Felsefe

Fotoğraf

Spinoza PDF Yazdır e-Posta
Filozoflar

Portekiz Yahudisi kökenli Hollandalı bir aileden gelen Baruch de Spinoza, yaşamı boyunca, dinsel görüşlerinden ötürü baskılara uğradı. Amsterdam Yahudi topluluğu tarafından, din sap­kını görüşlerinden ötürü 1656'da top­luluktan atıldı; daha sonra Calvinci tanrıbilimciler, Spinoza'mn, "özgür düşünce"nin en önde gelen savunucu­su olduğunu ileri sürdüler; Hollanda' da liberallerin temsilcisi olan de Witt kardeşler tarafından desteklenen fel­sefeci siyasal yapıtlarının, liberal akı­mı yıkan (1672'de de Witt kardeşler öldürülmüştü) Orange yanlısı gerici­lik tarafından 1673'te yasaklandığını gördü.

  

TANRI DOĞAYLA ÖZDEŞLEŞİYOR

 

Spinoza'mn başlıca yapıtı Etika (Ethica, 1677), "geometrik yönteme göre" yazılmıştır. Kitabın her bölümünde, önce gerekli tanımlar, belitler ortaya konur, sonra bir dizi hatırlatmalar ve göndermeler yapılarak teoremden te­oreme geçilir. Yapıtın birinci bölü­münde, biricik, öncesiz-sonrasız, son­suz, yaratılmamış olan varlığını ken­dinden alan ve her şeyi kavrayan Tan­rı ele alınır.Tektanrıcı büyük dinlerin dilini konuşmasma karşın Spinoza'mn Tanrı'sı, onların Tanrı'sından apayrı­dır. Spinoza'ya göre Tanrı bir kişilik değildir, dünyayı yaratmamıştır, do­ğayla özdeştir, her şeyde bulunur ve her varlığın yaşamını yaşamak için dünya içinde kendini gösterir. Bu tüm-tanrıcılık, aynı zamanda gerekircilik­lerin (belirlenimcilik) en köktencilerin­den biridir. Çünkü Tanrı, yalnızca özünün gereği olarak hareket etmek­tedir ve onda, olabilir ile gerçek bir­birine karışır. Öncesiz-sonrasız bir töz olan Tanrı, bizim ancak ikisini (yer-kaplama ve düşünce) bildiğimiz son­suz sayıda yükleme sahiptir. Spinoza bu düşüncelerden hareketle tümtanrıcılık öğretisinin, hem akılcı, hem de gizemci biçim içindeki en eksiksiz açıklamasını yapmıştır.

  

TANRININ TAMLAŞTIRAN PARÇASI OLARAK İNSAN

 

İnsan, Spinoza'ya göre doğanın tamlaştıran parçasıdır ve dolayısıyla Tanrı'nın da tamlaştıran parçasıdır. İn­san, bedeniyle, kendisini, Evren'in bü­tünsel mekanizmasının bir parçası olarak görüp tanır, düşüncesiyle de, insan topluluğunun üyesi ve Tanrı'nm doğasına kökten bağlı bir varlık olarak tanır. İnsanın şeylere ilişkin bil­gisi üç biçimde ortaya çıkabilir: Birin­ci biçim, kamdır, yanıltıcı deneyimdir, kulaktan dolma bilgidir; ikinci biçim akıldır, matematiksel türden kanıtla­malar dizisidir; üçüncü biçimse üstün bilim ve en yetkin bilgidir. Bu üçüncü tür, bize Tanrı ile ilişkili oldukları için doğru olan "eksiksiz görüşler "i sağ­lar. Bu gerçek bügiyle, insanoğlu, öncesiz-sonrasız düşünceyle, yani Tanrı'yla özdeşleşebilir.

  

TUTKULAR KURAMI

 

Etika'mn son üç kitabında Spinoza, Descartes'ın kuramından esinlenen, ama bambaşka bir sonuca varan bir tutkular kuramı geliştirir. Spinoza'ya göre her şey, her varlık, "varlığını sürdürmede inat ederek", yani gücü­nü korumaya ve genişletmeye çalışa­rak, Tanrı'nın yasasına boyun eğer. Ama öbür varlıkların aynı amaçtaki çabalarıyla karşılaşır. Bütün tutkular, bu temel eğilimin başarısını ya da başarısızlığını dile getirir: Neşe, bu ba­şarının, hüzünse başarısızlığın ortaya konuşudur. Tutkulara yol açan neden bilindiği zaman neşe aşka, hüzün de nefrete dönüşür. Egemenliğimizde ol­mayan zaman açısından ele alındığın­da, tutkular, pişmanlık, korku ya da umuda yol açarlar. Tutkular, bizi dış varlıklara bağımlı kılar ve öbür insan­lardan ayırır. Bundan ötürü Bilge, sağlıkta, neşede, doğayla uygunluğu ve dostlukta, öbür insanlarla uyumu arayarak en derin doğasına denk dü­şecek biçimde yaşar. O zaman, "ak­lın yol göstericiliği"nde yaşamış olur ve bilgeliği, "ölümün değil, ama yaşa­mın üstünde düşünme"dir. Spinoza'nın tanrıbilim evreninde, tut­kulara göre yaşayanlara dehşet sa­çan Şeytan ve cehennem bulunma­makla birlikte, Kurtuluş ve mutluluk kavramlarına geniş yer verilmiştir. Spinoza şöyle der: "Kavraması bakı­mından zihnimiz, düşünmenin öncesiz-sonrasız bir biçimidir ve bir başka öncesiz-sonrasız düşünme biçi­mi tarafından belirlenmiştir, ama bu da bir başkası tarafından belirlenmiş­tir ve bu böylece, bunların hepsi, Tan­rı'nm öncesiz-sonrasız ve sonsuz anlayışgücünü oluşturuncaya kadar son­suz olarak sürüp gider." Böylece, üçüncü ve en yüce bilgi biçimiyle Bil­ge, Tanrı'ya yönelik düşünsel sevgiye (bu "Tanrı'nın kendisini sevdiği sevgidir") ulaşır ve insanın duyabile­ceği en yüksek neşeyi duyar ve bura­dan öncesiz-sonrasızlığa bile varır.

  

İLK HOŞGÖRÜ HAVARİSİ

Spinoza, liberal dostlarının isteği üs­tüne yazdığı Tractatus theologico-politicus (Tanrıbilim ve Siyaset Üstü­ne İnceleme, 1670) ve Tractatus Politicus 'ta (Siyaset Üstüne İnceleme; ta­mamlanmamış ve ölümünden sonra 1677'de yayımlanmıştır) din, Kiliseler, devlet ve aralarındaki bağıntılar ko­nusundaki görüşlerini açıklar. Spino­za, skandala yol açan bu iki yapıtın­da, daha sonra Hegel'in ele alacağı bir düşünceyi ortaya koyar. Bu düşün­ceye göre din, felsefenin akılcı olarak ortaya koyduğu şeyi, imgelerle anla­tır. Ama doğal dini, Kiliselerin ve ka­tı dogmacılıklarının çarpıttığı gelenek­sel dinlerden ayırt etmek gerekir. Doğal din, tek ve yalm bir Tanrı'ya, temiz ve ahlaklı bir yaşama inanmak­tır; doğuştan günah, kurtarma, muci­ze gibi kavramları ve her çeşit bağ­nazlık baskısını reddeder. Spinoza, Ki­lise ile devleti birbirinden ayırmak ge­rektiğini ilk söyleyen kişi ve ilk büyük hoşgörü havarisi olmuştur. Hoşgörü­nün güvencesiniyse, sivil iktidarın sağlaması gerektiğini düşünür. 

SİYASAL LİBERALİZM

 

Spinoza, siyasal düzeyde, Hobbes'unkine benzer bir toplum sözleşmesi gö­rüşünü benimser. Bu sözleşmeye gö­re, yurttaşlar, devlet lehine, kendi do­ğal haklarının bir bölümünden vazge­çecekler, devlet de buna karşılık, onları ve mallarını güvenlik altına ala­caktır. Bu durumda devlet, mutlak bir otorite kazanacaktır. Ama Hobbes' tan farklı olarak Spinoza'ya göre dev­let, bireyin haklarını ortadan kaldır­maman, kendisine yararlı olacağı için, düşünme, düşüncesini açıklama ve is­tediği dini benimseme özgürlüğünü ko­rumalıdır. Nitekim, Amsterdam'ın zenginliği, inançları değişik yurttaşla­rın işbirliğinin sonucu değil midir? Bi­rinci Tractatus'unun başlığı bu programı yeterince açıklar: Din ve felsefe konularında düşünme ve düşüncesini açıklama özgürlüğünün, devletin çı­karlarına ters düşmediğini göster­mek. Reform'dan kaynaklanan bazı Kiliselerdeki liberal çevreler bir yana, bu görüşler o çağ için gerçekten devrim­ciydi. Bu gözüpeklik ve Spinoza'nın onları savunurken gösterdiği soğuk­kanlı biçimde kendine güvenirlik, her şeyi "öncesiz-sonrasızlık açısından" görmek isteyen Spinoza'ya yapılan baskıların şiddetini açıklar. 

  
 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle