|
Türk halk bilgesi ve fıkra kahramanı (Hortuköyü, Sivrihisar, 1208-Akşehir, 1283/1284).Söylentiye ve kimi fıkralarından çıkan bilgilere göre Hortu köyü imamı Abdullah adlı birinin oğlu olan Nasrettin Hoca, babasının ölümünden sonra bir süre köyünde imamlık yapmış, 1237 - 1238'de görevini başkasına bırakarak Seyyid Mahmud-ı Hayrani' ye bağlanmak üzere Akşehir'e göçmüş ve orada ölmüştür. Türk halk fıkracılığının ünlü tiplerinden olan Nasrettin Hoca, Selçuklular çağında Anadolu kültür ocağında yetişmiş bir halk bilgesidir. Ünü Anadolu dışına da taşmış, Doğu Türkistan' dan Macaristan'a, Güney Sibirya'dan Kuzey Afrika'ya kadar yayılmıştır. Hatta Nasrettin Hoca'nın Orta Asyalı olduğu bile ileri sürülmüş, Orta Asya Türkleri arasında Hoja Nasr (Kazaklarda), Nasrdin Afandı (Özbeklerde), Molla Nasrdin (Azerilerde) adlarıyla anılmıştır.Nasrettin Hoca, adı çevresinde oluşan fıkralarla siyasal yönetimden günlük yaşantılara kadar, yaşamın hemen her alanında alay edici, yerici, güldürücü, yorumlayıcı nitelikleriyle efsaneleşen bir halk tipini oluşturmuştur. Yaşama bağlı, dünyayı ve olayları alaycı bir gözle yorumlayan Nasrettin Hoca güler yüzlü, babacan, hoşgörülü, şakacı, kendisiyle bile alay etmekten kaçınmayan, çevresiyle iletişimi güçlü bir insandır. Fıkralarda kürkü, kavuğu, eşeği, karısı, evi, komşuları, vb. ile yer alan Nasrettin Hoca, gerçekçiliği, sağduyuyu, içtenliği, ataklığı, söz ve eylemlerinde doğruluğu simgelemektedir. Nasrettin Hoca'nın pratik zekâsı, hazırcevaplığı ve espri gücü, fıkralara güldürücü olduğu kadar düşündürücü bir nitelik kazandırmaktadır. Kimi fıkralarında, özellikle de açlık ve yoksulluk üstüne olan fıkralarında "kara gülmece" ağır basar. Doğrudan doğruya Nasrettin Hoca' nın yaşammdan kaynaklanan fıkraların sayısının 300 kadar olduğu bilim adamları tarafından ileri sürülmektedir. Ne var ki, Nasrettin Hoca'nın halkın içinden gelmiş olması ve halka dayanması giderek "halk tipini" simgeleyen bir fıkra kahramam olarak yaygınlaşması, sonraki dönemlerde de kimi fıkraların (Bektaşi, İncili Çavuş, Arapların Çuha, Talhak, Ebu Nuvas gibi fıkra kahramanlarının yaşamı çevresinde dolanan fıkralar) ona mal edilmesine yol açmıştır. Doğal olarak da bu durum Nasrettin Hoca fıkralarını öz kaynağından uzaklaştırmıştır. Nasrettin Hoca fıkraları başlangıçta sözlü anlatım yoluyla yeni kuşaklara aktarılmış, ancak XIX. yy'da yazıya geçirilmiştir. Nasrettin Hoca'dan ve fıkralarından ilk kez Ebülhayr Rumi, Saltukname adlı yapıtında söz etmiş, Lamii Çelebi'nin Letaif inde iki fıkrası yer almış, Çaylak Tevfik de Letaif-4 Nasreddin adlı yapıtında Nasrettin Hoca'nın kimi fıkralarını derlemiştir. Daha sonraları da Macar halkbilimcisi İ. Kunos, Abdülbaki Gölpınarlı, vb. Nasrettin Hoca fıkralarına ilişkin kitapları çıkarmış, Fuat Köprülü, Orhan Veli Kanık da Nasrettin Hoca'nın bazı fıkralarını şiirleştirmişlerdir. Birisi, "Hoca" demiş, "başım ağrıyor,ne yapayım?"Hoca "Vallahi" demiş, "benim dişimağrıyordu, çektirmekten başka çarebulamadım."
—Büyük Yanlışlıklar—Bir aralık silah taşımak yasak edilmiş. Hoca yanında çift kulaklı koca bir yatağan taşırmış. Subaşı farkına varıp Hoca'yı çevirmiş, yatağanı göstererek "Bu ne?" demiş, "silah yasağından haberin yok mu?". Hoca "Bu silah değil" demiş, "kitaplarda bazı yanlışlar oluyor, bununla onları kazıyorum." Subaşı, "Bu kadar kocaman bıçakla yanlış mı kazınır" deyince Hoca "öyle büyük yanlışlar var ki" demiş, "bu bile küçük geliyor."
—Yesene—Hoca, çok aç kaldığı bir gün bir fırının önünden geçiyormuş. Bakmış vitrinde bir yığın ekmek dizili. İçeri girmiş. Fırıncıya "Bu ekmeklerin hepsi senin mi?" diye sormuş. Fırıncı "Evet, benim," der demez Hoca "Öyleyse" demiş,"ne duruyorsun, yesene!"
—Ördek Çorbası—Yoksul ve aç günlerinden birinde Hoca kuru ekmeğini gölün suyuna batı-rıp batırıp yemeye başlamış. Gölde ördekler de yüzüyorlarmış. Hocayı böyle gören birisi "Hoca" demiş, "afiyet olsun, ne yiyorsun?". Hoca başını hafifçe kaldırıp cevap vermiş. Ördek çorbası evlat
|