|
Soylu bir ailenin çocuğu olan Pedro Calderon de la Barca, Madrid'de Cizvitlerin yanında öğrenime başladıktan sonra, Henares'deki Alcala Üniversitesi'ne ve Salamanca Üni-versitesi'ne girdi. 1620 yılında dinsel öğrenimini yarıda bırakarak kendini edebiyata adadı; 1623'te ilk komedisi Aşk, Onur ve İktidar'ı kaleme aldı. Flandres'da ve İtalya' da yolculuklar yaptıktan sonra, 1625 yılından başlayarak saray tiyatrosu için oyunlar yazdı. 1637' de İnfantado dükünün hizmetine girip, Fontarabie'nin kurtarılışına (1638) ve Katalonya savaşına (1640) katıldı. 1648'den sonra ordudan ayrılıp, çok sayıda oyun yazdı. 1651 yılında evlilik dışı ilişki kurduğu kadının (bu kadından Pedro Jose adlı bir çocuğu olmuştur) ölmesi üstüne tarikata girerek, 1651'de rahip, sonra Toledo rahibi, 1663'te de kralın rahibi oldu. Son komedisini seksen yaşında, kralın isteğiyle yazdı. YAPITLARI Calderon'un yapıtlarının aşağı yukarı tümü manzum oyunlardır (biraz önemli tek düzyazısı, Resim Sanatının Yüceliği Üstüne İnceleme 'dir). Yaklaşık 200 oyun yazmış olan Calderon'un bu yapıtlarından 120 kadarı günümüze kalmıştır (en ilgi çekicileri 1650'den önce yazdıklarıdır). Ayrıca 80 kadarı günümüze kalan autos sacramanteles türünden yapıtları, bu türün (dinsel törenler sırasında meydanlarda ve sarayda oynanan tek perdelik oyunlar) en kusursuz örnekleri sayılır. Lope de Vega'nın yanı sıra en büyük ispanyol oyun yazarı olan (hattâ bazı bakımlardan Vega'dan üstündür) Calderon, çağının ve ülkesinin ruhunu çok iyi yansıtması sayesinde, yaşadığı dönemde de büyük üne kavuşmuştur; yapıtlarında döneminin İspanyol mizacının niteleyici özelliği olan üç duyguyu sergiler: Krala bağlılık; kiliseye boyun eğme; onur duygusu. BÜYÜK BİR BAROK ŞAİR Calderon'un oyunlarının gerçekten uzak olmalarının nedeni, bu büyük barok ozanın, temel esin kaynağını metafizikten almış, insan ve Tanrı sorununun dramatik ve lirik anlatımını, dolaysız gerçekçiliğe yeğlemiş olmasıdır. Eşsiz bir simge yaratıcısı olan, döneminde"gökyüzünün ozanı" diye adlandırılan bu ateşli katolik yazar, yapıtlarının sağlam kuruluşuyla, eğretilemelerinin çarpıcılığıyla, ruh ile beden arasında bölüşülen bir yaşamın sürekli ikililiğini dile getirmeyi başarmıştır. Söz konusu ikililiği, çelişkiyi, dengesizliği yansıtan kahramanları, insan biçiminde birer soyutlamadırlar; ama simgesel boyutları, insanlıklarından bir şey eksiltmez. Calderon, çağının öbür büyük katolik yazarları gibi ölüm saplantısından kurtulamamış, ama. her şeyden önce, bir kavganın canlılığını, elden kaçan bir gerçeğin bıkılıp usanılmadan aranışını anlatmaya çalışmıştır. Kahramanlarının karşılaştıkları engeller, hem bir ruhsal sınamanın simgeleri, hem de güçlü dram konularıdır. EVRENSEL BİR DEHA Calderon'da ne Lope de Vega'nın canlılığı ve zenginliği, ne de Tirso de Molina'nın gücü vardır ama, Lope de Vega'nın hiçbir zaman ulaşamadığı metafizik boyutlara erişmeyi başarmıştır. XVII. yy'da İspanya'da tiyatro alanına egemen olan sanatçının, gerek ülkesinde, gerek yabancı ülkelerde pek çok taklitçisi yetişmiştir. Yapıtları XIX. yy'ın başlarında, Wilhelm ve Friedrich von Schlegel'in temsil ettikleri Alman romantik okulunun etkisiyle yeniden Avrupa çapında üne kavuşmuş (Schlegel, Calderon'u Shakespeare' den üstün tutmuş, Goethe, Calderon'ün "dahilerin en zekisi olduğunu" belirtmiştir), İspanya'da da, 1830'dan sonra, romantizm çağının en coşkun döneminde, Calderon'ün sanatına hayranlık yeniden canlanmıştır (bunda, Menendez Pelayo' nun Calderon ve Tiyatrosu adlı yapıtının etkisi büyüktür). Günümüzde Calderon'ün oyunları, özellikle de La Vilda es Sueno (Yaşam Bir Düştür) ve El Alcade de Zalamea, dünyanın çeşitli ülkelerinde sahneye konmaktadır.
|