|
Bir taşra ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen ve çevresine çok bağlı bir kimse olan Publius Vergilius Maro, Roma'nın en büyük ozanı olarak genç yaşta ün saldı. Maecenas tarafından korunan ve imparator Augustus'un (İ.Ö. 63-İ.S.14) hayranlığını kazanan Vergilius, Romalılara, kendilerine ilişkin ideal bir tasarım sundu. Başyapıtı Aeneis tamamlanmamıştır. Vergilius'un doğduğu sırada İtalya, tarihinin en kargaşalı dönemlerinden birini geçiriyordu ve iç savaş bitmek bilmiyordu. Vergilius öldüğü sıradaysa iç düzen sağlanmış ve büyük bir güçle dile getirip övdüğü altın çağ, yani Augustus dönemi parlak bir biçimde başlamıştı. Vergilius siyaset ve yönetim işlerinden uzak durmasma karşın, İtalya'yı ve yazgısını düşünmekten hiçbir zaman geri kalmamıştı. Nitekim ağıt türünden, öğretici ya da destansı türden olsun, bütün şiirleri her şeyden önce siyasal yapıtlardır. BUCOLİCA Yunanlı Theokritos'un idillerinde esin kaynağını bulan, İ.Ö. 37'de yayımlanan ve Fransız klasik edebiyatı pastorallerini derinlemesine etkileyen (XVII. ve XVIII. yy.) kırsal konulu on şiir (Bucolica) soyut bir yapıtya da bir kaçış edebiyatı örneği değildir; imparatorluk öncesi İtalya'nın tarihine ve toplumsal yaşamına dayanan şiirlerdir. Vergilius'un da kurbanlarından biri olduğu ve iç savaşa katılmış olanların yararına mülklere el konmasına yol açan haksızlık, bu şiirlerin arka planını oluşturur ve ozanın ilk olarak sıradan insanların sefaletini canlandırmasını sağlar. Bu canlandırmada dramatik bir yan yoktur. İyimser bir kimse olan Vergilius, dünyanın özü bakımından kötü olduğuna inanmaz ve o günkü anlaşmazlıkların ötesinde, yeniden bulunmuş uyumu dile getirir. Toplumsal bir şiir olan Bucolica, gelecek gerçekleri gören bir kimsenin verimidir. Şiirde, yalınlık ve incelik dikkati çeker. Köylü törenlerinin sadeliği ve şiirin gücü, bu şiirde aynı biçimde ele alınıp yüceltilmiştir. Çünkü Vergilius' un köylüleri, her şeyden önce ozandır; doğayla ve birbirleriyle, şarkının, şiirin aracılığıyla uyum içinde yaşarlar; onun sayesinde doğayla birlik haline girerler. Vergilius kargaşaya yol açtığı için tutkuyu mahkûm eder. Ona göre, bir tek varlığa bağlanan âşık, doğadan ve insanlardan ayrılır; uyumu bozar. Vergilius'ta, şiir ve tutku, birbirlerine karşıt şeylerdir; ama çağdaşı Horatius'da böyle değildir. GEORGİCA Romantizmden sonra, şiir, öznelliğin dile gelişiyle aynı şey sayılmaya başlamıştır. Oysa Eskiçağ yazarları özneldi şiiri, küçük şiir sınıfına sokarlar ve destana, trajediye, öğretici şiire büyük önem verirler. İ.Ö. 29'da yayımlanan Georgica bu sonuncu türdendir. Hesiodos'un Erga Kai Hemerai'si (İşler ve Günler) ile Lucretius' un Evrenin Yapısı'nı (De natura renim) anımsatır. Maecenas'm ısmarladığı bu şiir, siyasal bir kaygıyı dile getirir. Bu, tarımın değerlendirilmesi ve kent ile kır arasında denge kurma kaygısıdır. Georgica çalışan insanın şiiridir. Eski düşünürler, madde ile tin (ruh) arasında karşıtlık gördükleri ve insanın saygınlığının ancak tinde olduğunu düşündükleri için, kolla çalışmanın küçültücü bir şey olduğunu düşünüyorlardı. Buna karşıt olarak Georgica'da çiftçi (yunancada georges) en soylu insanlığı temsil eder; dünyayı daha güzelleştirir ve yaşanır kılar; o olmasa, doğanın edinemeyeceği yetkinliği doğaya kazandırır. Vergilius, köylü emeğinin yaratıcı yanına karşı duyarlıdır; çiftçiyi, "bir ırmağın akışına karşı ilerleyen sandalcı"ya benzetir ve doğayla savaşmadığını, ama geleneklere ve ataların tanrılarına saygı duyarak doğa için çalıştığını söyler. Ona göre çalışma, Lucretius' un düşündüğü gibi fiziksel düşüşümüzün ve doğal çevrenin düşmanlığının bir göstergesi değildir; çalışmanın olumlu bir değeri vardır ve çalışma ilerlemenin aracıdır. Eskilerin düzenli ve kıpırtısız Kozmosuna karşıt olarak Vergilius, insanın örnek alması gereken yaratıcı, dinamik ve doğurgan bir doğa sunar bize. Böylece doğa, tanrılar ile insanın birlikte çalışmasının sonucudur. Aynı çerçeve içinde yer almalarına karşın, Bucolica'dan Georgica'ya doğru bir evrim gerçekleşmiştir: Uyum bir yandan şiirsel coşkuyla, öte yandan doğa üstündeki sabırlı çalışmayla sağlanmıştır. Roma'nın büyük başarılarını Augustus'un başlattığı sırada, ulusal ozan Vergilius, yeni altın çağı dile getirir. AENEİS Vergilius'un İ.Ö. 19'da öldüğü sırada yayımlanan Aeneis'de, Augustus'un ve Roma'mn büyüklüğü anlatılır. Latinler, Homeros'un destanlarına karşı ulusal bir destan çıkarma isteğini uzun zamandan beri duymuşlardı. Vergilius ise, bu on iki türküsünde Roma'ya, bir Odysseia (Truva'nın düşüşünden sonra İtalya'ya gelip yerleşmesine kadar Aineias'm yaptığı yolculuklar) ve bir İlyada (Truvalıların Romalılarla karşı karşıya gelmelerine yol açan ve Roma'mn doğmasım sağlayan ittifakla sona eren mücadeleler) sunuyordu. Aineias (ya da Aeneas) hem kendisidir, hem de Augustus'tur ve Aineias'in başlattığı şeyi Augustus kesin olarak sona erdirmek üzeredir. Aeneis, Roma'nın yazgısının aynasıdır ve içinde yaşanan zamanı aydınlatan masalsı geçmiştir Bu anlatının mitolojik ve masalsı yanlarının ardında, Vergilius'un tarihe ve insanlığın ilerlemesine duyduğu inanç dile gelir. Aeneis'de açıklanan tarihin anlamı, Roma'mn egemenliğini dünya üstünde kurma ve Roma'nın dünyayı düzene sokma görevidir. Olayların çalkantısı içinde, evrensel bir imparatorluk, barış ve tanrıların koruması altında kurulacaktır. Vergilius, tarihin hareketini, ulaşacağı sonucu anlatmak için açıklar. Aeneis, bu ayrıcalıklı tarihsel an'a tanıklık eder ve onu haklı çıkarır. Bu, genel uzlaşmanın şiiridir; tanrılarla insanların, tanrıların kendilerinin ve insanların kendilerinin, Doğu ile Batı'nm uzlaşmasının şiiridir. Vergilius'un yapıtlarında hep aynı tema vardır ve burada son durumuna ulaşır: Bu da, doğayla, insanlarla, tanrılarla, şiir, çalışma ve tarih aracılığıyla uyum kurmaya yönelmedir.
|