|
Eski ve soylu bir aileden olan George Gordon Byron, 1798'de henüz on yaşındayken, miras yoluyla büyük bir servete ve lord unvanına kavuştu. Harrovv Koleji'nde ve Cambridge Üniversitesinde öğrenim gördüğü yıllarda, ayağındaki hafif aksamaya karşın spora büyük düşkünlük göstermesiyle dikkati çekti (bu arada geçimsizliğiyle tanındı). Newstead Abbey malikanesinde ilk şiirleri olan Hours of İdleness'i (Avarelik Saatleri, 1807) yazdı; bu yapıtın eleştirilere uğraması üstüne, English Bards and Scotch Revievvers (İngiliz Ozanları ve İskoçyalı Eleştirmenler, 1809) adlı manzum yergiyi yayımlayarak üne kavuştu. Aynı yıl Lordlar Kamarası'na girdi, daha sonra da bazı arkadaşlarıyla birlikte Doğu'ya gitmeye karar verdi. Portekiz, İspanya, Arnavutluk, Yunanistan'ı dolaşarak iki ay kadar İstanbul'da kaldıktan (1810) sonra, İngiltere'ye dönünce, Childe Harold's Pilgrimage (Childe Harold Hac Yolunda, 1812),adlı yapıtının ilk bölümünü, The Giaour (Gâvur, 1813), The Corsair (Korsan, 1814) adlı yapıtlarını yayınladı. SERÜVEN DOLU BİR YAŞAM 1815 yılında evlenen, ama ertesi yıl kızı Ada'nın doğumundan sonra karısı tarafından terk edilen Byron, bu olayın nedeni konusunda çeşitli söylentiler çıkınca (öz kız kardeşine aşık olduğu söyleniyordu) İngiltere' den ayrılmaya karar verdi. İsviçre' ye giderek The Prisoner of Chillon (Chillon Tutsağı, 1816) ile Goethe' nin Faust'undan esinlenerek Manfred'i (1817) yazdı. Ardından sırasıyla Venedik, Roma, Ravenna ve Shelley'le birlikte Pisa'da yaşadı. Ama düzensiz bir yaşam sürmesine karşın edebiyat alanındaki çalışmalarını aksatmadı ve XVIII. yy'daki özgür düşüncenin betimlemesini yaptığı mizah özellikleri taşıyan lirik destanı Don Juan'ın (1818-1824) on yedi bölümünü İtalya'da yazdı. Pisa' da Carb onar oların başkanı olduktan sonra, Türklerle savaşan Yunanlılara yardım etmek amacıyla İtalya' dan ayrılıp (1823), Messolongion'a gitti ve bulaşıcı bir hastalığa yakalanarak öldü. Anıları, yakın dostu ve yaşamı üstüne bir çalışma yayımlamış (1830) olan Thomas Moore (1779-1852) tarafından yok edildi. ÖZYAŞAMÖYKÜSEL BİR YAPIT Byron'un günümüzde en çok tanınan yapıtı Childe Harold's Pilgrimage' dır. Kendinin de belirtmiş olduğu gibi, bir kahramanın serüvenlerini anlatan bir roman ya da lirik bir şiir değil, bir gezginin betimlemeler, anılar, kişisel açıklamalarla dolu notları olan bu yapıt, dört bölümden oluşur. Birinci Bölüm'de, eğlence yaşamından bıkan Childe Harold adlı genç bir İngilizin Doğu'ya gidişi anlatılır; yolculuk Portekiz ve İspanya'dan geçer (izlenen yol, kahramanın portresi ve ülkesini terk etmeye iten nedenler, yapıtın özyaşamöyküsel niteliğini ortaya koyan özelliklerdir). İkinci Bölüm'de, Byron'un yaptığı yolculuğunun devamı anlatılır; kahraman, Akdeniz' de dolaşıp, Kalypso, Penelope ve Sappho'nun adalarına uğradıktan sonra, Yunanistan'a varır. Üçüncü Bölüm'de Childe Harold' in, kendini bir türlü anlayamayan topluma karşı savaşım vermekten bıkmış olarak İngiltere'den ikinci kez ayrıldığı görülür; sürgüne ve ölüme doğru uzanan bu yolculukta, önce Waterloo'ya giderek, insanla ilgili şeylerin boşluğu üstüne düşünür, daha sonra Ren'den aşağı inerek çevredeki şatoları dile getirir; Leman gölü kıyılarında, doğanın yüceliği ve güzelliği karşısında acılarını unutur. Dördüncü Bölüm'de, İtalya anlatılır; çekiciliğiyle ve geçmişiyle kahramanı büyüleyen Venedik'in ardından Ferrara ve Tarso, Floransa, Roma ve Roma'da yaşamış ünlü kişiler, eski ve yeni anıtlar dile getirilir. Artık Childe Harold'ın yolculuğu bitmiştir ve hiçliğe yuvarlanacaktır. Byron'm kişiliğinin temel özelliği, atalarından ve yeteneğinden gurur duyan bir aristokratın kibridir. Güzelliğiyle, çevresindeki kadınları etkilemiş, ama ayağının aksamasından da son derece rahatsız olmuştur: Kişiliğindeki melankoli, kötümserlik, derin bencillik ve çevresini hor görme duygusu da buradan kaynaklanır. Childe Harold ve Don Juan adlı yapıtlarında, kendi deneyimlerini aktarırken, sık sık alaycı bir niteliğe bürünen mağrur bir kendini beğenmişlik ortaya koyan yazar, bu özelliğiyle Musset ve Balzac gibi birçok yazarı etkilemiştir. ROMANTİZMİ YENİLEYEN BİR OZAN Pope'un ve klasik yazarların hayranı olan Byron, romantizmin aşırılıklarını kınamış ve uyuma düşkün olması nedeniyle, üslubundaki özgürlüğe karşın, Shelley'in ve Keats' in coşkunluğuna ulaşamamamıştır; ama, onların yaptığı gibi, özgürlük, bağımsızlık, başkaldırı düşüncelerini işleyerek, romantizmi yenilemiştir.İmgegücü son derece çalkantılı olan Byron, en parlak lirizmden en derin kuşkuculuğa, en ince sevecenlikten en acımasız yergiye geçen bir yazardır. Üslubu, düşüncesinin en beklenmedik dalgalanmalarını başarıyla aktarır. Betimlemelerindeki zenginlikle, lirik anlatımındaki uyumla, dili ve şiiri yenilediği görülür. Dönemindeki, özellikle de ülkesindeki birçok yazar tarafından eleştirilmiş olmasına karşın, Byron, Avrupa'da sonraki kuşakları büyük ölçüde etkilemiş bir ozandır. Eserleri: Lirik ve yergili şiirleri: Chiide Harold's Pilgrimage (Childe Harold Hac Yolunda, 1812-1816-1818); The Giaour (Gâvur, 1813); The Bride of Abydos (Abydos'lu Gelin, 1813); The Corsair (Korsan, 1814); The Prisoner of Chillon (Chillon Tutsağı, 1816); Mazeppa (1819); Don juan (1818-1824; bitmemiştir); vb. Oyunları: Manfred (1817); Marino Faliero (1820); vb.
|