Felsefe

Fotoğraf

Pierre Corneille PDF Yazdır e-Posta
Dünya Edebiyatları - Fransız Edebiyatı

Hukukçu bir ailenin çocuğu olan Pierre Corneille, latin yazarlarını ve tiyatroyu öğrenmesini sağlayan Rouen Cizvit Okulu'nu bitirdikten sonra Rouen parlamentosunda sa­vunma görevlisi oldu(1628). Savunma tekniğini çok iyi bildiği halde, bu işi yapamayacak kadar utangaç olduğu için, babasının önayak olmasıyla "kralın savunucu" görevine atandı. Melite adlı komedisinin 1629'da Paris'te sahneye konmasından son­ra, "üç birlik" kuralına (zaman, yer ve eylem birliği) uydurmaya çalıştı­ğı karmakarışık bir şövalye dramı (Clitandre, 1630) ve gençlik içtenliğiyle dolu, günlük gerçekleri ele alan, doğal bir üslupla yazılmış olan dört komedi yazdı: La Veuve (Dul Kadın, 1631); Galerie du Palais (Sa­rayın Galerisi, 1632); La Suivante (Nedime, 1633); özellikle de La Place Royale (Krallık Alanı, 1634). Richelieu'nün, çerçevesini kendinin çizdi­ği oyunları gene kendi yönetiminde yazmaları için kurduğu "Beş Yazar Topluluğu"na seçildi. Ama, Comedie des Tuileries (1635) adlı oyunun üçüncü perdesinde değişiklik yaptığı için, güçlü koruyucusuyla arası açıl­dı (Richelieu, Corneille'i "bir şeyi sonuna kadar götürememekle" suç­ladı ve 1638'de "Topluluk"tan çıkar­dı). Euripides'ten ve Seneca'dan esinlenerek yazdığı Medee (1635) adlı trajedisi pek ilgi uyandırmayınca, "garip yaratık" diye adlandır­dığı L'İlusion comique (Gülünç Al­danış, 1636) adlı oyunuyla komedi türüne döndü (oyunda, kaba güldü­rü ile coşkuyu, fantastik ile hayalci gülünçlüğü birleştiren masalsı bir anlatım egemendir; ayrıca, olayla­rın iç içe geçtiği görülür). 1637 Ocağında sahnelenen ilk baş­yapıtı Le Cid'le, sanatının, kahra­manlığın büyüleyiciliğinden, duygu­ların karmaşıklığından ve derinli­ğinden, ruhsal yaşantının gerçek geriliminden kaynaklanan yeniliğini ortaya koydu. O tarihten sonra, kahramanları birer "üstüninsan" olmakla birlikte, insan yönlerini de koruyan oyunlarıyla büyük başarı kazandı; ama "bilgiç"lerin başlattı­ğı bir kavgaya yol açınca, Richelieu' nün bu kavgaya son verme kararı almasından tedirgin olarak Rouen'a dönüp, üç yıl süreyle tiyatrodan uzak kaldı. 1640'ta, eleştirmenleri söz söyleyemez duruma getirmek için, üç birlik kuralına sıkıca uyarak yazdığı Horace'ı, Seneca'nın De clementia'sının (Acıma Üstüne) bir bölümünden esinlenerek yazdığı Cinna (1641), mistik kahramanlıkla ve kurban olma isteğiyle yüklü olan Polyeucte (1643) izledi.  

Olgunluk dönemini oluşturan 1643-1650 yılları arasında yoğun bir yaratış dönemi­ne girerek, her tiyatro mevsimine bir oyun yetiştirdi: Richelieu'nün ölümü üstüne yazdığı La Mort de Pompee (Pompeius'un Ölümü, 1643); flodogune (1645); mesleğinin ilk ba­şarısızlığı olan Theodore (1646); Heraclius (1647); düş öğesinin ağır bastığı Nicomede (1651); Ovidius' un Metamorphoseis 'inden (Değişim­ler) kaynaklanan Andromede (1650)' Pertharite(1651).Pertharite'in hiç beğenilmemesi üs­tüne, artık oyun yazmamaya karar verdiyse de, 1659'da kararını değiş­tirdi: Pek başarılı olmayan, ama döneminde oldukça beğenilen Oedipe (1659); düşkırıklığı ve yaşama ka­yıtsızlık temasının kahramanlığın yerini aldığı Sertorius (1662). Bu oyunlarının başarısından cesaret alarak Paris'e döndü ve 1663'te Sophonisbe'i, 1664'te Othon'u, 1666' de Agesilas'ı, 1667'de Attila'yı sahneletti. Ama," artık, tükenmiş birdeha sayılmaya, genç Racine'in yanında, ikinci plana düşmeye başlamıştı. 1670'te sahnelenen Tite et Berenice'den (Titus ve Berenike) sonra yazdığı Pulcherie (1672), aynı yıl sahnelenen Racine'in Bajazet'si (Bayezid) büyük başarı kazanırken, hiç ilgi uyandırmadı. 1674'te dünya­dan yüzçevirmeyi dile getiren bir trajedi olarak son yapıtı Surena'yı yazdıktan sonra, oyun yazmayı kesin olarak bırakan sanatçının son yılları hüzün ve maddi sıkıntı (zaten düzenli ödenmeyen emekli aylığı kesilince, Boileau, yeniden bağlan­ması için krala başvurmak zorunda kaldı) içinde geçti ve aşağı yukarı bütünüyle unutulmuş olarak öldü. 

CORNEİLLE'E ÖZGÜ DRAM ANLAYIŞI 

Corneille'in işlediği dram, kişilerin ruhlarında yatan bir dramdır. Olay­ların ve görünürdeki hareketlerin bütün amacı, kahramanların ruhla­rındaki hareketleri yansıtmak, öz ni­teliklerini en yüksek düzeyde açıkla­maya yöneltmektir. Bu ruhlar dra­mının temel öğesi, iradenin, çıkarla­rın ve tutkuların boyunduruğundan kurtulmak için, gerilimlerle dolu sürekli çabasıdır. İrade, kişinin ödevi olarak gördüğü şeye ve onurun gereklerine sıkıca bağımlı­dır: Le Cid'in kahramanı Rodrigue, babasına yapılanların öcünü almak için her şeyi feda eder; Horace, yur­duna lanet eden kızkardeşini öldü­rür. Corneille'de aşk, kendi çıkarın­dan başka şey görmeyen gizemli bir içgüdü değildir; olağanüstü bir yapıda olduğu için kendine ters düşen olayları egemenliğine alan bir varlığa yöneltilmiştir; hayranlığın en yüksek biçimidir. Bundan ötürü, Corneille'in tiyatrosu, Voltaire'in de belirttiği gibi, "bir ruh yüceliği oku­ludur" 

Ama böyle bir dram anlayışı, olağa­nın dışına çıkan konuları işlemek, dolayısıyle konularını, herkesin bil­diği mitoloji öykülerinden (Medea, Andromeda, Oidipûs) ya da tarihten almak zorundadır. Corneille'in bu tutumu, tarihte olağanüstü olaylar aradığı ileri sürülerek eleştirilmesi­ne yol açmış, sözgelimi, Roma Cumhuriyeti'nde, başlangıç yıllarından (Horace}, Hun istilalarına kadar (Attila), hep olağanüstü işler aradı­ğı söylenmiştir. 

Corneille'in kahramanları, dünyaya bırakıldıklarında korkunç yaratıklar olarak görünen ve çıkarları için her şeyi yapan kimselerle (Prusias) ya da kötülük habercileriyle (Rodogune'deki Cleopâtre gibi karşılaşırlar. Kahramanların "yüceliği"yse, "ola­ğan dışı olanın" "zafer" kazanma­sından başka şey değildir. Prensle­rin, hükümdarların, başkomutanla­rın, ermişlerin, kurbanların tümü, tutku dolu, zökidir ve bilinmeyeni gören bir düşgücüyle donatılmıştır. 

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle