Felsefe

Fotoğraf

Stendhal PDF Yazdır e-Posta
Dünya Edebiyatları - Fransız Edebiyatı

Asıl adı Marie-Henri Beyle olan Stendhal (Rusya'nın geri çekilmesin­den sonra geçtiği bir Alman kentinin adı) hali vakti yerinde bir burjuva ailesindendi ve çocukluğundan başlaya­rak yaşamını anlattığı Vie de Henry Brulard (Henry Brulard'ın Yaşamı) adlı yapıtında kendini, ailesi tarafından (kızkardeşi Pauline ile annesinin babası, voltaireci ve liberal bir hekim olan Henri Gagnon dışında) anlaşıla­mamış, annesinin ölümüyle yoksun kaldığı şefkat gereksinimi ile dar gö­rüşlü ve dindar bir burjuva olan ba­basına karşı duyduğu şiddetli bir so­ğukluk arasında sıkışmış asi bir kişi olarak tanıttı. Delikanlılık döneminde, babasının düşüncelerinin tersini sa­vundu, cumhuriyetçi inançlarını açı­ğa vurdu ve Kilise'yle dinin kararlı bi­çimde karşısında yer aldı. Grenoble merkez okulunda, matematiğe olan il­gisi ortaya çıktı ve Ecole Polytechnique'e girmek için Paris'e gönderilme hakkını elde etti. Ama, karar değişti­rerek, ilerde bakan olacak kuzeni Pierre Daru'nün sekreteri oldu.

  

İTALYA'NIN KEŞFİ

 

On altı yaşındayken asteğmen rütbe­siyle Napolyon Bonapart'la birlikte Alpler'i geçen Stendhal, büyük bir hayranlıkla İtalya'yı ve müziği keşfet­ti. 1801'de ordudan izin alarak Pa­ris'e döndü ve kendini yeniden okuma­ya vermek, tiyatrolara giderilmek, vb. etkinlikleri gerçekleştirebilmek için is­tifa etti. Âşık olduğu bir kadın oyun­cunun peşinden gittiği Marsilya'da bakkallık yapmaktan bile çekinmedi. Daha sonra Paris'e geri döndü ve ede­biyat alanına yönelmeyi aklına koydu. 1806'da Daru'nün koruyuculuğu saye­sinde levazım subayı olarak Napolyon'un ordusuyla Almanya, Avustur­ya ve Rusya seferlerine katıldı.

  

1810'da Danıştay yardımcı üyeliğine atanan Stendhal, parlak bir meslek yaşamı olacağını umuyordu. Ama imparatorluğun düşmesiyle bütün umutları altüst oldu; Louis XVIII ken­disini istediği görevlere getirmeyince, her açıdan kendisini etkileyen Mila­no'ya gitti. Yedi yıl kaldığı bu kentte seçkinler topluluğu ve kadınlarla ya­kın ilişkiler kurdu; bu arada ilk dene­melerini yayımladı: ViesdeHaydn, de Mozart et de Metastase (Haydn, Mo­zart ve Metastasio'nun Yaşamları, 1814); Rome, Naples et Flor ence (Ro­ma, Napoli ve Floransa, 1817); Historie de la peinture en İtalie (İtalya' da Resmin Tarihi, 1817). Aşkına karşılık görmediği Metilde Dembowski için en ödün vermez tut­kuyu duydu. Bu tutku, Stendhal'e De l'amour (Aşk Üstüne, 1822) adlı kita­bında ve daha sonra Mathilde de la Mole [Kırmızı ve Siyah [Le Rouge et le Noir]) ve Bathilde de Chasteller (Lucien Leuwen) gibi çok sayıda kahra­manın yer aldığı en etkileyici yapıtla­rında esin kaynağı oluşturdu. Avus­turya polisi tarafından carbonaroluk-la suçlanınca, İtalya'yı terk etmek zo­runda kaldı.

  

KIRMIZI VE SİYAH

 

1821'den ve 1830'a kadar Paris'te ka­lan Stendhal, edebiyat çevrelerine ve salonlara (Destutt de Tracy'nin salo­nu, Madame Ancelot'nun salonu) sık sık girip çıkmaya başlamıştı. Özellik­le aykırı düşünceleriyle skandallara yol açmayı seven özgün ve esprili biri olarak ün yaptı. Romantizmi savundu [Racine et Shakespeare [Racine ve Shakespeare, 1823], ilk roma­nı Armance'ı [1827], Roma 'da Gezin­tiler'! (Promenades dans Rome, 1829] ve ilk başyapıtı Kırmızı ve Siyah'ı [1830] yayımladı.

 

Kırmızı ve Siyah (anlamı hâlâ çözüle­meyen iki simge], Restorasyon döne­minde bencil, dar görüşlü bir aristok­rasiyle halk kökenli ve hırsla dolu bir gençliği karşı karşıya getiren yeni bir toplumun canlı bir betimlemesidir. Verrieresli bir marangozun oğlu olan Julien Sorel, çocuklarına öğretmenlik yapmak için girdiği evin sahibesi Ma­dame de Renal'i kendine âşık etmeyi başarır. Ama gözü daha yükseklerde­dir ve papaz okuluna girer: Artık as­kerlik mesleğinin (Kırmızı?) yolu ken­disine kapanmıştır; Kilise (Siyah?) aracılığıyla başarıya ulaşması gerek­mektedir. Rahip Picard sayesinde, La Mole markisinin yanında bir sekreter­lik işi bulur ve bu arada markinin kı­zı Mathilde'i etkileyerek kendisine teslim olmasını sağlar. Mathilde'in hamile kalması üstüne yaşlı marki, kızının Julien'le evlenmesine izin verir; ama günah çıkardığı papazın etkisi al­tında kalan Madame de Renal'in bir mektubu, bu tasarının suya düşmesi­ne yol açar. Julien bu durumda Verrieres'e geri döner ve Madame de Re­nal'i tabancayla yaralar. Tutuklanıp, yargılanarak ölüme mahkûm edilen Julien, soğukkanlı bir biçimde giyoti­ne gider. Mathilde, Julien'in başını alarak kendi elleriyle gömer. Mada­me de Renal'se acıdan ölür.

  

PARMA MANASTIRI

 1830'dan sonra, yapıtları büyük bir başarı kazanmayan Stendhal, önce Trieste'ye, sonra da Civitavecchia'ya konsolos olarak atandı; ama burayı -çok can sıkıcı buluyordu. 1834'te, ye­ni bir roman olan Lucien Leuwen'i yazmaya koyulduysa da bitiremedi (çok sayıda stendhalci yazar bu düş-kırıklığıyla ilgili anlatının yazarın en güzel romanı olduğunu kabul eder]. 1836'da izin alarak (bu izni 1836'dan 1839'a kadar üç yıl için uzattı] Paris'e giden Stendhal, bir tür Fransa rehbe­ri olan Memoires d'un touriste'ten (Bir Gezginin Anıları, 1838]sonra bir kısa öyküler derlemesi olan İtalya Hikâyeleri hin (Chroniq ues italiennes] yanı sıra Balzac'ın kendisiyle ilgili öv­gü dolu bir makale yazmasına yol açan ikinci başyapıtı Parma Manastarı'nı. (La Chartreuse de Parme, 1839] yayımladı.  Parma Manastırı (elli iki günde yazıl­dı: Kasım-Aralık 1838], XIX. yy'dan çok Rönesans'a yakın bir dönemdeki küçük bir İtalyan prensliğinde gelişen entrikaları ve bağnazlıkları dile geti­rir. Üne kavuşmayı düşleyen genç soy­lu Fabrice del Dongo, Napolyon'un Elbe adasından döndüğünü öğrenerek Parma'ya kaçar. Fransız ordusuna katılır ve gezgin olarak Waterloo sa­vaşını yaşar; ülkesine geri döndükten sonra özgürlük yanlısı görüşleri be­nimsemiş olmasından kuşku duyulan Fabrice, onu gizlice seven halası Sanseverina düşesi tarafından korunur.  

 

Düşes Parma prensinin bakanı Mosca kontunun metresidir. Bir cinayetin ardından Farnese kulesine kapatılan Fabrice, hapishanenin yöneticisinin kızı Clelia Conti'ye âşık olur. Clelia Conti, düşesin yardımıyla Fabrice'in hapisten kaçmasını sağlar, halasının sayesinde Fabrice, ünlü bir vaiz olur. Bu arada Clelia Conti'yi gizli olarak yeniden görür ve aşklarından bir oğ­lan çocuğu doğar. Bu çocuğun ölümü. Clelia'nın da ölmesine neden olur. Fabrice dünyadan el etek çeker ve Parma Manastırı'na (yazarın hayal gücüne dayanır, çünkü Parma'da böy­le bir manastır yoktur) çekilir. Parma Manastırı nın yayımlanmasın­dan sonra istemeye istemeye Civitavecchia'daki sıkıcı konsolosluk göre­vine dönen Stendhal günden güne sağ­lığının bozulduğunu hissedince, yeni bir izin isteğinde bulunarak Paris'e geri döndü. 23 Mart 1842'de, sokak ortasında beyin kanaması geçirdi, bir­kaç saat içinde de öldü. Geriye, kah­ramanı Julien Sorel'in dişisi olan, Lamiel adlı yarıda kalmış bir roman bı­raktı.

  

MUTLULUK PEŞİNDE YADA BENLİKÇİLİK

 

Stendhal'in kişiliği, romanlarında ve denemelerinde ama daha çok da özyaşamöyküsel yapıtlarında ortaya çıkar:1802'den 1823'ekadaryazdığı Journal (Günlük); kısa Souvenirs d'egotisme (Benlikçilik Anıları, 1832); la Vie deHenryBrulard (1835)Stendhal, du­yarlı ve tutkulu bir ruh yapısına sa­hipti. Müziği, resmi, kadınları (ama çok azına sahip oldu) severdi: XVIII. yy. felsefecilerinden ve ideologlardan (Destutt de Tracy) etkilenen Stendhal, 1820-1830 yularının romantiklerinden özellikle de tümce yapısının yavanlığıyla ayrıldı. Özgürlük yanlısı, Kilise karşıtıydı. Napolyon'a (bitiremediği bir kitabını Napolyon'a adamıştı) ve İtalya'daki Rönesans adamlarına güç­lü ve şiddetli tutkularla hayranlık duy­du. Karşıtlıklarla da yoğrulmuş bir ki­şiliği vardı. Alaycılığı, ahlak kuralla­rına aykırılığı, sevecenliğinin ve du­yarlılığının belirginlik kazanmasını sağladı.

 Aldanmayı reddeden, oldukça zeki bir kişi olan Stendhal, doğuştan ayrıcalıklılığa ve paranın gücüne dayanan Louis-Philippe ve Restorasyon dönemi toplumunu çözümledi. Aşkın gizli ne­denlerini ustalıkla ele aldı ve sürekli olarak "gerçeği, acı gerçeği" araya­rak, kendi kendini titizlikle gözlemledi.
 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle