|
Bir Protestan papazının oğlu ve üstün yetenekli bir çocuk olan Friedrich Nietzsche, sağlam bir filoloji öğrenimi gördü ve daha yirmi beş yaşında Basel Üniversitesi'ne profesör oldu (1869). Wagner'le dostluk kurdu, ama bir süre sonra bozuşarak ondan ayrıldı. Özel yaşamı mutsuzluklarla doluydu. 1872'de yakalandığı bir hastalık 1889'da bunamasına yol açtı. Sonradan Rilke ve Freud ile yakınlık kuran Lou Andreas-Salome'ye yaptığı evlilik önerisi, kendisinden ayrılmayan kız kardeşi yüzünden başarısızlığa uğradı. Uzun süre gerektiği gibi tanınmayan ve iftiralara uğrayan Nietzsche, günümüzde Alman yazarlarının en büyüklerinden biri ve klasik Batı düşüncesinin en derin eleştirmeni olarak kabul edilmektedir. Camus Başkaldıran İnsan'da (l'Homme revolte, 1951) "ona yapılan haksızlığı hiçbir zaman tamir edemeyiz" diye yazar. BATI DÜŞÜNCESİNİN ELEŞTİRMENİ Nietzsche'nin, geleneksel ve tarihsel anlamda bir felsefesi olduğu söylenemez. Çünkü Nietzsche'nin eleştirmek ve yıkmak istediği şey, Eflatun'dan Hegel'e uzanan gelenekte kendini gösteren ve eflatuncu "felsefe" sözcüğüyle belirtilen Batı'nın akılcı metafiziğinin ta kendisidir. Ona göre, Varlığı ideal doğruluk olarak tanımlayan bu felsefe, Doğruluğu, İyi ve Tanrısal ile özdeşleştirerek mutlak olarak değerlendiren bir ahlaksal tercihten kaynaklanmaktadır. Nietzsche'nin İdeal diye adlandırdığı, aşkınlık, doğruluk ve ahlak olarak düşünülen bu "Varlık"tır işte. Böyle bir belirlenim açıkça belirtilmeyen iki ilkeye dayanır: İnsan varoluşunun merkez olmaktan çıkarılması ve "duyusal" yaşamın, İdeal lehine değerden düşürülmesi; hiçbir zaman sorgulanmadığı gibi haklı da çıkarılmayan ve doğruluğun değerine ilişkin olan mutlak bir inancın temel olarak alınması. Bundan ötürü Nietzsche için İdeal, doğruluğu mutlak bir değer olarak ortaya koyup bizi yeryüzü duygusundan yoksun bırakan "art-dünya"dır. DEĞERLERİN SOYAĞACI Şeylerin özünü bulup açıkladığına ve Varlığı mutlak ve değişmez bir veri gibi ortaya koyduğuna hemen inanan bir metafiziğin karşısına Nietzsche, bir soyağacı çözümlemesini çıkarır ve bir kavrama anlamını kazandıran, ama örtük olan değerlendirmeleri belirlemeye çalışır; dolayısıyla, kavram hangi inancın yada kuvvetin akılsallaştırılmış bir yansısı ve hatta kılık değiştirmesiyse, onu bulup ortaya çıkarmak ister. Bir öz metafiziğinin yerine Nietzsche, kavramı yalnızca bir anlamlanmaya gönderen basit bir gösterge olarak gören bir anlam felsefesi, bir göstergebilim ortaya koyar. GÜÇLÜLER VE ZAYIFLAR Metafiziğin temel kavramlarının ardında Nietzsche, zayıflığın, korkunun, yaşama karşı duyulan hıncın, güçlülerden intikam alma isteğinin değerlendirmelerini görür. Böyle bakılınca metafizik, ahlakın temeli olmaktan çok aldatıcılığının temelidir. Gerçekten de, metafizik, zayıfların güçlülere, hastaların yaşama karşı mücadele etmek için yarattıkları bir silahtır. Buradaki zayıf kavramı birçok yanlış anlamaya yol açmıştır. Nietzsche'ye göre zayıf, fiziksel, toplumsal, siyasal yada silahlı bir mücadelede, fizik olarak, nesnel olarak ve belli gerçekler içinde yenilgiye uğramış olan kimse değildir. Zayıf, bayağı kimsedir; hastalıklı değerlendirmelerini mutlak değerler katma yükselten, dokunulmaz bir "ideal" kılığına sokan, "ahlak" haline getiren ve ancak bu "ahlak"ın aracılığıyla ve hilesiyle "üstün" olduğunu düşünebilen yada öyle görünebilen kişidir. Bundan ötürü, bir şiddet "ahlakı"nın temsilcisi gibi dünyadan el etek çekme ahlakının temsilcisi de zayıf olabilir. Çünkü bunların ikisi de, bayağılıklarını, bir görüşün aldatıcı görünüşleri altında saklamaktadır. Zayıf, gerçek yaşantıda ister güçlü ister zayıf olsun, zavallılıktan kaynaklanan uydurma bir üstünlük; "ahlaksal" yada ahlak dersi verici bir üstünlük düşüne kapılan ve değerleri, kendi yararına kolayca çevirmeyi sağlayan bir ideal yaratan yada böyle bir ideale baş eğen kimsedir. Nietzsche bu kurnazlığı, değerlerin, köleler tarafından tersine çevrilmesi ve intikam isteğini "adalet" kılığına sokan bir hınç ahlakı olarak görür. Hınç duygusunu da, metafiziğin ve Hıristiyanlığın gizli bir değerlendirmesi olarak ele alır. Nietzsche'nin gözünde Hıristiyanlık, metafiziğin temel değerlendirmelerini benimsemekten başka şey yapmamıştır. YOZLAŞMA Metafizik, ahlak ve Hıristiyanlık ("halk için ortaya konmuş eflatunculuktur bu din"], İdeal üstüne bir "kutsal yalan" olarak, yozlaşmadan kaynaklanırlar. Yani bunların kaynağı, hastalıklılığını bir ölçüt haline getiren ve gerçek yaşam ile sağlığı mahkûm eden kısıtlanmış, güçsüz, hastalıklı, zavallı bir yaşamdır. Yozlaşmanın temel özellikleri, içgüdülerin bozulması, sahte tutkular, coşkular ve kindir. Bunun devası da, aklın ve yüzeysel bilincin abartılı bir biçimde yüceltilmesi, yani hem kendine hem de başkalarına yalan söylemektir. Ama her hastalık mutlaka yozlaşma değildir. Tam tersine hastalık, sağlığın taşmasının, yaşam gücünün aşırılığının ("büyük sağlık") sonucu olabilir ve nitekim yozlaşmış hastalık da "sağlık" kıyafetine bürünerek ortaya çıkabilir. Yozlaşma olumsuz özelliğiyle kendini ele verir: Böylesine ikircikli temellere dayanan bir ahlak, "erdem" görünüşü altında, insanoğlunu, evcilleştirilmiş, sakatlanmış ("idealin iğdiş ediciliği"), aptallaştırılmış bir hayvan haline getirebilir ancak; eğitmez ("modern insan", sürü) ve gerçek bir kültür içinde kendini yüceltmesine ve aşmasına yöneltemez. Bundan ötürü, "daha iyi hale getirmek, yozlaştırmak" sonucunu verir. Ayrıca, bu çeşit değerlere dayanan bir din, bayağılığı, alçaklığı ve köleliği güvenceye alan bir Tanrı kavramına ulaştırır ancak. Hıristiyanların Tanrısı, ahlaksal ve metafizik "öte dünya" da yer alır ve bu "göksel bir hiçlik olan kısıtlanmış ve insan karşıtı bir dünyadır." Nietzsche'ye göre bu Tanrı, İdeal ile özdeşleşir. "TANRI ÖLDÜ" Ama Nietzsche'ye göre "Tanrı ölmüştür". Tam anlamıyla nihilizmi dile getiren bu söz, yalnızca ruhsal ve kişisel, toplumbilimsel ve tarihsel bir saptama değildir. Bu söz, metafizik bir anlam taşır ve Varlık anlayışının altüst oluşunu dile getirir. Ayrıca, o zamana kadar dünyanın Doğruluğuna, Akılsallığına ve Ahlaklılığına inancın temelini oluşturan Hıristiyanların Tanrısının ve metafizik İdealin bir hiç olduğunun keşfedilmesini dile getirir. Demek ki,burada, bir varlıkbilimsel hayal kırıklığı ve varlığın anlamsızlığının kavranması söz konusudur. Nietzsche şöyle der: "İçinde yaşadığımız dünyanın, dinsiz, ahlaksız ve insan karşıtı olduğunu biliyoruz". Böyle tanımlanan nihilizm, Nietzsche'nin tanrıtanımazlığına gerçek felsefi kapsamını kazandırır. Nihilizm, insan-üstüne geçişte bir uğraktır yalnızca; tanrı bilimsel ve ahlaksal metafiziğin yıkılmasından, "bütün değerlerin değişikliğe uğratılmasından" önce gelen bir dönemdir. Ayrıca, Nietzsche'nin, "özgür-düşünürler" diye adlandırdığı kimselerle de alay ettiğini unutmamak gerekir. Nietzsche'ye göre, "Tanrıyı ortadan kaldırarak" metafiziği de ortadan kaldırdıklarına inanan bu kimseler, Tanrı'nın yerine Bilim, Doğruluk, Akıl, vb. bir İdeal koyarak, aslında, metafiziği pekiştirmekten başka bir şey yapmamaktadırlar. Nietzsche'ye göre metafiziği ve değerlendirmeler bütününü yıkmak gerekmektedir; yoksa onun simgelerinden birini değil. Çünkü metafiziğin Varlığı, ne olduğu belirsiz bir yapıntıdır. Nitekim Nietzsche'nin istediği, değerlerin taşıdığı değeri irdelemek ve bu değerlerin kalp mı yoksa has mı olduğunu bulmak ve kalpsalar "eski değerler tablosu"nu kırıp parçalamaktır. GÜÇLÜ OLMA İSTEĞİ: APOLLON VE DİONYSOS Çeşitli biçimler edinebilecek bir güç olarak düşünülen güçlü olma isteğinin egemenliğindeki Yaşam da, Varlık da, bir aldanıştır, bir parıltıdır, "görünüş ile doğruluğun bir kaynaşmasıdır" (Jean Granier); bitimsiz bir aşma hareketidir, bir başkasına kaçıştır ve böylece, bitimsiz olarak yarattığı biçimlerle kendini durmadan aşar durur (Varlığın çoğulluğu). Bu bakımdan Varlık, iki "şifre"yle simgeleştirilmiştir. Bunların biri, taşkın, patlayıcı, güçlü, trajik, yani çelişkili Dionysos'tur; ötekiyse, sanatın, güzel biçimlerin, yanılsamanın, görünüşün ve hatta yalanın tanrısı olan Apollon'dur. Ama aslında, bu iki tanrı tek bir gerçek oluşturur: Dionysos-Apollon. Başka bir deyişle bu, Güçlü Olma İsteğinin Oluşudur ve aynı zamanda Yaşamın Varlığı'dır ve dolayısıyla sürekli olarak, yeni biçimler ortaya koymak için kurulmuş yapıları yıkıp durur. Bu aynı zamanda, öncesiz-sonrasız dönüşün ortaya konmasıdır, yani sürekli olarak ne ise o olan Oluşun yada hiçbir amacı ve "ereği" olmayan Oluşun simgesidir. Bu açıdan Varlık, değişmeyen öz, birlik, doğruluk, iyilik olarak; bir aşkınlık üstünde temellenmiş olarak düşünülemez. Varlık tek değildir, bir çoğulluktur; "doğru" değildir, aldatıcı dış görünüştür; "iyi" değildir, ama "masum"dur. Biz varlığı ancak, bir kuruntu, bir yapıntı olarak dondurup saptadığımıza inanırız ve böyle bir kuruntu, iki yön taşıyabilir. Bunlardan birincisi geriye dönük ve olumsuzdur; Oluşu yaşamaya ve aşmaya karşı duyulan bir hınçtır, ahlaksal bir bakıştır, zayıflıktır yada gücü yetmezliktir. Bunu, metafiziğin "kutsal yalanı"nda yada başka yerlerde görüyoruz. İkincisiyse, pragmatik davranışımızda ya da bilimlerde ve özellikle sanatta görülen olumlu yada yükselen yöndür. Bu yönde, yaratıcı bir girişim olan güçlü olma isteği; yorumlama ve biçimlendirme isteği, varlığı, yanılsama ve oyun olarak egemenliğine alıp ortaya koyar; yeni biçimlerin yaratıcısı ve kendi de biçim değiştiren güç olarak damgasını basar ve bunu, kendisini sürekli olarak yaratıcılık içinde aşarak yapar. Öncesiz-sonrasız dönüşün düzenleyici kavramı uyarınca, Oluşun ve Yanılsamanın ortaya konulması olarak düşünülen Güçlü Olma İsteği, sıradan yorumlamaların çoğunlukla sandığı gibi bayağı bir egemen olma isteği değildir ve varlık bilimsel bir anlam taşır. Yani bu Güçlü Olma İsteği, kendini aşarak varlıklaşma isteğidir ve Varlığın yaratma hareketidir yada onunla örtüşür ve Varlığı egemenliğine almasını, hem trajik, hem yalan dolu karakterini aşmasını, güzel dış görünüşler, yaşam için gerekli yanılsamalar yaratmasını (bunu Sanatta görüyoruz), yani kısacası Dionysos ile Apollon'un dilini konuşmasını bilen Üstinsanı belirler. BAŞLICA YAPITLARI Tragedyanın Doğuşu(Die Geburt der Tragödie Aus dem Geiste der Musik, 1872); Yunan'ın Trajik Çağında Felsefe (Die Philosophie im tragischen Zeitalter der Griechen, 1873); Unzeitgemâsse Betrachtungun (Zamansız Düşünceler, 1873-1876); Tarih Üstüne (Vom Nutzen und Nachteil der Historie für das Leben, 1874); Menschliches Allzumenschliches (İnsanca, Pek İnsanca, 1878); Morgenröte (Sabah Kızıllığı, 1881); Die fröchliche Wissenschaft (Sevinçli Bilim, 1881-1887); Böyle Buyurdu Zerdüşt (Also sprach Zarathustra, 1883-1885); Jenseits von Gut und Böse (İyi ve Kötünün Ötesinde, 1886); Zur Genealogie der Moral (Ahlakın Kaynağı Üstüne, 1887); Der Fall Wagner (Wagner Olayı, 1888); Götzen Dammerung (Putların Alacakaranlığı, 1888); Der Antichrist (İsa'ya Karşı, 1888); Ecce homo (1888).
|