|
İrlandalı yazar (Foxrock, Dublin yakınları, 1906). Portora Royal School'da ve Dublin' deki Trinity College'da öğrenim gördükten sonra 1928'de Paris'teki Ecole Normale Superieure'de ingilizce okutmanlığına atanan Samuel Beckett, 1932-1936 yılları arasında İngiltere ve Almanya'ya yolculuklar yaptı; 1937'de Paris'e yerleşti. Birkaç ingilizce romanı dışında, genellikle Fransızca yazan Samuel Beckett, romanlarında ve tiyatro oyunlarında sürekli olarak insanın çöküşünü yansıtmaya çalışmış, insan varlığının temel bir boşluğu doldurmak için boş yere çabalayışını konu edinmiştir. Ona göre insanların, "boş geveleme"den başka bir şey olmayan dilleriyle sürekli uğraşmalarına karşın, söz konusu boşluğu açıklayacak güçleri yoktur. 1949'da yazdığı, 1952'de sahnelenen ve ününün hızla dünyaya yayılmasını sağlayan Godot'yu Beklerken (En attendant Godot) adlı yapıtında, kahramanlardan biri şöyle der: "Kesin olan şu ki, bu koşullarda zaman çok uzun ve biz bu zamanı, nasıl söyleyeyim, ilk bakışta mantıklı gibi görünen ama aslında alışkanlıktan başka bir şey olmayan bazı davranışlarla doldurmaya zorlanıyoruz." Beckett'in kahramanlarının sakat, düşkün bedenleri, içlerinde taşıdıkları yaraların belirtileridir: Tanrı yokluğunun yarattığı yara; çaresiz bir dilin yarası. Ama bu parçalanmış, biçimleri bozuk yaratıkların, yağmalanmış yeryüzünde, kendilerini anlamdan yoksun bir yol izlemeye yönelten sarsılmaz bir kararlılıkları vardır. Tutsak düşüp, kuma gömülüp, felç olup durmak zorunda kaldıklarında da, monologları sürüp gider: "Aslında dünyada bulunmayan tek kişi ben olsam da, sanki dünyada tek ben varmışım gibi davranmalıyım." Beckett'in yapıtları, Tanrı yokluğunun anlatılması üstüne kuruldukları ölçüde nihilisttirler. Bununla birlikte, metafizik bir düzensizliği de yansıtırlar, insan, anlamsızlığın içine düştüğünde, ıssız çevresini kuşatan artıklar, pislikler gibi şeylere giderek benzemekten başka şey gelmez elinden. Bölünen, parçalanan insan, kendini ancak bedenin ve dilin bozulmasıyla ortaya koyabilir. Ama, bu bozulma da, beklenen hiçliğe kadar engelsiz bir biçimde sürüp gidemez; çünkü böyle olunca, bir doğrultu ortaya çıkacak ve insanı kendi sonuna yöneltecektir, oysa "insanın yola devam etmesi gerekir..."Duyulmayan, mırıltıya benzeyen ama hiç kesilmeyen bir ses olan monolog, sürekli bir yıkımın çalkantılı hareketine benzer. Konuşan kişi, daha ağzından çıktığı anda söylemek istediğinden farklı bir tümce yaratarak anlamlarını yitiren sözcükler söyleyip durur ve böylece gerek yıkım, gerek saçmalık sonsuza kadar uzanıp gider. Beckett'in özellikle 1960 yılından sonra yazdığı ve noktalama işaretlerini yavaş yavaş kaldırdığı kısa metinler, yeryüzünde kalan son insanın kendi kendiyle yaptığı yansız ve kesintisiz konuşmayı çağrıştırır. Bu son adam Beckett'in 1968'de Fransız Radyo ve Televizyonu'nda gösterdiği kısa metrajlı Film'in tek kişisidir. 8 Mart 1970'te Oxford'da sahneye konan Breath adlı oyunu da, yalnızca otuz saniye sürer. Yakın dostu İrlandalı yazar James Joyce'un yapıtlarını fransızcaya çevirmiş ve birçok yapıtında onun etkisinde kalmış olan Samuel Beckett, 1969'da kendisine verilen Nobel Edebiyat Ödülü'nü kabul etmemiştir. Eserleri: Roman: Murphy (1947); Molloy (1951); Mutlu Günler (Happy Days, 1951); Malone meurt (Malone ölüyor, 1952); Watt (1969); Le Depeupleur (1971); vb. Oyun: Godot'yu Beklerken (En attendant Godot, 1952); Oyunun Sonu (Fin de partie, 1957); Comedie (Komedi, 1963); vb. Anlatı: Nouvelles et textes pour rien (1955); İmagination morte, İmaginez (1965).
|