Felsefe

Fotoğraf

Sadi Şirazi PDF Yazdır e-Posta
Dünya Edebiyatları - İran Edebiyatı

Sadi, İran edebiyatının, Firdevsî ve Hafız'la bir­likte, üç büyük şahsiyetinden biri olarak bilinir. Fir­devsî  İran destanının yani Şehname'nin şairidir. Hafız büyük liriktir. Sa­di ise şiirle fikri ve hayatı birleştiren bir ahlâkçı sa­yılmıştır. 

Sadi'nin memleketi olan Pars (iran'ın güney-batısı, Fars) ülkesinde, Salgur adlı bir Türkmen baş­kanının soyundan gelen Salguroğulları (Fars Atabeğleri) hüküm sürüyordu. Bunların kurdukları devlet, 1147'den itibaren 140 yıl devam etmiş, fakat genel olarak başka iktidarlara, bilhassa Moğollara bağlı kal­mıştı. Salgurlular Moğollara kendi istekleriyle baş eğdiklerinden, memleketleri harap olmaktan kurtulmuş, özellikle Sadi'nin çağdaşlarından Atabeğ Ebubekirin uzun saltanatı sırasında ülkenin merkezi olan Şiraz, ilmin ve sanatın korunduğu bir şehir olmuştu.

Sadi'nin hayatı hakkındaki bilgiler çok eksiktir ve kısmen menkıbelerden ibarettir. İlk bilgilere ve rivayetlere göre Sadi, Şiraz'da, 1184 yılı civarında doğmuş, yüz yıldan fazla yaşamış, haya­tının ilk üçte birinde tahsille meşgul olmuş, ikinci üç­te birini seyahatle geçirmiş, kalanını da ibadete hasret­miştir. Fakat son tahminler, onun 1212 — 1219 yılları arasında doğduğu merkezindedir.Asıl adının Ebû Abdillâh Müşerrifüddin bin Mus­lin olduğu söylenir. Sadi mahlasının da, babasının Atabeğ Ebuşuca'a veya kendisinin Atabeğ Ebubekir'in oğlu Sa'd'e intisabiyle ilgili olduğunu söyliyenler vardır.

Bilginler yetiştirmiş bir soya mensup olarak bili­nen Sadi, küçüklüğünde babasını kaybetmişti. Annesi­nin ölümü daha sonraları olacaktır. Tahsiline Şiraz'da başlamış, Bağdat'ta, o devrin en parlak müessesesi olan ve ünlü Selçuk veziri Nizamülmülk tarafından kurul­muş bulunan Nizamiyye Medresesinde devam etmiştir. Burada o çağın büyük simalariyle tanıştığı, meselâ Ebulferec bin Cevzî'den faydalandığı söylenir.

Eserlerindeki kayıtlara nazaran, Sadi dinî bir ter­biye almıştı. Ayrıca, gezdiği yerlerde tanınmış mistik­lerle konuşuyor, arada bir günlük hayattan kaçma he­veslerine kapılıyordu. Fakat hayat onun için o kadar öğretici, düşündürücü ve çekici idi ki, ne yapsa yine insanlara karışmaktan kendini alamıyordu. Seyahate düşkünlüğü, muhakkak ki, hayatı bu kadar içten sevmesiyle ilgilidir. Eserlerini karıştırdıkça, onu başka başka memleketlerde, türlü türlü insanlar arasında gö­rürüz. On dört on beş kere Hacca gittiği rivayet edilir. Şair, birçok  yeri gezmiş seyahatlerinde çok zaman, insanların içinde olmuştur.

Nihayet, karışık devrelerini çok uzaklarda bırakan Şiraz'a gelir, yerleşir (1256 - 57). Tenha bir yerde yap­tırdığı tekkede, vaktini okuyup yazmakla, ibadetle, ziyaretleri kabul etmekle geçini-. Birçok büyükler ona saygı gösterirler. Bunlar arasında, Moğol hükümdarı İlhan Abaka'nın vezirlerinden Şcmsiiddin Muhammed Cüveynî ve kardeşi, aynı zamanda tanınmış tarih yazarı Alâüddin Cüveynî vardır. Büyük bir tavazu ile. her zaman içinde yaşadığı halk, hayatının sonlarına doğru, onu ermişlerden biri olarak tanır.Sadi 1292 yılında Şiraz'da vefat etmiştir. 

Sadi, ilk şiirlerinde bir aşk şairi olarak görünür. Sonraki eserlerinde, aynı zamanda ahlâkçıdır. Nite­kim birçok gazelleri, billûrlaşmış hakimane (bilgece) beyitlerle doludur. Ancak onun asıl ahlâkçı yönü Bostan  ve Gülistan  gibi, faydalı olma amacıyle yazdığı eser­lerinde belirmiştir.

Sadi'de konu, bildiğimiz hayattır. O, dinî terbiye­sine ve mistik zevkine rağmen, hep hayatın içinde kal­mış, hep hayatı yorumlamış, düşüncelerine kaynak ola­rak daima hayatı almıştır, insanı da, hayatın siyaset, askerlik, terbiye, muaşeret, aşk, Tanrı gibi mühim mese­leleri karşısındaki durumiyle, olduğu gibi, hiç derinleştirmeye lüzum görmeden, anlatmaya çalışmıştır. An­cak, fikirlerini belli bir sisteme bağlamadığı için, ken­disini sık sık nakzetmiştir. Onun umumî kanaatlerine dair bir şeyler söyliyebilmek için, eserine biraz uzak­tan bakmamız gerekir.

Sadi, fertleri yalnız olarak değil, geniş bir toplu­mun üyeleri olarak inceler. Bu toplumun içinde hü­kümdarlar, vezirler, yoksullar, zenginler, dervişler, as­kerler, memurlar, sanatkârlar, köleler, şairler, herkes yerli yerince rolünü alır. Çok mühim olan toplum düze­ninin sağlanması için yaşamanın birtakım kurallara bağ­lanması, kötülüklerin cazalandırılması, iyiliklerin mükafatlandırılması lâzımdır. Fakat bazan, cezanın yanında, müsamahanın ve affın da değeri vardır. Yerine göre riya da gereklidir. Hattâ, icabında, yalan bile gerçekten üstündür!Sadi'deki mutlu insan konusunu daha geniş ve da­ha sürekli mânada anlamamız gerek. Onun tarif ettiği saadet, sadece maddenin, suret'in huzuru değildir. Dün­yada elde edildikten sonra ölümle kesilmiyen, ölümün ötesinde devam eden saadettir; ruhun ve mâna'nın saa­detidir.

Sadi'nin Külliyat'), birtakım risalelerden, kaside, gazel ve benzeri şiir bölümlerinden, Gülistan ve Bostan adlı kitaplardan meydana gelmiştir. İlk baskısı 1791 yılında Kalküte'de yapılmıştır
 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle