ı Kerim'de "ahsenü'l-kasas" (hikâyelerin en güzeli) olarak nitelendirilen (bk. Yûsuf 12/3) bu kıssa, daha İslâmiyet'in ilk çağlarından beri dinî biçimiyle okunup söylenmeye, hatta bir aşk hikâyesi olması bakımından da manzum ve mensur olarak "Destân-ı Yusuf, Kıssa -i Yusuf, Yusuf u Züleyha, Ahsenü'l-kasas" gibi değişik isimler altında hikâye halinde yazılmaya başlanmıştır. Hikâye üzerinde çalışan müellifler, konunun dinî muhtevalı olup ayrıca brr peygamberin hayatını anlatması bakımından, vak'anın esasında bir değişiklik yapmamışlardır. Esas olarak Kur'an'daki şekle bağlı kalmakla birlikte, ayrıca tefsir kitaplarındaki açıklamalardan da yararlanmışlar ve böylece konuyu kendi duygu ve düşünceleriyle işleyerek onu oldukça samimi ve canlı bir şekilde anlatmaya çalışmışlardır. İslâmî edebiyat çerçevesinde Yusuf kıssasını mesnevi şeklinde ilk defa İran şairi Firdevsî (ö. 411/1020 [?]) kaleme almıştır. Daha sonra hamse sahibi bir çok İran şairi Yusuf u Züleyha hikâyesini manzumeleştirmişlerdir. Türk dili ile Kıssa-i Yûsuf u ilk defa Ali adlı bir şair yazmıştır. Yalnızca Kıssa i Yûsuf hikayesiyle tanınan şairin hayatı hakkında hiç bir bilgi yoktur. Ancak eserindeki Oğuz ve Kıpçak Türkçesi özelliklerine bakılarak XII. yüz yılın sonlarıyla XIII. yüz yılın başlarında Harizm sahasında yaşamış olduğu tahmin edilmektedir. Anadolu sahasında ise Yusuf u Züleyha hikâyesi ilk önce Şeyyad Hamza tarafından kaleme alınmıştır. Aruzun "fâilâtün fâilâtün fâilât" kalıbı ile yazılmış olan eserin tam adı "Destân-ı Yûsuf aleyhi's-selâm ve hazâ ahsenü'l-kasasi'l-mübârek" şeklinde olup 1529 beyitten meydana gelmektedir. Şeyyad Hamza eserini meydana getirirken, esas olarak Kur'an-ı Kerim'de Yûsuf suresinde anlatılan kıssaya sadık kalmakla birlikte, daha önce yazılmış olan Ali'nin Kıssa-i Yusuf'undan da yararlanmıştır. Klasik mesnevi tertibine uygun olarak meydana getirilen Yusuf u Züleyha'da dokuz Beyit tutan besmele, tevhid, münacaat ile, üç beyitlik naattan sonra "Bundan sonra imdi anla söz yatın/ Nicedür aydam Yusuf hikâyetin" beyitiyle esas konuya girilir. Eserde yer yer "nükte" başlığı altında, doğrudan doğruya konu ile ilgili olmayan bazı nasihatlar da vardır. Ayrıca okuyucu sık sık salavat getirmeye davet edilmektedir. Bu yönüyle Yusuf u Züleyha nın meclislerde okunan bir kitap niteliği taşıdığı söylenebilir. Oldukça sade ve pürüzsüz bir dile sahip olan eser, Eski Anadolu Türkçesi'nin ses ve şekil özelliklerini geniş ölçüde yansıtması bakımından büyük değer taşımaktadır. Benzer Sayfalar: Nazım Şekilleri Divan Şiiri Divan Şairleri Edebi Sanatlar Aruz Vezni Divan Edebiyatı
|