Felsefe

Fotoğraf

Saussure PDF Yazdır e-Posta
Dünya Edebiyatları - İskandinav Edebiyatı

Doğa bilimi alanında adım duyurmuş bir ailenin çocuğu olan Ferdinand de Saussure üniversite öğrenimine 1875'te başladı, ama iki sömestr son­ra doğa bilimlerini bırakarak Leipzig, Berlin ve Paris'te dilbilim öğrenimi yaptı. 1877'de, henüz yirmi yaşınday­ken Paris Dilbilim Derneği'ne, Hint-Avrupa Dillerinde Dizgesi Üstüne  İnceleme adlı çalışma­sını sundu. 22 yaşında, Leipzig'de doktorasını verdi Sanskritçede Salt Tamlayan Durumunun Kullanılı­şı Üstüne.

 

Bu erken verimlilik dönemini, uzun bir suskunluk dönemi izledi. Elimizdeki bilgilere dayanarak, Saussure'ün, parçasal ve "atomik" açıklamalardan hoşnut olmayarak, tutarlı yöntemsel ilkeler ortaya koymaya çalıştığını ve genel dilbilim konusundaki düşünce­lerini, olgulaşmamış haliyle açıkla­mak istemediğini söyleyebiliriz. Bun­dan ötürü Saussure'ün yapıtı, 1891'den ölümüne kadar Cenevre Üniversitesi'nde verdiği derslerden oluşur.

  

GENEL DİLBİLİM DERSLERİ

 Saussure'ün ölümünden sonra ortaya çıkan bir yapıt olan Genel Dilbilim Dersleri (Cours de linguistique gene­rale) Cenevre'de verdiği dersler sıra­sında öğrencilerin aldıkları notlara dayanan iki izleyicisi (Charles Bally ve Albert Sechehaye) tarafından ya­zıldı ve 1916'da yayımlandı. Saussure öğretisinin temellerini şöy­le açıklayabiliriz: Dil bir yetenek değil, özel türden bir toplumsal ku­rumdur; bir bildirişim aracı, bir göstergeler dizgesidir; ama bu türden başka sistemler de vardır. Bundan ötürü, bütün gösterge dizgelerini ince­leyen bir genel bilim, yani dilbilimi de kapsayan göstergebilim'i (semiyoloji) ortaya koymak gerekir. Gösterge, ge­nellikle sanıldığı gibi, herhangi bir

Şeyin belirtkesi değildir.Gösterge organik bir kendiliktir; bir gösteren (söz­gelimi, "k.e. d.i."sözcüğünün dört har­fi) yüzüyle bir gösterilen ("kedi") yü­zünün birliğinden doğan iki yanlı bir birimdir. Yüzlerin her biri, ötekine gö­re belirlenir.

 

Dilbilimsel olaylar (fenomenler) iki farklı biçimde ortaya çıkar: Dil ve söz. Dil, bir toplumsal olgudur, bir soyut dizgedir; oysa söz dilin somut bir ger­çekleşmesi, bir belirimidir ve bireyler ile koşullara bağlı olarak, önem taşı­mayan çeşitlenmeler gösterebilir. Dil bir dizge olduğu için, onu oluşturan bi­rimler birbirlerine dayanırlar ve ara­larında ilinti kuran bağıntılar dolayı­sıyla değer taşırlar. Bundan ötürü, bilimsel çaba, bir dizgeyi incelemeye ve her öğenin bu dizge içindeki yerini be­lirtmeye yönelir; bir birimi ötekiler­den bağımsız olarak tek başına ele alıp incelemez.

  Bir dilbilimsel dizge zaman boyunca evrim geçirdiği için, tarihin belli bir anında bir dizgenin işleyişini incele­mekle, bu dizgenin geçirdiği evrimi in­celemeyi birbirine karıştırmamak ge­rekir. Bu da, eşsüremliliği (birinci du­rum) artsüremlilikten (ikinci durum) ayırt etmemizi gerekli kılar. Görüşleri bakımından dönemine göre ileri bir düzeyde bulunan Saussure, çağdaşları tarafından gerektiği gibi anlaşılmadı. Ama Genel Dilbilim Derslerinin yayımlanmasından bir süre sonra özellikle Avrupa'da genel dilbilim üstünde ve yalnızca dilbilimin büyük temsilcileri olan Trubetskoy ve Hjelmslev gibi bilim adamları değil, öteki insan bilimlerinin temsilcileri üs­tünde de derin bir etki gösterdi.
 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle