|
TENÂSÜB Mürâ'ât-ı Nazır, Telfîk, Tevfîk, Istilâf. Anlamca ilgili olan kelimelerin, bir mısra' veya beyitte bir araya getirilerek söylenmesi san'atıdır: Husrev-i hûbân eden sen dilber-i Şîrîn-lebi Bîsütun-ı 'ışk içinde beni Ferhâd eyledi Hoca Dehhani (Sen şîrîn-dudaklıyı güzellerin Husrev'i yapan, beni 'aşk bîsütûnu içinde Ferhâd etti.) 'Şîrîn', 'Husrev ü Şîrîn' ile 'Ferhâd ü Şîrîn' hikâyelerinin baş kadın kahramanıdır; 'Husrev' ve 'Ferhâd' ise baş erkek kahramanlarıdır. 'Bîsütûn' ise 'Ferhâd'ın "Şîrîn'in 'aşkıyla yardığı dağın adıdır. Dolayısıyla bu beyitte: "Husrev-Şîrîn Ferhâd-Bîsütûn" kelimeleriyle, «hûbân -'ışk-dilber» kelimelerinin anlam ilgileri düşündürülerek Tenâsüb san'atı yapılmıştır. Tenâsüb'ün başhca bir türü vardır: İhâm-ı Tenâsüb: Türlü anlamları olan bir kelimenin kasdolunmayan bir anlamıyla, diğer bir kelimenin anlamı arasında ilgi kurma san'atıdır: Pek uçurma bildiğim kuştur benim ey bâg-bân Bülbülün gül-zâr-ı 'âlemde hezârın görmüşüz Nabi (Ey bahçıvan, benim bildiğim kuştur, pek uçurma; biz dünya güllüğünde, bülbülün binlercesini görmüşüzdür.) Beyitte anlamca ilgili olan 'uçurma-kuş'; 'bülbül-hezâr' kelimeleri bir arada kullanılarak Tenâsüb yapılmıştır; ancak, 'kuş-bülbül' arasındaki anlam ilgisi 'uçurma' kelimesinin yalnız bir anlamı olan 'pervâz et-' ile ilgili olduğu için, ayrıca 'hezâr' kelimesinin ikinci bir anlamı olan 'bin' anlamı burada kullanıldığı için sadece İhâm-ı Tenâsüb söz konusudur.
|