|
17.yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Na'ili, Na'ili-i Kadim diye de tanınır. Hayatı hakkında bilinenler azdır. İstanbullu'dur. Katiplik yapmış, ömrünün son yıllarını doğup büyüdüğü İstanbul'dan uzakta, sürgüne gönderildiği Edirne'de sıkıntı içinde geçirmiştir. Ölümünden kısa bir süre önce İstanbul'a dönen Na'ili 1666 yılında İstanbul'da ölmüştür. Şiirlerinden, iyi yetişmiş, kültürlü, olgun bir kişi olduğu anlaşılmaktadır. Na'ili, tasavvufun etkisinde kalmış, Halvetiye tarikatına girmiştir. Bilinen tek eseri Divan'ıdır.Na'ili 17. yüzyılın gazel ustalarındandır. Kendisinden söz eden bütün kaynaklar, onun şiirde yeni bir çığır açtığı görüşünde birleşirler. Na'ili, Neşati'yle birlikte "Sebk-i Hindi"nin edebiyatımızdaki en başarılı temsilcisi olarak tanınır. "Sebk-i Hindi" şiirinde görülen anlam derinliği, hayal genişliği dilde yabancı kelime ve uzun tamlama kullanımı Na'ili'nin şiirlerinin de başlıca özelliklerindendir. Ufak tefek, zayıf, hastalıklı bir insan olması, mesleğinde ilerleyememesi ve şairliğiyle kendisine rahat bir geçim sağlayamaması yüzünden şiirlerinde karamsar bir ruh hali sezilir. Karamsar duyguların, ıstırabın anlatımı belirttiğimiz bu nedenlerden dolayı kişiliğine uygun düştüğü gibi "Sebk-i Hindi"nin de başlıca özelliklerindendir. Na'ili, ruhundaki bu kötümserliği, tasavvufun mistik huzuru içerisinde eriterek şiirlerinde vermeye çalışmıştır. Na'ili'nin şiirlerine konu olan aşk, çoğunlukla ilahi aşktır. Sanatçı tasavvufu daha çok gazellerinde ve müseddeslerinde işlemiştir. Şiirlerinde ilahi aşkı işlemesi nedeniyle tasavvufa düşkünlüğü görülmekle birlikte Na'ili, kendisinin de şiirlerinde belirttiğine göre dünyayla olan bağını kesememiş, dolayısıyla gerçek bir mutasavvıf olamamıştır. Na'ili bu durumdan şiirlerinde yakınır. Daha sonraki yüzyıllarda da etkisini sürdüren Na'ili, Tanzimat Dönemi'nde de Divan edebiyatı geleneğini sürdüren Leskofçalı Galip, Yenişehirli Avni ve Arif Hikmet üzerinde etkili olmuştur. Hevâ-yi aşka uyub kûy-i yara dek giderüz Nesîm-i subha refikiz bahâra dek giderüz Pelâs-pâre-i rindî be-dûş u kâse be-kef
Zekât-ı mey verilür bir diyâra dek giderüz Tarîk- fâkada hem-kefş olub Senaî'ye
Cenâb-ı Külhani-i Lây-hâra dek giderüz Verüb tezelzül-i Mansur'u sâk-ı arşa tamam
Hudâ Hudâ diyerek pâ-yı dâra dek giderüz Ederse kand-ı lebün hâtır-ı mezâka hutûr
Diyâr-ı Mısr'a değil Kandehâr'a dek giderüz Felek girerse kef-i Nâiliye dâmânun
Senünle mahkeme-i Kirdigâr'a dek giderüz
|