Felsefe

Fotoğraf

Rus Edebiyatı Tarihi PDF Yazdır e-Posta
Dünya Edebiyatları - Rus Edebiyatı

 

Uzun süre, özellikle kuzeydeki kırsal kesimlerde Rus edebiyatı büyük ölçü­de sözlü olarak kaldı. En özgün tür, Rus halk destanları olan ve halk kah­ramanlarını konu alan, sözlü gelene­ğe dayalı bilina'lardı. Büyük Petro'ya kadar, slavon dilinde kaleme alınmış yazılı edebiyat, hemen yalnızca yararcı bir amaç taşıyordu ve elyazması metinlerde kaldı. Buna karşılık, bazı türlerde zengin yapıtlar verildi: Tarih türü (Nestor'un Kroni­ği, XII. yy.); anlatı türü (azizlerin yaşamöyküleri, prenslerin yaşamöyküleri, savaş öyküleri); polemik yazılan (Korkunç İvan ile prens Kurbski'nin yazışmaları, XVI. yy.). Eski Rus ede­biyatının başyapıtıysa, XVII. yy'da sapkınların önderi başpiskopos Avvakum'un (1620'ye doğru-1681) içtenliğiyle dikkati çeken yaşamöyküsü ol­du.

  

İMPARATORLUK RUSYASI

 

XVIII. yy'da Rusya, Avrupa'dan etki­lenmeye başladı, dolayısıyla klasisizmi ve Aydınlanma çağı düşüncesini benimsedi. Modern Rus edebiyatının kurucusu, "edebiyatın Büyük Petro'su" olarak tanımlanan, kendi kendini yetiştirmiş (otodidakt) yazar Mihail Lomonosov'dur (1711-1765). İlk dergiler Katerina II döneminde ya­yımlandı; bu dergilerde Derjavin (1743-1816) adlı, dizeleri henüz ince­lik kazanmamış bir büyük ozan, Fonzivin (1745-1792) adlı bir töreler ko­medisi yazarı ve Radişçev (1749-1802) adlarını duyurdular. Radişçev Puteşestviye iz Petersburga v Moskvu (Petersburg'dan Moskova'ya Yolcu­luk, 1790) adlı yapıtıyla ve köleliğe karşı çıkışıyla, Rus edebiyatında kita­bı yasaklanan ve sürgüne gönderilen ilk yazar oldu.

  

Gerçek anlamda ulusal edebiyata ge­çişi gazeteci, ozan ve tarihçi Nikolay Karamzin (1766-1826) ile ulusal ma­salcı İvan Krilov (1769-1844) gerçekleştirdiler. Romantizm Vasili Jukovski'nin (1783-1852) olağanüstü uyarlamalarıyla benimsendi; Aleksandr Griboyedov (1795-1829) ise, Moskova'nın kibar sınıflarını yerdiği Akıldan Bela (Göre Ot Uma) adlı manzum komedisiyle büyük başarı kazandı.

  

PUŞKİN, GOGOL

 

Ulusal Rus edebiyatının asıl kurucu­ları Aleksandr Puşkin (1799-1837), Ni­kolay Gogol (1809-1852) ve Visariyon Bielinski'dir (1811-1848) Puşkin Rus somut yazarlarının en bü­yüğüdür. Rus gerçekliğinden şiir­sellik yaratmayı bilmiş usta yazar­ların başında gelir: Boris Godunov (1831), Yevgeniy Onyegin (1833), Ma­ça Kızı (Pikovaya Dama, 1834), Yüz­başının Kızı (Kapitanskaya Doçka, 1836) adlı yapıtları da bunun birer ka­nıtıdır. Puşkin'in en iyi izleyicisiyse, Mihail Lermontov'dur: Başkaldıran kişiliğiyle, "Rusların Byron'ı" olarak adlandırılmasıyla bilinen Lermontov Zamanımızın Kahramanı (Geroy Na-şego Vremeni, 1839-1840) adlı kita­bında Peçorin adlı kahramanı yarat­mıştır.

  

Gogol, Ukrayna'ya ve Petersburg'a ilişkin öyküleriyle Rus düzyazısının yaratıcısı olarak kabul edilir. Bu bü­yük güldürü ustası (Müfettiş [Revizor]) ezilmişlerin Rusya'sını keşfetmiş (Pal­to [Şinel]), Rusya'yı Ruslara tanıtmış­tır (Ölü Canlar [Mertıvıya Dusi] köle­lik üstüne bir yergidir). "Rusya'nın Pascal'i" olarak da anılan Gogol, mut­lağı arayan Rus yazarlarının ilkidir. Gogol "Rus romanının babası" olarak görülürken, Bielinski "Rus aydınları­nın babası" olarak kabul edilir. Bie­linski, eleştirileri ve Gogol'a yazdığı ünlü mektubuyla, edebiyatçıları ve kültürlü sınıfı, halkın davasına adan­mış sanat yoluna yöneltmesiyle dikka­ti çekmiştir.

 

Rus gerçekçiliği (1840-1890) Gogol'un yapıtlarından doğdu ve 1843 ten başlayarak “doğal okul” adıyla ortaya çıktı. O sıralarda toplumun kültürü kesimi. Avrupalılaşmayı daha da ile­riye götürmeyi isteyen "Batıcılar" (Herzen, 1812-1870) ile Moskova Prensliği zamanına dönmek gereğini savunan "İslavcılar" arasında bölün­müştü. Yarım yüzyıl boyunca, Rus edebiyatı "Rus romanı" aracılığıyla bütün dünyaya adını duyurdu: Ger­çekten de Rus romanı, tasarımı, ele al­dığı konuları, çözümlemedeki derinli­ği, bilinçaltını tanıyışı, ezilmişlere acı­ma duygusuyla yaklaşması, kültür ilerlemesine olan gizli inancıyla uzun süre etkili oldu.

  

XIX. yy'da edebiyat ve kültür yaşamı­nın merkezi Büyük Dergi' ydi; bu 400 sayfalık aylık dergide Dobrolyubov ve Çernişevski (1828-1889), nihilizmin kuramcısı Pisarev (1840-1868) ya da halkçılığın savunucusu Mihaylovskiy (1842-1904) yazıyorlardı. Bütün ede­biyat "bağımlı" bir edebiyat haline gelmişti. Benimsenen tek şiir türü Nekrasov'un (1821-1877) öncülük et­tiği "yurttaşlık şiiri"ydi. Öteki ozan­lar bir yana itilmişlerdi (ozan ve sim­geciliğin öncüsü büyük Tiyutçev'in [1803-1873] durumu da böyleydi) ya da çağdaşları tarafından düşmanca bir alayla karşılanıyorlardı. Tiyatro­da neredeyse tek ad, Moskovalı tüc­carların yaşamını sahneye getiren Aleksandr Ostrovski'ydi (1823-1886). Anlatı türü, az çok hepsi Gogol'dan miras kalan üç biçimiyle ağırlığını sürdürüyordu: Tarihsel roman; töre romam; sanat romanı.Tarihsel roman, biçimi sağlam yapılı, belirgin bir kur­guya dayalı, karakterleri özenle çizil­miş ve klasik dille yazılmış yapıtlar­dan oluşuyordu. Gonçarov (1812 -1891), iradesini, bütün istek duygusu­nu yitirmiş bir kahramanın portresi­ni çizdiği Oblomov (1859) ile üne ka­vuştu. İvan Turgenyev (1818-1883) ise bu türün başta gelen temsilcisi oldu. Avcının Notları 'ndan (Zapiski Ohotnika, 1852) sonra, kendini Rusya'da il­gi toplayan büyük tartışma konuları­nı (kendini toplum içinde bir 'fazlalık" olarak hissetme, eylem adamı olma Rusya ve Avrupa karşıtlığı dvrimci hareket) ele almaya adadı. Töre romanı en karamsar türdü: Saltikov-Şçedrin'in (1826-1889) yoz­laşmış soyluları. Reşetnikov'un (1841-1871) aç köylüleri istemeleriyle bu tür de dikkati çekti. Sanat romanıysa üsluplaştırılmış bir anlatıya dayalı, zengin ve karmaşık bir dille yazılmış monolog biçiminde bir tarihti. Bu tü­rün ustası Nikolay Leskov (1831-1895) romanlarında ve öykülerinde Rus hal­kının ruhunu iyi bildiğini kanıtladı.

  

DOSTOYEVSKİ, TOLSTOY...

 İki yazar bu eğilimleri aştılar: Fiodor Dostoyevski (1821-1881) ve Lev Tols­toy (1828-1910). Dostoyevski'nin "do­ğal okul" çerçevesinde başlayan ya­zarlık yaşamı, aşağı yukarı gerçekçi­liğin parlak dönemine denk düşer. Edebiyat alanına Nekrasov'un Sovremennik (Çağdaş) dergisinde atılan Tolstoy'un yazı yaşamıysa büyük tar­tışmalar döneminin sonuna doğru bi­ter. Araştırmacılar nasıl Gogol'un edebiyat yaşamında iki dönem ayırt ederek iki Gogol'dan (yazar Gogol ve Hıristiyan reformcusu Gogol) söz ediyorlarsa, aynen Dostoyevski'nin yaşa­mında da iki dönem ayırt edilir, daha doğrusu iki Dostoyevski'den söz edi­lir: Zindana kapatılmadan önce top­lumcu ve "gogolcu" düşünceler taşı­yan yazar Dostoyevski; zindandan çık­tıktan sonra kötülük sorunuyla, sap­lantı derecesinde ilgilenen Hıristiyan ama, aynı zamanda da "gerilim" (Suç ve Ceza [Prestuplenie i Nakazanie]) ve derinlikler ruhbilimi ustası, sosyaliz­min güçlüklerini önceden kestiren bir Dostoyevski.  

Tolstoy için de iki kişilikten söz edile­bilir: Yaşamın bazı kesitlerini eksik­siz canlandıran yazar Tolstoy; inan­ma gereksinimi içinde bunalan, be­densel dürtülerin işkencesi içinde, zihnini şiddet sorununa ve kurtuluş gereğine takmış akılcı düşünür Tols­toy.Dostoyevski ile Tolstoy yeni bir roman türü yarattılar: Aynı yapıtta kimi zaman birçok ruhsal çizgiyi, çoğunluk­la çelişkili birçok dünya görüşünü, ki­mi zaman da birbirine koşut birçok yaşam çizgisini birleştiren "çoksesli" romandı bu. En görkemli örnekleri de Savaş ve Barış (Voyna i Mir), Suç ve Ceza. Anna Karenina, Karamazov Kardeşler'di (Bratya Karamazovi). Dostoyevski ve Tolstoy'dan sonra ger­çekçilik akımı eski önemini yitirdi. Şi­ir, tiyatro yapıtı, öykü, roman dalla­rında önemli yapıtlar yazılmaz oldu. Köylü değerlerinin düşkırıklığına uğ­ramış yücelticisi Gleb Uspenski (1843-1902) ya da Vladimir Korolenko (1853-1921) gibi halkçı yazarlar Dostoyevski ve Tolstoy'unkinden dü­şük düzeyde yapıtlar verdiler. Anton Çehov (1860-1904) gerçekçilik anlayışını sona erdiren yazar oldu. Mizah dergilerine uzun süre yazı ya­zarak öz sözlülüğe alışmış olan Çehov, tiyatroda olduğu gibi öykülerinde de bir gerçeği en kestirme ve çarpıcı yol­dan anlatma sanatını geliştirdi. Bu gerçek (kaba saba köylüler, hiçbir işe yaramayan küçük burjuvalar, açıkgöz aydınlar) trajik bir gerçekti.

  

TARTIŞMALAR ÇAĞI

 

Rus edebiyatının görünümü iyice de­ğişmişti artık. Yeni simgeci dergilerin yayımlanması, sert görünüşlü Büyük Dergi'nin eski önemini yitirmesine yol açtı. Düşünce çevrelerine yayılmış olan pozitivizm ile ilerlemeye ve ay­dınların yükümlülüklerine olan inanç, tartışma konusu oldu. Aralarında Ni­kolay Berdiyaev'in (1874-1948) de bu­lunduğu birçok "eski marxçı"nın ya­zılar yazdıkları, 1919'da yayımlanan derleme de bunun kanıtıydı. Gücünden çok şey yitirmiş bulunan gerçekçilik, varlığını sürdürebilmek için yeni ortamların betimlemesine girişti: Mühendisler; askerler; hekim­ler (Vikenti Veresayev, 1867-1945); hayat kadınları (Aleksandr Kuprin, 1870-1938).

 

Bu dönemde üç yazarın etkinlikleri ve yaklaşımlarıyla öbürlerinden ayrıldıkları görüldü: İvan Bunin (1870-1953); Leonid Andreyev (1871-1919); Mak­sim Gorki (1868-1936). İvan Bunin, Turgenyev'in gerçekçilik anlaşıyına bağlı kalırken (Derevniya [Köy, 1909]), Leonid Andreyev söz sa­natlarına önem veren ama güçlü özel­likler taşıyan, duygusal açıdan çarpı­cı öykülerinde ya da alegorik dramla­rında dönemin kaygılarını yansıttı: Maksim Gorki'yse gerçekçiliği yeni­den canlandırmayı başardı. Gerçek­ten de Gorki, güçlü, renkli kahraman­larıyla, bitmekte olan XIX. yy. roman kişilerini değişikliğe uğrattı. Marxçılığı benimsemesiyle yapıtlarına yeni bir mesaj kattı (Ana [Mat, 1907-1908]). Daha sonra Ekim Devrimi'nden uzak kaldı; ilerki yıllardaysa Stalin rejimi tarafından tümüyle "be­nimsendi".

  Öte yandan, tinselcilikte gerçek bir canlanma görüldü. Ozan ve eleştir­men Dimitriy Merejkovskiy (1865-1941) tarafından ortaya atılan, Valeri Briusov (1873-1924) ile Konstantin Balmont (1867-1942) adlı ozan­lar tarafından kurulan simgeci okul, adını benimsediği Fransız simgeci okulun da ötesine gitti. İkinci kuşak simgeciler (Viyaçeslav İvanov, 1866-1949; Andrey Bielyi [Boris Bugayev], 1880-1934) için şiir, sanat, her şeyden önce bilgi edinme araçlarıydı, Puşkin ve Tiyutçev'den sonraki en bü­yük Rus ozanı olan Aleksandr Blok (1880-1921) simgecilerin arasından çıktı. Gizemcilikten yola çıkan Blok Dvenodtsat (On İkiler, 1918) adlı şiir kitabında devrimin neredeyse dinsel bir yorumunu yaptı. Devrim öncesinde şiir okulları birbi­rini izledi: Nikolay Gumiliyov (1886-1921) ile "akmeizm" (Parnasse okuluna dönüş); 1920 yıllarındaki ozanların çıkış noktası olan değişik fütürizm yaklaşımları. 1917 Ekiminden sonra pek çok yazar Rusya'dan ayrıl­dı (kimi kendi isteğiyle, kimi sürgün edilerek): İvan Bunin (1933 Nobel Ede­biyat Ödülü), klasik gerçekçi Boris Zaitsev (1881-1969), güç anlaşılır ve süslü düzyazısıyla Aleksey Remizov (1877-1957) ve İvan Şmelev (1875 -1950) üne sürgünde ulaştılar.
 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle