|
Giakomo Leopardi. Büyük Fransız ihtilâlinin patladığı senelerini müteakip Fransız bayrağı Napolyonun askeri dehası sayesinde Avrupa’nın her köşesinde dalgalanırken ve sonraları Rusya'dan çekilişinde, Fransa, tarihinin en karanlık günlerini yaşarken, İtalyan tefekkür ve sanatının tekâmülünde hususî bir mevki işgal eden Giakomo Leopardı, “Recenati„ nin inzivasında düşünceli çocukluğunu geçiriyordu. Sakattı, bu hâl hastalıklı ve sakat bir vücutta “kamburdu,, adeta mahfuz bulunan bir ıstırap menbaı, aşka, şöhrete ve aydınlığa susamış hassas ruhunun ifadesi ve tecellisidir. Kiakomo ve Leopardi “Recenati,, de 30 haziran 1893 tarihinde doğdu. Mali vaziyeti bozuk asîl bir aileye mensuptu. Dağınık gelirlerini bir araya getirmek suretiyle, ailenin mali durumunu Islaha çalışan annesi, kendisine ve diğer kardeşlerine karşı oldukça sert davranıyordu. Kiakomo'dan ihtiyacını çok hissettiği ana şefkatini esirgedi. Hayata atılmak için kendisini olgun telâkki edip, doğduğu o münzevi ve vahşi Recanatiden ayrılmayı çok isteyen Kiakomo'yu ona yakışır bir surette yaşamayı temin edecek olan vasıtalardan mahrum etti. Çocukluğu az sürdü ve onu tatsız geçirdi. Hayata güler yüzle bakan büyük annesinin alâka ve sevgisinden başka bir tesellisi yoktu. Yalnız ara sıra saraylarının bahçesinde kardeşleriyle beraber oynardı. Burada o hayatta başka bir âlemde gibi yaşadı. On bir yaşında, babasının paraya hiç bir kıymet vermeden vücuda getirdiği kütüphanesinde sekiz sene müddetle kapandı, öğrenmeye ve büyük bir hevesle, delicesine ve nevmidane okumaya daldı. İşte bu suretle fıtratı düşük olan sıhhatini bozdu ve vücudunu biçimsizleştirdi. Anne şefkatini hiç duymamış Leopordi, böylece hiç yüzü gülmedi. Buna rağmen çocukluğunda gürültücü ve taşkın hisli oldu. Şuursuzluk deminde kısa bir müddet için olsun mesut geçirdiği dakikaları, şiirlerinde, ruhunun mahzun titreyişleriyle tahattur eder. Az zamanda insanların etrafında bulunan her şeyi, hayatın boş olduğunu, dünyada tükenmez varlık olarak her insana mukadder ölümü gördü. Şöhret sahibi olmak kaygısı, onun için bir ıstırap, bir nevi işkence oldu; sanki gıpta ettiği bu şöhreti elde etmek için, kaderin ona çok kısa bir zaman bahşedeceğini sezdi. Bu şöhreti elde etmek için şevk ve heyecanla dimağını irfanlaştırdı ve çaresiz sıhhatini bozdu, “Düşünceler,, inde bu hususu kendisi de itiraf eder. “Benim için bedbaht olmak her hangi bir faninin vaziyetinde bulunmaktan evlâdır.,, Muradına erdi. Büyük fakat bedbaht bir adam oldu. Oğullarının fevkalâde bir dehaya malik olduğuna, annesi ve babası kani değillerdi. Bu yüzden onu ihmal ettiler ve kendi mukadderatına bıraktılar. Sokak çocukları kamburluğu ile alenen alay ederlerdi. Bu sebeple biricik tesellisi düşünmekti. Tefekkürü de ona daha büyük bir ıstırap kaynağı ve vesilesi oldu. Vefakâr arkadaşları, klasikler felsefesi idi. On beş yaşında eski Yunanca'yı ve İbranice'yi öğrendi. 1815 tarihinde 16 yaşında iken meşhur Plotinüsun biyografisini tercüme etti. 1816 tarihinde sıhhatinin tehlikeli bir durumda olduğu bir devirde “Ölüme Yakınlaşma,, ismindeki şiirini yazdı. Şiirinde dinin teselliye muvaffak olmadığı ve bilahare bedbinliğini teşkil edecek mahzun tabiatı tezahür eder. Bu devirde Odise ve Eneidiyi tercüme etti. 1818 tarihlerine doğru kütüphanesinin bir penceresinden her zaman çalışmakta gördüğü mütevazı bir kız ona ara sıra tebessüm ediyordu. Bu kız “İmi Silvia,, idi, onda bazı hisler uyandırdı. Bu kıza karşı duyduğu bağlılık ve temayül kızın vakitsiz ölümü ile nihayet buldu. Bedbinliğini bertaraf edip hayata onu bağlayabilecek bu kızın muhabbetinden de kader onu mahrum etti. Bedbinliği bir kat daha arttı. Bu kızdan mülhem olarak yazdığı “A Silvia,, ismindeki şiiri İtalyan edebiyatının en meşhur lirik şiirlerinden olup, en temiz hissiyatın ve ince rikkatin ifadesidir. 1818 tarihinde Pietro Giordani isminde devrinin büyük bir mütefekkiri ile tanıştı. 1821 de babası, Roma'ya, dayısı Carlo'nun yanına gitmesine müsaade etti. Roma'dan tekrar doğduğu Recanati'nin yalnızlığına döndü. Gözlerinin hastalanması yüzünden bir müddet için çalışmayı bıraktı. 1825 tarihinde bir naşirin Ciceron'nun eserlerini tercüme edip toplamak teklifini kabul etti. Sokratın bazı eserlerini, Epictete'nin “Manuel„ini tercüme etti. 1830 tarihinde Florensa’ya gitti. Burada Manzoni ile tanıştı. Bazı arkadaşları ona paraca yardımda bulunmak istemişse de Leopardi bunları reddetti. 1830-31 arasında vatanından teb'it edilmiş Antonio Ranieri isminde bir gençle tanıştı. Bu genç Leopardinin hayatının sonuna kadar sadık ve vefakâr arkadaşı oldu. Beraberce 1833 tarihinde Napoliye taşındılar. 1837 tarihinde Napolide öldü. Mevkii: Leopardi Dante'den sonra İtalyan edebiyatının en büyük şairidir. Bedbin olmasında bedeni vaziyeti de sebep olmuştur. Tabiatın ferdi değil, cinsi koruduğunu müşahede etti. Aşk, fazilet, saadet, sevinç denilen şey hep geçicidir. Dünyada sabit olarak hiç bir şey yoktur. Tabiat her şeyi bir peçe ile bilâhare bir kefenle örter. Saadet yalnız muayyelede mevcuttur. Leopardi tabiata, insana uykuyu bahşettiği için inayetle bakar, çünkü, ancak uykuda insan mesut olabilir. Ölüm de ebedî bir uyku değil midir? Eserleri: Düşünceler, Hatıralar, Ölüme Yakınlaşma, Neptün'e İlâhı, İlk Aşk, İtalya'ya ithaf edilen bir şarkı, A Silvea, Dantenin Kabrini Ziyaret Ay'a, Sonsuzluğa, Bir Bayram Günün Akşamı, Münzevi Hayat ve diğer şiirler.
|