|
Charles Baudelaire 1821'de Paris'te doğdu. Babası annesinden otuz beş, yaş daha büyüktü. îki kez evlendiler her ikisi de. Babası sevimli bir yaşlıydı. XVIII. yüzyılın düşünüsünü çok iyi biliyordu. Ölünce (1827), altı yaşındaki Charles annesi Caroline'e bağlandı. Bu bağlılıkta, belki Freud 'ün Oidipus Kompleksi diye adlandırdığı bilinçaltı cinsel eğilim vardı. Annesiyle birlikte oturdukları Neuilly'deiki evlerini unutmadı. O günleri anarak, ilerde annesine (1861) şöyle yakınacaktı : «Senin için kuşkusuz kötü olan zamanı iyi günler diye andığım için bağışlamanı dilerim. Ama her zaman sende yaşıyordum. Yalnız benimdln. En çok set-vilen varlık, hem arkadaştın benim için.» Annesi yaşça dengi biriyle, babasının ölümünden yirmi ay sonra, yakışıklı subay binbaşı Aupick'le evlenince, Baudelaire düş kırıklığına, derin bir yıkıma uğrayarak: «Benim gibi oğlu olan bir ana evlenmez» demekten kendini alamadı. Komutan Aupick gerçekte soğuk davranışlı, dar düşünceli biriydi. Ozanın, kendisinin de açıkça söylediği gibi, daha çocukken içinde birbirine aykırı iki duygu vardı; Yaşamdan, tiksinti ve yaşama aşırı sevgi Charles 1830'da Louis-leGrand Koleji'ni bitirdi. Üvey babası onun için diplomasiyi düşündüyse de, o ozan olmayı istiyordu. İçine düştüğü bdşıboş yaşamdan uzaklaştırmak amacıyla, Aupickle onu Bordeaux'dan Calcutta'ya giden bir gemiye bindirdi Yolculuğunda, gemicilerin yakaladığı deniz kuşu, albatrosla eğlenmeleri (bu acıklı olay) onu çok etkiledi : Çok zaman gemiciler durup eğlenmek için Tutar albartrosları, deniz kuşlarını, Tuzlu uçurumlardan kayan gemilerin Ardındaki yorgun yol arkadaşlarını. Şiirlerini 1845'ten sonra azar azar yayınladı. İvedici bir ozan değildi. Yalnız arkadaşları biliyordu onun şiir yazdığını! Annesinden İngilizce'yi öğrenen Baudelaire; Amerikalı ozan Edgar Allan Poe bulur bulmaz coşkulanır ve öykülerini Fransızca'ya çevirir. 1848'de başkaldıranlara katılır. Çağının önemli dergilerinden Revue des Deux Mondes (Haziran 1855) on sekiz şiirini yayınlar. Saldırılara uğrar bu şiirler, XIX. yüzyıl başında İngiltere’de gelişen moda düşkünlüğü dandizm, kişisel özgürlüğü gerçekleştirip kendine güven ve toplum yaralarma kafa tutma düşüncelerini içerir. Bu da Baudelaire'in başkaldıran özelliğini okşuyordu. On dokuz yaşındayken tutulduğu frengi sayrılığı, uykusuzluk başağrıları, iç dünyasındaki sürekli çatışmalar pek doğal olarak Baudelaire'de tedirginlik ve yalnızlık duyguları uyandıracaktı.Bir çeşit bohem yaşamı sürmesine karşın düzenli bir yaşamı vardı. Bir soruya : «Herkeste tiksinti ve korku uyandırdığım zaman, yalnızlığı fethetmiş olacağım! Her şey yalnızlık için!» yanıtını verir. Bir yüksek görevli bir gün ona: «Ne yazık ki seçtiğiniz konular o kadar..» Ozan, soğukça sorar: «O kadar ne?» Adam şaşırır «O kadar tüyler ürpertici! O kadar sevimsiz ki? Neden böyle?» Baudelaire soğukkanlılıkla: «Bayım, ahmakları şaşırtmak için!» der. 1881'de annesine yazdığı içli mektubu onun yalnızlığını açıkça ortaya koyar: «... Yalnızım, dostlarım yok, metresim yok, köpeksiz ve kedisiz kaldım. Derdimi kime açayım: Yalnız babamın resmi var, o da her zaman sessiz.» Les Fleurs du Mal-Kötülük Çiçekleri yayınlanınca olumsuz yankılar uyandırdı. Çok sevdiği eleştirici Sainte-Beuve (1804-1869) bile sustu. Şiirleri «yazınsal bir utanmazlık» sayılarak yargıevine verildi. Savcı, yapıtı Madam Bovary yüzünden Flaubert'i suçlayan Pinard'dı. Töreye aykırı görülerek altı şiirin yapıttan çıkarılmasına karar verilerek, Baudelaire para cezasına çarptırıldı.Yazında Poe'nun, resim sanatında Delacroix'nın büyüklüğünü sezdiği gibi, müzikte de Wagner'in önemini ortaya çıkardı. Fransız Akademisi'ne adaylığını koymuşsa da, toplumun alışılmış kurallarına karşı geldiği düşüncesiyle bundan vazgeçti. Sağlığı gittikçe bozulmaya başladı. 1866'da sağ yanına inme indi. Dili tutulup öldü (Ağustos 1867). Ölüm törenine hiç bir resmi görevli katılmadı. Ders kitapları da söz etmedi Baudelaire'den! Daha doğrusu, çağının gerici korkakları bunu göze alamadılar. Uzun zaman tanınmadı ya da yanlış anlaşıldı. Ama onun savunucuları arasında Wilde, D'Aımunzio, Stefan George ve Rilke de vardı. George, Baudelaire'i Almanca'ya çevirdi. Karşılaştırmalı yazınla uğraşan uzmanlar bu çevirilerin çok başarılı olduğunu onaylamaktadır. Yaşamında küçük dergilerde bile şiirleri yayınlamayan ozan, ancak 1917'den sonra benimsenmeye başlandı. Günümüze değin Les Fleurs du Mal'in, aşağı yukarı yüze yakın baskısı yapıldı. Kenri Peyre'o göre, Baudelaire üzerine 337 yapıt ve yazı yayınlanmıştır. Onun en güçlü yanı ozanlığı olmakla birlikte; eleştirme, deneme, öykü ve düz şiirler de yazdı. Resim sanatıyla yazın üzerine yazdıkları eleştirinin büyük örnekleri arasındadır. Yemliği anlamada gösterdiği sezgi gücü hiç bir zaman yadsınamaz. Çevirinin bir sanat olduğunu savunup kanıtlayanların başında Baudelaire gelir. Genel anlamıyla şehvet doymazlık, tutku, susama, eros kavramlarını içerir. Erkekle dişinin birbirlerine karşı duydukları istek. Bedensel doygunluğu ya da susuzluğu belirler Le Lethe, Baudelaiıe'in suçlanmasına neden olan şiirlerden biri. Bu şiirde sonsuz, doyumsuz, dinmeyen bir sevi işlenir. Öyle bir sevi ki, ne güzel ölümler gibi tatlı bir uykuya dalmak onda, bütün bunalımlardan uzak, kaygılardan soyunuk. Yatışan hıçkırıklarımı yutmaya böyle Tutmaz hiç bir şey uçurumunu yatağının Bütün güçlü unutanlar üstünde ağzının, Lethe boşanır durmadan öpücüklerinde. Sesler, kokular, renkler, hurmalar Baudelaire'de sevgiliyi anım. satan bir rol oynar. Yanında bulunduğu zamanlar değil yalnız, uzak yolculuklara çıktığı zaman da Kara Venüs'ün kokusunu yoldaş edinir. Deniz dalgalarıyla yorgun düşen yelkenli kıyı kentleri, demirhindi ağaçlan, gemici türküleri. Tümü özdeş bir görünüme bürünür. Renklerin oynaşımında yeğin bir beğeniyle müzik dinlemiye, bir kediyi okşamıya, şehvetin egemen olduğu uzak ülkelerdeki kokulan içine sindirmeye ve kendini duygu ve coşkularına bırakır. Yoldaş kokunla güzelim iklimlere doğru. Bir liman görürüm yelkenler küreklerle dolu, Az önce yorgun düşmüş deniz dalgalarından. Baudelaire'in şiirlerinde karşıtlık (tezat); yeni, yoğun bir söyleyişin büyülü kapılarını açar. Yaşamla ölüm, sevgiyle tiksinti, acıyla tatlı, aydınlıkla karanlık geçiciyle sonsuz, iyilikle kötülük, günahla sevap onun dünyasında sürekli olarak çarpışır. Güzellik, Baudelaire'de hem güzel olanı, hem de korkuyu simgeler. Ama bu güzellik uçurumla özdeştir. Korkunç ve suçsuz canavar o İyilikle kötülük de onda. Bu bakımdan güzellik şarabı da andırır, Baudelaire, güzellikte her zaman bir tapınç buldu. Sevgili mi? Kurumlu göbeğinin üstündeki öldürüm, büyük «cinayet!» O kadife yüzlü peri, şeytan da olabilir melek de! O biricik kraliçe; kokularla. ışıklarla, uyumlarla bir olur. Güzelle güzellik kavranılan Baudelaire'in şiirlerinde sık sık geçer. Pythagoras'a göre güzel, uyumlu olandı. Platon'a göreyse güzel, «idea» ların özelliğidir. Uyumdan doğan kadın güzelliğidir. Gerçekte, güzellik görme duygusuyla ilgili bir algı. Bize göre, Baudelaire'in güzellik simgesi yalnız doğayla değil, onun düşünü ve beğenisiyle de ilgili: Üzgün güzel, korkunç güzel, alımlı güzel, yosma güzel iç dünyasındaki yaşam korkusuyla yaşam coşkusu az çok Villonu anımsatır. Baudelaire'in yer yer, belki saldırıcı bir sanatı var. Çağının, onu yadırgaması biraz da bundan ileri geliyor olmalı. Bize göre Baudelaire, insanlık tinin iç patlamaları ve onların bir dengelemesi. Şiirlerinin önemli, her çeşit yorumlamaya açık olması Romantizmden sembolizme geçiş onunla gerçekleşti. Baudelaire,içinde kıvılcımı, ateşi olan sanatçılann başında gelir. Çağının şiir devrimini yaratan odur. Güzel, her zaman yabansı, her zaman yadırgı bir şey! Acının güzelliğini deyimlemek, acıyı tanımayı gerektirir.Baudelaire, sanatını bilinmeyen boyutlardan çekip çıkardı. Hugo onun için «yeni bir ürperiş» diyordu. Şiirin görevi, gerçeğin eşlemini yapmak değil; onu yansıtmak, onun iç bütünlüğünü vermektir. Gözlemler, imgelem gücüyle çoğaltılmalıdır. Baudelaire'in estetiğinde temel olan gerçeğin, ozanın imge dünyasından geçmesi. Şiir sanatı kişiliği ortaya koymalıdır. Baudelaire'le Poe'nun sanat anlayışı bir: Sanatta, her ikisi de sezgiyle mantığa önem verir. Sanatın görevi ahlak dersi vermek değildir.Bu görünen dünya imgelerle simgelerin kaynağını sunar. Ozan, evrensel örneksemelerin yorumcusu, çözümleyicisidir: Simgesel karşılaşmalar, ozansı işlevi, uyumlu müzik duygululuğuyla yeni bir şiir ortaya koyar. Freud, tinin derinliklerine yolculuk etmişti. Baudelaire de insandaki iç çatışmaları ve onun ürünü olan tedirginliği, tedirginlik duygusunu işledi. İç dünyamızı allak bullak eden gizli kalmış duygularımızı açıp yaymıya çalıştı. Okul, eğitim, anababa böylesi tedirginliklere gözü kapalı kalıyor, başka bir deyişle konuyu deşmeyi göze alamıyordu.Tedirginliğini, iç sıkıntılarını anlatmak için Baudelaire, Fransızıca «ennui» sözcüğünü bırakarak. İngilizce «spleen» sözcüğüne başvurur. Ozanın tedirginliğini, can sıkıntısını deyimlemede «spleen» sözcüğü belki daha uygun. Güneşli havaları pek sevmez. Sisli, bulanık Paris havalarını yeğ tutar. Kurt, dumanlı havayı sever, Baudelaire de seviyle şiirin kurdu olmadı mı? Ünlü Baudelaire uzmanı Walter Benjamin onun: «sanat etkinliğinde yeri olan tedirgin bir yaşamın tutsağı» diye tanıtır. Can sıkıntısı, belli bir nedene bağlanamayan ama birçok nedenleri içerik iç sıkıntısı, iç daralması, bir bunalım. Ünlü düşünürlerden Kierkegaard'la Heidegger sıkıntıyı, insanın hiçlik ve yok olma karşısındaki tinsel durumları olarak niteler. Baudelaire'in can sıkıntısı, ölüm karşısında duymuş olduğu bilinçaltı bir bunalım da olabilir, ölümden o denli korkmasa bile! Bir durumun (değişim de olsa şu ya da bu biçimde yokluğa dönüşümü insanı, ister istemez bir can sıkıntısına, bunalıma sürükler. Baudelaire bir yandan tertemiz sevgilerin özlemiyle tutuşurken, öbür yandan uygunsuz kadınlarla başıboş bir yaşam sürer. Baudelaire'in çoğu zamanlarda bulunmayan özgün bir ağlatısı var. Bütün yaşamı mutsuzluğa açılır. Tinsel yalnızlıktan, para sıkıntısından fiziksel eksiklikten acı duyar.İçinin karmakarışık, allak bullak dünyasını uyumlu bir dile döker. Şiirde özü yakalar. Öyle ki, anlam dizelere sığmayıp taşar. Anlam dolu, yoğun dizeler yaratır. Gereksizliği, uzun betimlemeleri, öyküye kaçan uzun anlatışları Fransız şiirinden kovan Baudelaire olmuştur. Tedirginliği, yoğun can sıkıntılarını şiire ilk getiren o olduğu gibi. Modern yazının Baudelaire'le başladığını söyleyenler çok Şiirlerinde, süredizinsel zaman için duyduğu korkuyu büsbütün yıkıma, karanlık düşmana açılan tiksintiyi işler. Yaşadığı sürece, şiir esinini arıtarak derinleştirip zenginleştirdi. Saygın bir etkisi var çağının şiiri üzerine.
|