|
Fransız yazarı (Conde Malikânesi, Paris, 1740-Charenton, 1814). Provencelı eski bir aileden gelen Sade markisi Donatien Alphonse François (Marki de Sade olarak tanınır), Louisle-Grand (1750-1754) Gizvitlerinin yanına girdi, daha sonra Krallık Süvari Koleji'ne devam etti. Yüzbaşı olarak Yedi Yıl savaşlarına (1756-1763)katıldı.Paris Anlaşması'ndan sonra terhis olunca, "krallık ailesinin izni"yle Renee de Montreuil ile evlendi (17 Mayıs 1763). 29 Ekim 1763'te aşırı zevk ve eğlence düşkünlüğünden dolayı ve emirle Vincennes kalesine hapsedildi. Sade, bundan böyle "dikkatleri üstüne çekmeye" başladı. Çok sayıdaki ilişkileri ve çapkınlıkları birçok kez tutuklanmasına yol açtı. 1768'de, dilenmek zorunda kalmış bir kadın işçi olan Rose Keller' in Sade'nin Arcueil'deki evinin penceresinden kaçmasıyla ve kadının, köyde, zorla alıkoyulduğunu, daha sonra da kamçılandığını söylemesiyle bir olay patlak verdi. Bunun üstüne, Sade cezaya çarptırıldı. 1772'de Sade, uşağı Latour'la birlikte yaşadığı Marsilya'da kırbaçlama, eşcinsellik ve zehirli ilaçlar kullanmakla suçlandı. Dört sokak kadını Sade'ı "oğlancılıkla" suçladı. Sade yeniden tutuklandı ama, kaçtı ve kont Mazan adıyla İtalya'ya geziye çıktı. 1774'te kayınvalidesi Mme de Montreuil, Sade 'ı Vincennes' e hapsettirdi. 1784'te önce Bastille hapishanesine, sonra da Charenton'a nakledildi. Bu dönem boyunca Les Journöes de Sodome 'u (Sodom'un Günleri, 1785) ve Justine ou les Infortunes de la vertu (Justine ya da Erdemin Mutsuzlukları, 1787) adlı yapıtlarını yazdı, 1790'da özgürlüğüne kavuşan Sade, 1791'de Justine ou les Infortunes de la vertu 'yü yayımladı. Daha sonra siyasal nedenlerden ötürü tutuklandı, çeşitli hapishaneleri dolaştıktan sonra Picpus Akıl Hastanesi'ne gönderildi. Yeniden özgürlüğüne kavuşunca la Philosophie dans la Boudoir (Dinlenme Odasında Felsefe, 1795), Aline et Valcour (Aline ve Valcour, 1795), la Nouvelle justine (Yeni Justine, 1797) ile les Crimes de l'amour'u (Aşkın Suçları, 1800) yayımladı. Bu yapıtlar skandala neden oldu ve Sade bonapartçı rejim tarafından önce Sainte-Pelagie'ye, sonra Bicetre'e, son olarak da Charenton'a kapatıldı ve bu akıl hastanesinde öldü (1814). Vasiyetinde, dünyadaki yaşamından hiç bir iz bırakmamak istediğini dile getirdi ve evinin bahçesine, mezar taşı üstüne hiçbir yazı yazılmadan gömülmek istedi. Diderot'nun ve Rousseau'nun doğalcılığının mirasçısı olan Sade, bu felsefi anlayışı en uç noktalarına kadar götürdü. Bireyin sınırsız gelişmesini doğrulamak için, söz konusu anlayıştan yararlandı. Sade'in yapıtlarından birinin kahramanı "doğa, zevklerimizi kınıyor olsaydı, bizde bu zevkleri uyandırmazdı" der.Bu yüzden ahlaka aykırılık ve acımasızlık, Sade'da delilik ve mit boyutlarına ulaşmıştır. Büyük korku uyandırabilen yapıtlarına düşlerini ve saplantılarını yansıtarak, felsefecilere, kimi araştırmacılar tarafından olağanüstü sayılan bir belge sağlamış ve bu yüzden gerçeküstücüler tarafından, bütün yasaklara karşı koyan insan olarak kabul edilmiştir. Gerçekte, Sade'in düşüncesinin siyasal bir niteliği vardı, bu da onu XVIII. yy'da etkisi görülen liberten akımlara yaklaştırdı. Eros'u ve Doğa'yı uzlaştırmak isteyen Sade ("Her şey doğadadır" ilkesini savunur) yaradancılığa ve Robespierre'in bazı görüşlerine de karşı çıkmıştır. Sade'a göre, kötülük ve suç her çeşit zevkin kaynağıdır; bu nedenle ahlaksal değerleri eleştirip bunları erotizm anlayışı çerçevesinde değerlendirir. Cinselliği, insanları tanımanın en kesin yolu olarak görür ve cinsel doyumu, gerek bedensel gerekse ruhsal acıyla birlikte ele alır; çünkü acı ona göre en güçlü duygudur (acı çektirme eyleminden zevk alma olgusu da buna bağlı olarak sonradan sadizm diye adlandırılmıştır
|