Felsefe

Fotoğraf

Uygarlık ve Kültür PDF Yazdır e-Posta
Edebiyat - Edebiyat

Belli bir insan toplumunu niteleyen teknik, iktisadi, toplumsal, dinsel bil­gilerin ve davranışların tümü.

UYGARLIK VE KÜLTÜR

Bazı bilginler ve özellikle Tarihte Ne­ler Oldu 'nun (What Happened in History, 1942) yazarı İngiliz Gordon Ghilde, dinsel, iktisadi ve siyasal etkinlik merkezleri olan kentlerin ortaya çık­masının, bir uygarlığı bir kültürden ayırt eden olgu olduğunu ileri sürer­ler. Gordon Childe, "kentsel devrim" deyimini ortaya atmıştır ve ona göre bu gerçek, uygarlığı, halkların kültü­ründe, bu uygarlıktan önce gelen her şeyden ayırt eden kopukluğu belirtir. Childe'a göre, kentleşme süreci, uy­garlıkların biricik ayırt edici özelliği değildir, ama onların sonucu ve sim­gesidir.

  

Tarihçiler, genellikle, uygarlığın ilk yuvalarının, Mezopotamya'da ilk kentlerin kurulmasıyla (İ.Ö. 3 000 do­laylarında) Yakındoğu yöresinde orta­ya çıktığını söylerler. Bu kentleşme süreci, Mısır'da ve II. binyılda Hindis­tan'da ve Çin'in kuzeyinde sürmüştür. Uygarlık sözcüğü ve kavramı, insan gruplarının tarihsel ilerlemelerini di­le getirir. A.B.D'li Lewis H. Morgan (1818-1881), XIX. yy. evrimciliğine dayanan kuramlar ileri sürmüş ve insan­lık tarihinde üç aşamanın bulunduğu­nu söylemiştir: Vahşilik; barbarlık; uy­garlık. Ona göre bunlar, insanlığın ilerlemelerini belirtirler. Morgan'a göre, bir halkın uygar yaşama girişinin kesin belirtisi olarak kabul edile­bilecek özel teknik, yazıdır ve özellik­le fonetik bir alfabenin kullanılması­dır.

  Ama toplumbilimciler ve insanbilim­ciler, kültür ile uygarlık arasında kök­çe bir fark olmadığını düşünmektedir­ler. Marcel Mauss, uygarlık teriminin farklı anlamlarını birleştirmeye çalış­mıştır. Ona göre bir uygarlık, birçok toplumun ortak malıdır ve bu toplum­ların hayli uzun bir geçmişine daya­nır. Böylece uygarlığı, zaman ve uzamdaki genişliği dolayısıyla düpe­düz kültürden ayırt edebiliriz. Uygar­lıkların incelenmesi, toplumların bireyselleşmesini sağlayan ilişkilerin, yayılmaların ve süreçlerin incelenme­sini gerekli kılar. Uygarlık terimi, ki­mi zaman kültür alanı anlamında kul­lanılır. Akdeniz uygarlığından ya da Afrika'da yay ve mızrak uygarlığın­dan söz edildiği zaman durum böyle­dir.

Uygarlıklar, zaman ve uzam bakı­mından sınırlıdır. Uygarlık, varlığının her döneminde, belli şuurlarla çevril­miştir ve bu sınırlar içinde az çok bir bütünsellik oluşturur. Gerçekten de bir uygarlığın alanı, onu belirlemek için seçilen temel özelliğe dayanır ve bu sözcüğün farklı anlamları bu seçiş­te birleşebilir ve böylece çözümcü gö­rüş, evrimci görüşle bileşebilir. Belir­leyici temel özellik, teknik, dinsel ya da toplumsal nitelikte olabilir. Kabul edilen ölçüte göre, bazı toplumların hem eski yapılı hem de uygar olduğu söylenebilir.

  

Paul Valery, uygarlıkların "ölümlü" olduğunu söylüyordu ve gerçekten de, her uygarlığın doğduğu, geliştiği ve or­tadan kalktığı görülmektedir. Ama or­tadan kalkmasına karşın, uygarlığın edinçlerinin şu ya da bu ölçüde önemli bir bölümü, kendisinden sonra gelen uygarlıklara aktarılır. Ortadan kay­bolmuş uygarlıkların ancak belli yan­larını biliyoruz ve uygarlık ne kadar eskiyse, bildiğimiz yanların da o ka­dar az olduğunu görüyoruz. Maddesel nesneleri, sanatı tanıyıp biliyoruz, ama kurumlar, inançlar, dinler ve günlük yaşam konusundaki bilgimiz çok daha az.

  

TOPLUMLARIN ÇEŞİTLİLİĞİ

 İnsanlığın temel yanlarından biri, tek­düze bir yasa içinde değil de toplum­ların ve uygarlıkların olağanüstü çe­şitliliğinden geçerek gelişmesidir. Her uygarlığın özgünlüğü, sorunlarını çözmesindeki özel tarzda, insanlar için yaklaşık olarak özdeş diyebileceğimiz değerleri belirginleştirmesinde kendi­ni gösterir. Gerçekten de, bütün in­sanların konuştuğu bir dil, teknikler, bir sanat (hemen her durumda), din­sel inançlar, iktisadi ve siyasal bir ör­gütlenme vardır. Öte yandan, bir uygarlığın özgünlüğü, ırkların anatomi ve fizik yapısından değil, coğrafya ve tarih koşullarından kaynaklanır. Ay­nı ırka bağlı insanların ortaya koydu­ğu iki kültür, ırksal açıdan birbirinden uzak olan grupların oluşturduğu iki kültürden aynı ölçüde ya da daha faz­la birbirinden farklı olabilir. İnsan uygarlıklarının çeşitliliği, insan topluluklarının birbirlerinden uzak ol­malarına bağlı değildir yalnızca; on­ları birbirine bağlayan ilişkilere de bağlıdır. Levi-Strauss, çeşitlilik olgu­sunun, insan topluluklarının birbirine karşıt olma, birbirinden ayrılma ve kendisi olma isteğinden de ileri geldi­ğini söyler.  

UYGARLIK VE İLERLEME

Çoğunlukla, uygarlık kavramı, insan­lığın belli bir ölçüde ilerlemiş olmasıy­la birlikte düşünülür. Ama "ilkel" top­lumların insanlığın ilerlemesinin bel­li bir geri evresinde kaldığı ileri sürü­lemez. Çünkü, ilkel toplumların bile bir tarihi olduğu bilinmektedir. Bir uygarlığın, kendisinin dışına çıka­madığı ve bundan ötürü değerlendir­mesinin, bir kültür göreceliği içinde hapsedilmiş olduğu için bir başka uy­garlık konusunda doğru bir yargı ve­remediği söylenebilir. Batı uygarlığı, öteki uygarlıklardan üstün olduğu söylenemezse de, günü­müzde, kendini kabul ettirmektedir. Tüm dünyanın, onun yaşam tarzını, tekniklerini ödünç aldığı apaçıktır. Bir buçuk yüzyıldan beri, Batı uygarlığı­nın, ya tüm olarak ya da sanayileşme gibi öğelerinden biriyle, dünyaya ya­yıldığı bir gerçektir. Bir uygarlığı belirlemek için ölçüt ola­rak kentlerin ortaya çıkışım seçmiş olan tarihçiler, dokuz "büyük" uygar­lık ve bir dizi "ikincil" uygarlıklar ya da "alt-uygarlıklar" olduğunu söyler­ler. Bu sonuncular, "büyük" uygarlık­lardan ödünç aldıkları bazı özellikle­re sahiptirler, ama aynı zamanda ba­ğımlıdırlar. "İkincil" uygarlıkların bir başka özelliği, zaman bakımından sı­nırlı olmalarıdır. Minos, Hitit, Bizans, vb. uygarlıklar, bu "ikincil’ler arasın­da sayılmaktadır.     

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle