|
İngiliz romancısı üç kız kardeş: Currer Bell takma adını da kullanan Charlotte (Thorntorn, 1816-Haworth, 1855); Emily Jane (Thorntorn, 1818-Haworth, 1848); Ann (Thorntorn, 1820-Scarborough, 1849). İrlanda asıllı bir papaz olan Patrick Bronte ile Maria Branwell'in (bu evlilikten beşi kız, biri erkek altı çocuk dünyaya gelmiştir) çocukları olan Bronte kardeşler, Yorkshire'm küçük bir sanayi kasabasında yalnızlık ve sıkıntı dolu bir hava içinde büyüdüler; insana iç sıkıntısı ve tedirginlik duyguları veren geniş fundalıklarla kaplı bu ülke, Brontelerde özgün bir düşgücü ve panteist esinler uyandırdı. Garip huylu, sert bir insan olan Patrick Bronte, 1821'de karısının ölümü üstüne kızlarından dördünü, din adamlarının çocuklarına ayrılmış olan Cowan Roe kurumuna yatılı olarak yerleştirdi. Bu kurumdaki insanlık dışı yönetim ve yaşayış (iki büyük kız veremden öldü),sonradan Charlotte ve Emily'nin yapıtlarının temel havasını oluşturdu. Ayrıca Charlotte ve Emily, çalılıklar ve fundalıklar boyunca yaptıkları başıboş gezintileri de ömür boyu unutmadılar. Erkek kardeşleri Branwell' m adının kötüye çıkmış olmasına aldırmadan, bağımsızlığa kavuşmalarını sağlayacak bir okul açma girişiminde bulunan iki kız kardeş, öğrenci yokluğu yüzünden okulu kapatmak zorunda kalınca, 1846'da, önce birlikte (Poems, Şiirler) sonra da ayrı ayrı yazmaya başladılar. Charlotte, The Professor'u (Profesör; ölümünden sonra 1857'de yayımlandı), Jane Eyre'i (1847; Currer Bell takma adıyla yayımladığı bu kitap büyük yankı uyandırdı), Shirley'i (1849; kendi adıyla) ve Villette'i (1853, kendi adıyla); Emily, kendine özgü yeniliği ve gücüyle benzersiz bir başyapıt olan Rüzgârlı Bayır'ı (Wuthering Heights, 1847; Ellis Bell takma adıyla) yazdı. Bu arada- öbür-kız kardeşleri Ann de, Agnes Grey (1847) ve Wildfell Hall'in Sahibesi, 1848 yayımladı. Charlotte'un aile yaşamı, edebiyat alanında başarıya ulaşmasından hemen sonra, beklenmedik acılarla doldu: Emily'nin, romanının yayımlanmasından bir yıl sonra (30 yaşındayken), erkek kardeşleri Branwell'in (bir delirium tremens nöbeti sonucunda) ve Ann' in birbiri ardı sıra ölmeleri. Charlotte da, babasının ölümünden bir yıl sonra evlendiği (1854'te) papaz Nicholls'la kısa süre mutlu bir yaşam sürdükten sonra, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak birkaç ay sonra öldü. Charlotte ile Emily'nin, ortak yapıtları olan, anlatım açısından oldukça güçlü Şiirler, kesin bir yalnızlığın ve bir can sıkıntısının etkisi altındaki bir ruhsal yaşamı dile getirirler; insanın kendi iç dünyasına inişinin aşamalarını gösteren gerçek ruh aydınlanmalarıdır . Emily'nin dünyası, Anı, Tutsak gibi şiirlerde olduğu gibi, "dile getirilemeyecek bir acı"yı anlatır. Bu nitelik, düşlerini, gizem dolu yaşamını, gerçekliğin en belirgin görünümü içinde veren sezgisel bir dehanın yarattığı Rüzgârlı Bayır'da da görülür. "Charlotte ve Ann'in dünyalarıysa, dinsel bir kültürün ahlaksal ağırbaşlılığını içine sindirmiş bir tutkular dünyasıdır; bir yandan seven kadının gururunu ve çektiği acıları, bir yandan da ateşli ve örtbas edilmiş duygularının büyüleyici gücünü dile getirir. Bazen imgegücünün etkisiyle coşan, bazen de katışıksız bir esinlenmeyi yalın bir biçimde işleyen dilsel anlatım, Shirley'de tam anlamıyla kusursuzluğa ulaşır
|