Felsefe

Fotoğraf

Jean Jacques Rousseau PDF Yazdır e-Posta
Filozoflar

Protestan bir saatçinin oğlu olan Jean Jacques Rousseau, doğduğu zaman annesini kaybetti. Plutarkhos'un ya­pıtları ve çeşitli romanları okumasına ön ayak olan babası, Rousseau'yu Bossey'de rahip Lambercier'ye ema­net etti (1722). Rousseau, on iki yaşında Cenevre'ye gitti, bir davavekilinin yanına kâtip olarak girdi. Daha son­ra, gravürcü Abel Du Commun'ün ya­nanda çırak olarak çalıştı. Ama ondan dayak yeyince 1728 yılının bir Mart akşamı, Cenevre'den kaçtı. Savoie yollarında başıboş dolaşırken, Kato­likliği benimsemek istediğini gören ve Rousseau'yu Annecy'de, Madame de Warens'in yanına veren Confignon Katolik papazına rasladı. Madame de Warens, onu Torino'daki Katolik çö­mezlerinin misafirhanesine yerleştirdi; Rousseau, Protestanlıktan vazgeçti ve vaftiz edildi. Bundan sonra, yaşa­mını kazanmaya çalıştı ve Fransa ile İsviçre'de birçok yeri dolaştı. Mada­me de Vercellis'nin yanında uşaklık,Gouvon rahibi yanında kâtiplik yaptı; müzik dersleri verdi ve Savoie kadas­trosunda çalıştı.

  

Rousseau, rasgele ve tutkuyla okuyor, koruyucusu Madame de Warens'i gö­rüyordu (1732); onunla Charmettes' te 1735'te (ya da 1736'da) ve daha sonra 1737'den 1739'a kadar beraber oldu. Bunlar, Rousseau'nun din ve edebiyat öğrenimine devam ettiği mut­lu yıllardı. Madame de Warens sev­gilisi olmuş ve bu aşk eğitimi Rous­seau'yu başlangıçta altüst etmişti. Ça­lışmak, bilgi edinmek ve düş kurmak için artık tam bir örgürlüğe kavuş­muştu. Ama "koruyucusu" ondan uzaklaştı, bunun üzerine Rousseau da onu terk etti. 1742'de Paris'e geldi ve Bilimler Akademisi'nde Projet concernant de nouveaux signes pour la musique (Müzik İçin Yeni İşaretlerle İl­gili Tasarı) adlı bildirisini okudu. 1743'te, kâtip olarak Fransa büyükel­çisi M. de Montaigu ile Venedik'e git­ti; ama çok geçmeden onunla bozuşa­rak Paris'e döndü ve burada Diderot, Condillac, Voltaire ile tanıştı. 1745'te Therese Levasseur adında genç bir çamaşırcı kadınla ilişki kur­du ve ondan beş çocuğu oldu. D'Alembert'in isteği üzerine Encylopedie'nin (Ansiklopedi) müziğe ilişkin maddelerini yazdı. Dijon Akademisi'nin bir soruşturma­sına yanıt olarak yazdığı Bilimler ve Sanatlar Üstüne Söylev (Discours sur les sciences et les arts, 1750) ün ka­zandı. Rousseau, çağında benimsen­miş ve Aydınlanma çağı felsefesinin yaymış olduğu görüşlere karşı çıkıyor ve uygarlık ile tekniğin, bilimlerin ve edebiyatın ilerlemesinin, bunlara denk düşen bir manevi ilerlemeye yol açmadığını ve tam tersine, "bilimleri­mizle sanatlarımızın yetkinleştiği öl­çüde, ruhlarımızın bozulduğunu; onla­rın ışıkları ufkumuzda yükseldiği ölçü­de, erdemimizin uzaklara kaçtığının görüldüğünü" ileri sürüyordu. Teknik ilerleme ile manevi ilerlemenin atbaşı birlikte gitmediğini ve ikincinin, bi­rinciye karşı çıkmadığı zaman birin­cinin kaçınılmaz bir sonucu olmadığı­nı ileri süren bu görüşü Kant, daha sonra ele aldı ve benimsedi. Rousseau, Devin de Village (Köyün Falcısı, 1752) adlı yapıtını Louis XV'in önünde başarıyla temsil ettirmişti. Ama, Lettre sur la musique française (Fransız Müziği Üstüne Mektup, 1753) yüzünden Opera'nın müzikçileriyle arası açıldı. Bunun üzerine ya­şamına çekidüzen verme kararını al­dı ve Cenevre'ye dönerek yeniden Pro­testanlığı benimseyip Cenevre vatan­daşı oldu (1754). 1755'te, önceki Söylev'devi çok daha gelişmiş görüşleri kapsayan İnsanlar Arasındaki Eşit­sizliğin Kaynağı ve Temeli Üstüne Konuşma'yı (Discours sur Toriğine et le fondement de l'inegalite parmi les hommes) yayımladı. Toplumun temellerini incelemek ve in­sanlar arasındaki eşitsizliğin nasıl or­taya çıktığını kavramak için doğa du­rumu varsayımına başvurmak gerek­tiğini düşünmüştü. "Artık var olma­yan, belki de hiç var olmamış olan ve var olamayacak olan" bu durumun betimlenmesi, "insanoğlunun o günkü doğasında bulunan temel ve yapay şeyleri birbirinden ayırt etmek" için "bugünkü durumumuzu iyi yargılama" olanağını sağlayacaktı bi­ze. Çok yaygın bir önyargının tersine, Rousseau'nun çözümlediği doğa duru­mundaki insanoğlunun içinde bulun­duğu koşul, tepeden tırnağa olumlu ve tertemiz değildir. Gerçi bu durumda insanoğlu mutlu ve özgürdür, "herke­sin malı" olan doğanın verimlerinden yararlanır, ama bu insanoğlunda akıl, mutluluğuna ya da mutsuzluğuna yol açacak biçimde, ancak uygar ya da toplumsal dediğimiz durumda gelişe­cek gücül bir yetenek olarak vardır. Demek ki bu doğuş halindeki toplum, en korkunç savaş durumunun ardın­dan ortaya çıkmaktadır. Bundan ötürü, insanoğlunun bu var­sayımsal doğa durumunda sahip oldu­ğu üstünlükler hem aksaklıklara, hem de uygar durumun üstünlüklerine kar­şıt olarak olumsuz bir biçimde belir­tilmektedir. İnsanoğlu, ancak toplum durumuna girdiği zaman gerçekten in­san olmaktadır; ama bu kesin ilerle­me, aynı zamanda bir yozlaşma tehli­kesini de içinde taşımaktadır ve Rous­seau, bu konu üstünde özellikle söz ko­nusu Söylev'in ikinci bölümünde dur­muştur.

  

Madame d'Epinay, 1756'da Rousseau'yu Ermitage'daki Montmorency malikânesinde misafir etti. Felsefeci, Madame d'Houdetot'ya âşık oldu (1757) ve Madame d'Epinay ile dost­larının kendisine kötü davrandıkları­nı düşünerek onlardan ve dostluk kur­duğu Ansiklopedicilerden ayrıldı, Voltaire'in kendisine düşmanlık duyma­sına yol açtı.

 

Bunun üzerine, Ermitage'da Montmo­rency köyünde Montlouis'ye yerleşti; Tiyatro Oyunları Üstüne d'Alembert'e Mektup'u (Lettre â d'Alembert sur les spectacles, 1758), Toplum Sözleşmesi'ni (Du contrat social, 1762) veEmile'i (1762) yaz­dı. Bu kitaplar büyük ün kazanması­na yol açtı. Emile'in IV. kitabı dolayı­sıyla Paris parlamentosunun çıkardı­ğı tutuklama kararından ötürü, 9 Ha­ziran 1762'de kaçtı. Cenevre'den, Bern'den, Yverdon'dan kovuldu ve Neuchâtel Prusya prensliğinin bir bö­lümü olan (1707'den sonra) Mötier-Travers'e sığındı. Cenevre uyruğun­dan çıkıp Neuchâtel uyruğuna geçti. Dağdan Yazılmış Mektuplar'm (Lettres ecritesdelamontagne, 1764) ya­yımlanmasından ve Cenevre'de yazar adı olmadan çıkan (aslında Voltaire tarafından yazılmıştır) ve çocukları­nı bıraktığını herkese açıklayan Sentiment descitoyens (Yurttaşların Duy­gusu) adlı yergi yazısından sonra İtiraflar'ın (Confessions) yazmaya ka­rar verdi. Bu kitapta, yaşamını, tam bir içtenlikle anlatmak istiyor ve şöy­le diyordu: "İyiyi de kötüyü de aynı açık yüreklilikle anlattım... Nasılsam öyle gösterdim kendimi." îtiraflar'm yazılması, 1765'ten 1772'ye kadar sürdü. Mötiers'den kovulduktan son­ra, Bienne gölündeki Saint-Pierre ada­sına çekildi (1765) ve daha sonra İn­giltere'ye felsefeci Hume'nın yanma gitti (1766), ama çok geçmeden onun­la da bozuştu.

  

Fransa'ya dönünce, Paris'e gitmeden (1770) önce, Gisors yakınında Trye' de Conti prensinin yanında kaldı. Pa­ris'te müzik notalarını kopya etme mesleğine yeniden döndü. Bernard de Saint-Pierre ile dostluk kurdu (1771) ve Dialogues de Rousseau juge de jean-jacques'ı Jean-Jacques'ı Yargı­layan Rousseau'nun Diyalogları, 1772-1776) ve Yalnız Gezerin Hayal­leri (les Reveries du promeneur so-litaire, 1776-1778) yazdı. Bütün bu hayranlık verici kitaplarda, düşman bir dünya karşısındaki yaza­rın iç sıkıntıları, "yürek daralmaları" dile geldi. Rousseau, saldırılara kar­şı kendini korudu ve kendisine hazır­landığını düşündüğü komployu boşa çıkarmaya yöneldi. Kitaplarının anla­mını açıklamak için duyduğu kaygı, son yapıtlarının, Rousseau'nun felse­fesi, siyasal anlayışı, yaşamı ve kişi­liği konusunda zengin bir bilgi kaynağı niteliği taşımasına yol açtı. 1778'de Girardin markisi, Rousseau' yu Ermenonville'deki malikânesinde misafir etti. Rousseau burada beyin kanaması geçirerek 2 Temmuzda öl­dü ve gömüldü.

  

Aslında duygulu, iyiliksever bir kim­se olan Rousseau, aynı zamanda alın­gan ve gururlu bir insandı. Kolayca dostluk kuruyor, hemen bozuşuyor ve herkesi düşmanı olarak görüyordu. İs­viçre'de halkın içinden yetişmişti, ama Fransız aristokratlarının arasın­da yaşadı ve küçümsendiğini gördü. Her şeyden kuşkulanması, kendisini koruyanları bıktırıyordu. "İstediğim­den daha fazla iyiliğin yapılmasını is­temem bana" diyordu. Ancak, yalın­lığını, düzenini, erdemini sevdiği do­ğa içinde mutluluk duyuyordu.

  

GÖRÜŞLERİ

 Rousseau'nun felsefesi, bir erdem ve "yüce gönüllü kişiler" ahlakı kurma­ya yönelir ve duygu ile vicdan üstün­de temellenir.Benimsediği dinde, va­hiy, İsa'nın tanrısallığı, acı çekme gi­bi şeyler yoktur. Rousseau, doğada, bir iyilik ve barış tanrısı bulur. Ama aynı zamanda bir akılcı ve mantıkçı­dır. Hümanizmi, insanoğlunun, doğal olarak iyi olduğu kavramına dayanır. İnsanoğlunu, toplum yaşamının yozlaştırdığma inanır. Bilimlerin ve sa­natların da insanı yozlaştırdığını dü­şünür. Ama toplumu yıkmak olanaklı ve özlenen bir şey değildir: "Doğa ge­ri dönmez ve bir kez uzaklaşınca, es­ki masumluk ve eşitlik zamanlarına bir daha geri dönülmez." Diyaloglar'da bazı kimselerin, kendi­sini, bilimleri, sanatları, tiyatroları, akademileri yıkmaya çalışmakla suç­ladıklarını söyler ve bunun tam tersi­ne, var olan kurumların korunması gerektiğini düşünerek "bunların yıkıl­ması geçici önlemleri kaldırıp kötülük­lerin kalmasına ve yozlaşmışlığın ye­rine haydutluğun geçmesine yol açacaktır" der.

Kaçınılmaz olduğu için kötülüğü hafif­letmek ve bunu da, uygarlığı yıkarak değil, iyileştirerek gerçekleştirmek ge­rektiğini düşünür. Ona göre, toplum, eşitsizlik üstünde kötü bir biçimde ör­gütlenmiştir. Kişiyi ve her toplumun zenginliklerini koruyan bir tür birlik kurmak gerekmektedir. Böylece her­kes eşit olacak ve başkasına zarar ve­recek şeyleri yapmaktan vazgeçecek­tir. Bundan ötürü, Rousseau iktidarın, hükümdarlardan halka geçmesi ge­rektiğini belirtir. Halk, temsilcileriy­le yönetecektir kendini. Ama, bu tem­silciler onun efendileri değil, hizmet­kârları olacaktır. Bu halk iktidarı, Rousseau'ya göre Cumhuriyet yöneti­minde gerçekleştirilecek ve genel ira­deye bağlı olan özgürlüğü getirecek­tir

  

Rousseau'nun eğitimbilimi de toplum­dan kaçınmak ve doğayı izlemek dü­şüncesi üstünde temellenir. Çocuğun eğitiminde insanlar ve kitaplar değil, doğa yol gösterici olmalıdır. Eğitimin amacı da gelişmeyi tam anlamıyla ola­naklı kılmasıdır.

 Rousseau'nun felsefesi, doğal uzantı­sını botanikte ve kır yaşamının tatlı yanlarının yüceltilmesinde bulur: "Ormanlarda, tepelerde ve vadilerde gezip duruyordum... Ve mutluluk pe­şimden geliyordu," der Rousseau. Kusursuz ve çok kıvrak olan Rous­seau'nun dili, özellikle okurun duyarlığını etkilemeye yönelir. Bundan ötü­rü kimi zaman tumturaklı sözler kul­lanır ve lirik bir hava yaratır. Ama bunların yanı sıra alaycılığı da elden bırakmaz. Düşünceyi etkilemek için bir yazar olarak elinden geleni yapar. Tutkulu ve etkileyici yazış tarzı, şiir­sel ve kanıtlayıcı düzyazının üstün bir örneğidir. Bundan ötürü kendisinden hemen sonraki kuşaklar ve özellikle Goethe ile Kant ve günümüzde Levi-Strauss üzerinde büyük etki göster­miştir. Goethe, "Rousseau ile bir dün­ya başlar" diye yazmıştır. Fransız romantizmi, haklı ya da hak-sız olarak kaynağının Rousseau oldu­ğunu, ileri sürmüştür ve gerçekten de düşünsel yapıtlarda "ben"i ilk olarak ortaya koyan Rousseau'dur. XIX, yy'ın başlarında doğayı betimleyenle­rin (Chateaubriand, Senancour, George Sand) hepsi ve bunların yanı sıra Choderlos de Laclos, Stendhal, Balzac ve Flaubert onun izleyicileridir. Rousseau'nun etkisi çok büyük olmuş ve uzun sürmüştür. Toplum Sözleşmesi'nde ortaya attığı savlar iktisatçıla­rı ve toplumbilimcileri etkilemiş­tir.
 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle