|
İSTANBUL'DA H. 933/M. 1526 yılında doğdu. Fatih Camii müezzinlerinden Mehmed Efendi'nin oğludur. Asıl adı Abdülbâkî Mahmud olan Bakî, yoksul bir ailenin çocuğu olması sebebiyle saraç çıraklığına verilmiş ve komşuları Karamanlı Mehmed Efendi'nin delâletiyle medreseye girebilmiştir. Kendilerine «Ahaveyn» denilen Müderris Karamanlı Mehmed ve Ahmed Efendi'lerin derslerini izleyen Baki'nin okul arkadaşları arasında onüç şâir daha vardı. Nev'î, Üsküp'lü Vâlihî ve ünlü yazar Hoca Saadeddin şâirin okul arkadaşlarından idiler Bakî, bu sanatkâr arkadaş çevrerinde çabucak gelişerek sivrildi. Daha yirmi yaşına girmeden, şiirdeki kudretini Zati gibi eski ünlü üstâdlara kabul ettirmiş bulunuyordu, Karamanlı Mehmed Efendi'nin terfi ettirilerek Edirne'ye gönderilmesinden sonra Bakî, daha sonra Şeyhülislâm olan Kadızâde Şemsüddin Efendi'nin derslerine devam etti. Bu yeni hocasının Halep Kadılığına tâyin edilmesi üzerine onunla birlikte Haleb'e gitti, orada bazı mahkemelerde nâib olarak görev aldı. Dört yıl kadar orada kaldıktan sonra yine hocasıyla birlikte İstanbul'a döndü. Dönüşte, Konya'da, Şam Kadılığına giden Mehmed Çelebi'ye rastladı ve ondan babası ünlü Ebüssüûd Efendi'ye verilmek üzere bir tavsiye mektubu aldı. Daha önce Kanunî Sultan Süleyman'a sunduğu Kasidesiyle pâdişahın iltifatına mazhar olan Bâkî'nin yıldızı Semiz Ali Paşa zamanında parladı. H. 969 yılında «Dânişmend» oldu iki yıl sonra da Silivri Pirî Paşa Madresesine, H. 972'-de de İstanbul Murad Paşa Medresesine tâyin edildi.
Bâkî'yi seven ve takdir eden Kanunî onu koruyor, iltifat ve ihsanlarıyla yüceltiyordu. Şâir için refah ve saadet devri başlamıştı. Kanûnî'nin ölümü Bakî için büyük bir darbe oldu. Onun için yazdığı Mersiyedeki duygularının samimî olduğundan şüphe edilemez. Selim II. zamanında önceleri gözden düşmüş gibi görünen şâir kısa zamanda yeniden yükselmeye devam etti. İyi arapça, farsça bilen Bakî, bilgin ve sanatkâr bir şairdi. Kanunî Sultan Süleyman, Selim II., Murad III., Mehmed III. devirlerinde yaşamış, gözden düştüğü kısa süreler dışında, daima rağbet görmüş, el üstünde tutulmuştur.
En büyük ihtirasının Şeyhülislâmlık mevkiine ulaşmak olduğu anlaşılan Bakî, üç defa Şeyhülislâmlıktan bir alt kademe olan Kazaskerlik mevkiine (Anadolu ve Rumeli Kazaskerliklerine) yükselmiş ise de, bu arzusuna kavuşamadan ölmüştür. Ölümü H. 1008/M. 1600 yılındadır. Gerek sağlığında, gerek Ölümünden sonra Şâirler Sultanı (Sultân-üş-Şuarâ) diye anılmış olan Bakî, şiirlerini bir kuyumcu titizliği ile işlemiş, söz sanatlarını ustaca kullanmış, kusursuz şiirleriyle Türk Dîvân Edebiyatında en büyük üstâdlar arasına girmiştir. Fuzuli'den sonra çağının en büyük şâiridir. Ustalığını bilhassa Gazel ve kasîdelerinde göstermiştir. İmale-Çekme ve Zihafa fazla yer ver-memiş, Türk dili ile aruzun kaynaşmasında önemli bir rol oynamıştır Bu yönden «müceddid» sayılmıştır. Mutasavvıf bir şâir değildir.Onun için aşk bu dünyaya ait bir meseledir, insan yaşarken bu gelip-geçici dünyanın zevklerinden, nimetlerinden yararlanmalıdır görüşündedir. Şiirlerinde duygudan daha çok düşünce hâkimdir. Fuzûlî'deki ince duyarlık onda pek görülmez. Yeni buluşlara, kullanılmamış teşbihlere çok önem vermiş ve büyük başarı sağlamıştır. Şiirlerinde mağrur bir edâ vardır. Bu edâ, kendi sanat kudretini bilmesinden ileri gelir. Tabiatiyle Osmanlı İmparatorluğunun en parlak bir devrinde yaşamasının da bu edasına tesir ettiği düşünülebilir. Dili ağdalıdır. Kanunî Sultan Süleyman'ın ölümü üzerine yazdığı terkib-i bend şeklindeki ünlü mersiyesinde olduğu gibi yabancı kelime ve tamlamalara fazlaca yer vermiştir.
Divanından başka, Kastalânî'nin arapça «El-Mevâ-hib-ül-Ledüniyye b'il-Minah il-Muhammediyye» adlı eserinden çevirip bazı eklemeler ve çıkarmalar yaptığı Maa-lim-ül-Yakin fi Sîret-i Seyyid il-Mürselin; Fazail-ül-Ci hâd, Fazâil-i Mekke, Hadîs-i Erbain Tercümesi gibi çeviri eserleri de vardır. Bunlar bilimsel eserlerdir. Sanatıyla ilgili bütün eserleri dîvânındadır. Gazel Söylemez küsmüş bana cânâne söylen söylesün Neyledüm ol yâr-ı âlî-şâne söylen söylesün Nâz ile güftâre gelmezse helak eyler beni Ol cefâ vü çevri bî-pâyâne söylen söylesün Derd-i aşkı gayrdan sorman ne bilsün çekmeyen Ânı yine âşık-ı nâlâne söylen söylesün Hâr-ı zahmında neler çekdüğümü gül-zârda Bağ-bân-ı bülbül-i giryâne söylen söylesün Baakî'yâ dil durmasun güftâra takat kalmadı Vaktidir ol husrev-i devrâne söylen söylesün Benzer Sayfalar: Nazım Şekilleri Divan Şiiri Divan Şairleri Edebi Sanatlar Aruz Vezni Divan Edebiyatı
|