|
Hicrî altıncı asrın (M. XII) son yarısıyle yedinci asrın (M. XIII) ilk yıllarında yaşayan Ferideddin Attâr'ın hal tercümesine ait bilgimiz pek azdır. Adının Muhammed olduğunu Mantıku't-tayr dan açıkça öğreniyoruz . Künyesinin Ebu Hâmid, yahut Ebu Talip ve babasının Şaban lâkabıyle anılan bir zatın oğlu Mustafa oğlu Ebu Bekr ibrahim olduğu rivayet edilmektedir. Doğum yılını katî olarak bilmiyoruz. Devletşah'a göre 513 Hicrîde (1119 -1120) doğmuştur. Nişabur'da doğduğunu kendisi söyler. Fakat Nişabur köylüklerinden birinde doğmuş olmakla beraber merkezin Nişabur olması dolayısıyle Nişabur'da doğduğunu da söyleyebilir. Devletşah'la Mecalis al-uşşak, onu Nişabur köylüklerinden gösteriyorlar. Babası, 597 (1200-1201), yahut 604 te (1207-1208) ölen ve menkabevî bir rivayete göre Moğol istilâsını haber verip sırrolan meşhur Kutbüddin Haydar'm dervişidir. Kendisi de rivayete göre bugün ortada olmayan "Haydarname" yi bu meşhur sufi için yazmıştır. Attâr, şiirlerinde eczacı ve doktor olduğundan, hastaya çağrıldığından, tedavisinden bahseder. "Mantık al-Tayr" da doktor ve eczacı olduğunu gösteren bir beyit var (b. 4786). Bu bakımdan "Attâr" kelimesinin doktor ve eczacı manasına kullanıldığı ve bu mahlası, mesleği dolayısıyle aldığı muhakkaktır. Zamanında büyüklere ve padişahlara hiç ehemmiyet vermeyen, padişah sarayına mensup olmadığını, hürmete lâyık olmayanlara bağlı bulunmadığım, başında padişahlık lokmasının havası esmediği gibi kapıcının sillesini yemek korkusundan da emin olduğunu, aşağılık kişilere efendi adını takmadığını, hiç bir zalimin ekmeğini yemediğini, hattâ divan kâtiplerine ait bir mahlas bile takınmadığını iftiharla söyleyen Attâr'ın, kendi mesleğiyle meşgul olduğu muhakkaksa da şeyhlik yapıp yapmadığını da bilmiyoruz. Nefahat sahibi, onu meşhur Necmeddin-i Kübra halifesi Mecdeddin-i Bağdadi müridi olarak göstermekte ve "Tezkiret al-Evliyâ" mukaddimesindeki sözlerini âdeta buna delil tutmaktadır Attâr, umumiyetle sûfilere ve tasavvufa pek bağlıdır. Ancak onun tasavvufu, sistem halinde bir tasavvuf olmayıp tamamıyle işrakıydir. Attâr'ın ölüm yılı da kat'iyetle malûm değildir ve 589 la (1193) 632 (1234-1235) arasında muhtelif tarihlerde gösteriliyor. Attâr, eserlerinde tamamıyle Sünnî görünmekte ve bilhassa "Mantık al-Tayr" da hilâfet meselesini ele alıp sahabenin haklı olduğunu, bu gibi şeylerle uğraşmanın doğru bulunmadığını uzun uzadıya söylemektedir. Attâr hakkında İslâm Ansiklopedisi tercümesine pek güzel ve değerli bir makale yazan Prof. Ritter (cüz 11, s. 7-13), şairin hayatını üç devreye ayırıyor: Birinci devrede üstat bir hikayecidir. İkinci devrede plân zayıflıyor. Bunun yerine heyecanını gösteren ve uzun uzadıya sürüp giden tekrirler başlıyor. Üçüncü devre, ihtiyarlık devresidir. Bu devredeki eserlerinde ne plân var, ne tertip. Yalnız Ali'ye ve Ehl-i Beyt'e karşı taşkın ve hudutsuz bir sevgi, kendini göstermede. Prof. Ritter bu tertibe göre eserlerini şöyle bir yazılma sırasına koymaktadır Ortada bulunmayan Haydar-nâme, divanı, sonradan şair tarafından imha edilen Cevahir-Nâme ve Şorh al-Kalb adlı eserleri, Husrev-Nâme'nin bugün elimizde bulunmayan ilk telifi, Esrar-Nâme, Mantık al-Tayr, Musibet-Nâme, Muhtar-Nâme, Îlâhi-Nâme, Husrev-Nâme'nin ikinci telifi, Bülbül-Nâme, Pend -Nâme, Tezkiret al-Evliya, Mirac-Nâme, Cümcüme -Nâme, kronolojik sırası kesin olmamakla beraber Vuslat-Nâme, Üştür-Nâme, Cevahir al-Zat, Haylâc -Nâme, Bîser-Nâme, Mazhar al-Acâib, Lisan al-Gayb. Attâr'ın bunlardan başka Heft vadi, Hayyât-Nâ-me, Vasiyyet-Nâme, Kenz al-Hakaayık, Kenz al-Esrar, ihvan al-Safâ, Veled-Nâme, Miftah al-Fütûh gibi diğer eserlerinde adları, geçmeyen şüpheli eserleri de vardır. Said Nefîsî'ye göreyse bu eserlerin çoğu Attâr'ın değildir. Gerçekten de Attâr, kendi kitaplarının hepsinde dört halifeye, aynı ihlâs ve sevgiyle bağlıdır. Eseri Gülşehri tarafından çeşitli değişikliklerle türkçeye tercüme edilmiştir.
|