|
Varlıklı bir iş adamının oğlu olan Arthur Schopenhauer.Fichte'ninve kuşkucu felsefeci Schulze'nin derslerini izledi. Önce, Die Vierfache Wurzel des Satzes vom zureichenden Grimde (Yeter Neden Önermesinin Dört Çeşit Kökü, 1813) adlı doktora tezini yayımladı. 1814-1818 yılları arasında yazdığı başyapıtı Die Welt ah Wille und Vorstellung (İrade ve Tasarım Olarak Dünya, 1819) beklediği başarıyı kazanamadı. Berlin Üniversitesi'nde ders verdi ve 1831'de Frankfurt'a çekildi. 1860'ta öldüğü zaman, izleyicileri dolayısıyla büyük bir ün kazanmıştı. Alaycılığı ve etkili düşünceleri, öğretisinin yayılmasını sağlamıştı. İRADE GÜCÜ Schopenhauer, dünyanın bizim algıladığımız gibi olduğunu; olayların, duyumlarımızdan, doğa yasalarının da fikirlerimizden farksız olduğunu ileri sürer. Ama ona göre, düşüncenin kendisi de bir olaydan, görünüşten başka bir şey değildir. Kant'ın felsefesi fenomen ile numen'in ayırt edilmesine dayanır. Fenomen, bize görünendir; nesneler konusunda edindiğimiz tasarımdır. Numen ise, kendinde şeydir ve bilinemez. Schopenhauer, yaptığı büyük keşfin, kendinde şeyi bulmak olduğunu ileri sürer. Kant, kendinde şeyi bulamamıştı; çünkü onu kendi dışında arıyordu. Schopenhauer, kendinde şeyi, benliğinde bulduğunu ve bunun irade olduğunu söyler. İrade deyince de, kendimizde dolaysız olarak duyduğumuz iradeyi; bireyselliği olmayan katışıksız gücü kasteder. Bir cismin her etkisi, bu evrensel iradenin nesnelleşmesinden başka şey değildir. Dünyada organik olmayan maddeden insan aklına kadar yükselen bu bilinçsiz ve kör iradenin belirişlerinden başka bir şey değildir. Bitkilerin etkilenebilirliği ve hayvanların duyarlığı bu gelişimin ara basamaklarıdır; çünkü yaşam varoluş için bir mücadeledir ve insan bu mücadelede yenik düşeceğinden, yani öleceğinden emindir. Zekâ ise, bireyin yaşamını sağlamakla görevli bir etkendir. BENCİLLİKTEN NASIL KURTULABİLİRİZ? İnsan bilincinin kökü, yaşama ve varolmaya duyulan karşı konmaz eğilimden başka şey değildir ve her zaman umut kırıklığına uğrar. Bu aldanıştan kurtulmanın ilk aracı, felsefenin "ağabey"i olan sanattır. Dâhi, sanat aracılığıyla öncesiz-sonrasız ideleri seyreder ve onları dile getirebilir. Aynı zamanda, yaşamın acı zorunluklarından da sıyrılabilir. Böylece, Spinoza'nın dediği gibi her şeyi "öncesizlik-sonrasızlık açısından görür". Ama dâhilerin sayısı azdır. Sıradan insanın elindeki kurtuluş aracı ise ahlaktır. Alınyazısını yönetemediği için insanın yaşamı sürekli bir acıdır. Ama acı çekerek ve kardeşlik duygusundan doğan merhametle, bencillikten kurtulmak olanaklıdır. En gerçek ve bütünsel kurtuluş, bireysel iradenin, evrensel iradeye kendini bırakmasıdır. İnsanın, benligindeki yaşama ve varolma isteğimni yıkması, "yaşamın dünyasından çıkması ve bilinçdışma girmesi" (nirvana) gerekir. Nirvana sözcüğü, o çağlarda pek iyi tanınmayan Hint düşüncesinin, Schopenharer'i derinlemesine etkilediğini gösterir. İntihar, bir çözüm değildir; çünkü tutkudan kaynaklanır. AHLAKIN TEMELİ OLARAK MERHAMET Bu kötümser felsefeye göre varlığın özü, acılı bir çabadan başka şey değildir ve bu varlık, acının kısa bir süre kesilmesi demek olan hazla değil, zekânın çabasıyla, sanatla, ahlaksal davranışla ve merhametle kurtuluşa-ulaşabilir. Ahlakın temelini bu merhamet oluşturacaktır .Gençliklerinde Nietzsche (Unzeitgemâsse Betrachtungun [Zamansız Düşünceler, 1873-1876]) ve Thomas Mann [Buddenbrook Ailesi [Buddenbrooks, 1901]) Schopenhauer'm düşüncesinin etkisinde kalmışlardır. Eserleri: Die Vierfache Wurzel des Satzes vom zureichenden Grunde (Yeter Neden Önermesinin Dört Çeşit Kökü, 1813); Die Welt als Wille und Vorstellung (İrade ve Tasarım Olarak Dünya, 1819); Über den Willen in der Natur (Doğadaki İrade Üstüne, 1836); Über die Freiheit des menschlichen Willens (İnsan İradesinin Özgürlüğü Üstüne, 1839); Die beiden Grundprob-leme der Ethik (Ahlakın İki Temel Sorunu)
|