Felsefe

Fotoğraf

Zühtü Müridoğlu PDF Yazdır e-Posta
Heykeltıraşlar - Heykeltraşlar

Kasımpaşa Numune Rüştiyesi'ni bitir­dikten sonra Kabataş İdadisi'ne yazı­lan ama devam etmeyerek değişik mesleklerde bir süre çalışan Zühtü Müridoğlu, Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) Heykel Bölümü'nün ilk öğrencisi olan İhsan Özsoy'un özendirmesiyle, 1924'te bu okula girdi. Heykel Bölümü'nde, İhsan Özsoy'un atölyesinde çalıştı. Okulu bi­tirdiği yıl (1928) Avrupa bursu sına­vını kazanarak ertesi yıl Paris'e gitti. 1932'ye kadar Paris'te Collarossi Akademisi'nde Marcel Gimond'un ya­nında sanat bilgisini geliştirdi. Bu ara­da Louvre'da sanat tarihi, Sorbonne' da estetik derslerini izledi. 1932'de yurda dönünce, Samsun Lisesi'ne re­sim öğretmeni olarak atandı. Dört yıl sonra, 1936'da İstanbul Arkeoloji Mü­zesi heykeltıraşlığına getirildi. Kurucu­ları arasında bulunduğu D Grubu'nun çalışmalarına daha yakından katılma olanağı buldu. Grubun kurucuları arasında tek heykel sanatçısı Zühtü Müridoğlu idi. Onu bu dönemde, gru­bun ortak sergilerine katılmakla yeti­nen bir sanatçı değil, aynı zamanda sanat dergilerine yazılar yazan bir ki­şi olarak da görüyoruz. İlk kişisel heykel sergisini (bu aynı zamanda Türkiye’deki ilk kişisel heykel sergisidir) 1932'de İstanbul'da Alay Köşkü'nde açan Zühtü Müridoğlu, 1933'te D Grubu'nun desenlerden olu­şan ilk sergisine katıldı. Paris'teki Sa­lon d'Automne sergilerine yapıtları­nı göndermeye de bu yıllarda başla­dı. 1938'de Türkiye'nin de yer aldığı New York Uluslararası Sergisi için 5 m yüksekliğinde iki figür yaptı. Bu heykellerden biri tunca dökülerek ser­giye gönderildi. 1939'daki ilk sergiden başlayarak Devlet Sergilerine heykel verdi. Aynı yıl, bir yıla yakın görev yaptığı Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü öğretmenliğine atandı. 6 Şubat 1940'ta Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü öğretmenliğine getiril­di. Aynı okulun Dekoratif Sanatlar Bölümü'nde çalıştı. 1941-1943 yılları arasında Ali Hadi Bara ile birlikte İs­tanbul Beşiktaş'taki Barbaros Anıtı'nı yaptı. Gene aynı sanatçıyla 1945'te Zonguldak'taki Atlı Atatürk ve İnönü heykellerini oluşturdu. Daha önce kadrosuz olarak çalıştığı Akademi'de 1947'den başlayarak görevini kadro­lu olarak sürdürdü. Aynı yıl Paris'e gi­derek iki yıl süreyle araştırmalarda bulundu. 1950'de Heykel Bölümü'nün atölye öğretmenliğine geçti. Bu atöl­yeyi Ali Hadi Bara ile birlikte yönet­ti. 1950'den sonra soyut heykel biçim­lerine {form} yöneldi. Temel gereci ağaç olan bu heykel biçimlerini ince bakır levhalarla kaplayarak, yeni de­neyimlere girişti. 1953'te İstanbul'da Maya Galerisi'nde çoğunluğu bakır çalışmalarından oluşan ikinci kişisel sergisini açtı. Aynı yıl Anıtkabir bü­yük merdiveninin batı yönündeki ka­bartmalarını yaptı. 1955'te çalıştığı atölyeyi Hadi Bara'ya bıraktı ve ça­lışmalarında önemli bir yer tutmaya başlayan ağaç uygulama atölyesine geçti. 1960'ta üçüncü sergisini gene İstanbul'da açtı. 1965 ve 1966'da İs­tanbul Büyükada ve Eyüp'teki Atatürk anıtlarına çalıştı. Aynı dönemde Muş içinde de, bu tür bir anıt oluşturdu. Aralıksız olarak sürdürdüğü Akademi öğretim üyeliği görevinden yaş sınırı nedeniyle 1971'de emekli oldu, ancak Akademi yasasının hükümlerinden yararlanarak, bu görevinde bir süre daha çalıştı. 1953-1972 yılları arasında Sao Paulo ve Venedik İki yılda bir Sergilerine, üç kez de Paris Rodin Müzesi'ndeki çağ­daş uluslararası heykel sergilerine katıldı.

  

Zühtü Müridoğlu, 1935-1939 yılları arasında Eskişehir, Erzurum ve Zon­guldak anıtları için açılan yarışmalar­da ödül kazandı. 1940'taki İkinci Dev­let Sergisi'nde heykel dalında birinci­lik ödülüne değer görüldü: 1953'te İn­giltere'de düzenlenen "Bilinmeyen Si­yasal Hükümlü" konulu yarışmada derece elde etti, 1956'daki Devlet Sergisi'nde ikincilik ödülünü, 1966'da 5. Tahran Bölgesel İki yılda bir Sergisi'n­de İran Kültür ve Sanat Bakanlığı Ödülü'nü, 1977'de Sedat Simavi Vakfı Plastik Sanatlar Ödülü'nü (Cevat De­reli ile birlikte), 1981'de 100. Yıl Ata­türk Sanat Armağanı'nı ve gene aynı yıl Kültür Bakanlığı Başarı Ödülü'nü kazandı.

Sanatçı 1980 yıllarında da kişisel ser­gilerini sürdürdü.

  

SANATI

 

Çağdaşları gibi Zühtü Müridoğlu'nun sanatı da, heykel dalındaki etkinlikle­rin çok sınırlı olduğu bir dönemde, da­ha çok anıt heykelciliği türünde ken­dini göstermiş, zamanla özgür yaratı­cı bir sanatçı disiplini doğrultusunda, değişik gereçlerle sınırını genişletmiş­tir. Avrupa sınavı için yapmış olduğu heykel de dahil olmak üzere (başta Barbaros Anıtı) birçok heykelinde ge­leneksel ölçüleri ve biçim anlayışını çağdaş düzeyde değerlendirdiği ve ho­cası İhsan Özsoy'un doğa paralelinde­ki çalışmalarını temel aldığı görülür. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde yer alan ve ağaç gereçle bakır levha­ların kullanıldığı bağımsız heykellerindeyse soyut anlayış ağır basar. Ama bunlarda bile doğayı anımsatan yada doğa kaynaklı bir anlayışı düşündü­ren izlere rastlamak olanaklıdır. Onun soyut heykelleri, bir insan bedeninin hareket halindeki uyumsal görüntüsü­nü yansıtmaya yönelik bir etki yara­tır. Nitekim daha yeni çalışmalarında da bu konuyu, kırmızı topraktan yap­tığı küçük insan heykellerinde yeniden ele almış ve ilk heykellerini oluşturan temel işlevlere dönerek doğa kökenli duyarlığını yeniden canlandırmak is­temiştir. Bu nedenle ondaki değişme­yen kaygının, canlı bir organizmaya eşlik eden hareket uyumunda biçim­lendiği söylenebilir.                       

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle