Mehmet Akif Ersoy, İstanbul'un Fatih semtindeki Sarıgüzel Mahallesi'nde 20 Aralık 1873 (h.1290) tarihinde dünyaya geldi. Sabası Fatih Medresesi hocalarından İpekli Mehmet Tahir Efendi, annesi Emine Şerife Hanım'dır. Son derece kuvvetli bir dinî havarin hüküm sürdüğü evde beş vakit namaz hiçbir zaman kazaya bırakılmaz. Mehmet Akif'in yakın arkadaşlarından Mithat Cemal Kuntay, onun doğumu ile ilgili olarak şunları anlatır:
"Mehmet Akif'in doğduğu ev, Kurân’la ve namazla doluydu. Zaten dünyaya gelmesine bile bir din vaka’sı sebeptir: Annesi Emine Şerife Hanım'la Hoca Tâhir Efendi hacc vesilesiyle evlendiler. Emine Şerife Hanım'ın Buharalı olan babası, Buhara'dan hacca giderken Amasya'da ölmüştür. Sonraları Maliye Nâzın ve Sadrâzam olan Şirvânî Rüştü Efendi, o tarihte Amasya'da Evkaf Müdürü idi. Acizi daima himaye eden ve sadâretten atılıp sürgüne giderken, vapurun uğradığı Rodos Adası'nın zindanında Nâmık Kemal'in yüzünden politika suçlusu olarak yatan Ebüzziya Tevfik Bey'i, eski sadrazamlığının henüz tamamen bitmeyen nüfuzunu kullanarak vapura getirten, kendisine para veren ve Ada'nın mutasarrıfı Dilâver Paşa'dan Ebüzziya'nın himayesini isteyen bu merhametli adam; Emine Şerife Hanım'ı da vaktiyle evine almıştı. İstanbul'a geldiği zaman da konağında biriyle evlendirmişti. Emine Şerife Hanım'ın bir müddet sonra kocası ölüyor ve Tâhir Efendi ile evleniyor."
Mehmet Akif, ilk öğrenimine başlayacağı sırada annesi onun medreseye gitmesini, babası ise mektepte çağdaş ilimleri öğrenmesini ister. Çünkü dinî bilgileri ve Arapça'yı, kendisi öğretmek istemektedir.
EDEBİYAT VE SANAT GÖRÜŞÜ
Akif'in aslında edebiyat anlayışını dünya görüşünden ayırmak mümkün değil. İnandığı fikirleri şiirlerinde işleyen şairimiz, sanat tartışmalarında toplum için, insan için sanat görüşüne sahiptir. Bu yüzden şiirinde mesaj önemlidir. Fakat bunu yaparken sanatı hafife almaz. Aksine, aruza çok kuvvetle hâkim olan Akif, en doğru bildiği fikirleri en güzel mısralarla okuyucusuna sunar. Mehmet Akif, 8 Mart 1912 tarihli Sebilürreşad'da yayınladığı "Edebiyat" başlıklı yazıda sanat görüşünü şöyle anlatır:
"Edebiyatı nasıl telakkî ettiğimizi, nasıl bir meslek tutmak istediğimizi şimdiye kadar çıkan yazılarımız elbette göstermiştir. Şiir için, edebiyat için, süs, çerez diyenler var. Karnı tok, sırtı pek milletlere göre bu söz belki doğrudur. Lâkin bizim gibi aç, çıplak milletlere süsten, çerezden evvel giyecek, yiyecek lâzım. Onun için ne kadar süslü, ne kadar tatlı olursa olsun, libas hizmetini, gıda vazifesini görmeyen edebiyat bize hiçbir şey söylemez."
"Sanat sanat içindir. Sanatta gaye yine sanattır." gibi görüşlere iltifat etmeyen Akif, "Zaten bu türlü nazariyeler ahlâksızlığa
felsefe şekli veren; edebiyat nâmına milletin namusuna, hayatına, mevcudiyetine yürüyen birtakım hazelenin eser diye ortaya koydukları badnâmelere revaç verilmek için ileri sürülüyor. Bir de biz edebiyatın vatanı olduğuna iman edenlerdeniz. O sebepten hiçbir milletin edebiyatını memleketimize mal etmek istemeyiz.
Şarklılar her şeyde olduğu gibi edebiyatta pek geri, garplılar her şeyde olduğu gibi edebiyatta pek ileri. Biz onların edebiyatından yalnız sanat cihetiyle istifade etmek isteyeceğiz. Yoksa ecnebi emtiasını yerli metaı yerine satmayacağız. Simsarlığın bu türlüsü dolandırıcılık olduktan başka, kendi hissiyatımızın kendi efkârımızın, elhâsıl kendi hayatimizin kıyamete kadar işlenmeyerek, ham eşya sırasında kalmasına sebep olur ki hem ayıp, hem günahtır. Petrolün nasıl çıkarıldığını nasıl tasfiye edildiğini öğrenen Osmanlı, Erzurum'daki, Irak'taki madenlerimizi işletmeye çalışmalıdır. Yoksa, Amerika'dan, Rusya'dan, Romanya'dan teneke teneke gaz taşıyacak sonra da yerli mahsulü diye bizi kandıracak olursa biz onun madenciliğinden bir şey anlamayız."
Edep ile edebiyat arasında sırrı bir bir münasebet olduğunu kabul eden Akif, edepsizliğin başladığı yerde edebiyatın bittiğine inanır ve "Yazılarımız en namuslu aileler arasında okunabilmek için yazılıyor" der.
Şair, yapmak istediği edebiyatı şöyle tarif eder:
"Elverişli bulduğumuz her mevzuu yazacağız. Hele içtimaî dertlerimizi dökmekten, yaralarımızı açıp göstermekten hiç çekinmeyeceğiz. Bundan maksadımız birtakım zavallıların zannettiği, yahut zannettirdiği gibi milleti ele, düşmana karşı maskara etmek değildir. Meramımız kendimizi değil, maskaralıklarımızı maskara etmektir. Tâ ki ülfet neticesi olarak, her gün yapmaktan hiç sıkılmadığımız, hiç eza duymadığımız bir sürü fenalıkları yavaş yavaş bırakalım da elbirliğiyle insanlığa doğru bir adım atalım.
Görülüyor ki biz edebiyattan pek çok şeyler bekliyoruz. Evet, memleketin aklı başında olan evlâdı bize yan bakmaz da yardım edecek olursa, neden Osmanlıların millî, hakikî insanî bir edebiyatı vücuda gelmesin?
Yazılarımızın gerek mevzuunda, gerek üslûbunda her şeyden evvel bütün Osmanlıları düşüneceğiz; yani mümkün olduğu kadar halka söyleyecek eserler meydana getireceğiz. Yoksa havas için yazı yazmaya yeltenecek derecede sersem değiliz! Zâten altı yüz kadar seneden beri yalnız havâssı düşüne düşüne avam olmuş gitmişiz!"
EDEBÎ KİŞİLİĞİ
Mehmet Akif, edebiyatımızda kendisine has bir yeri olan çok önemli isimlerden biridir. Millî seciyesi yüksek müstesna bir edip ve güçlü bir şâirdir. O şiiri ve fikriyle sadece kendisinden sonrakileri değil, çağdaşı şair ve yazarları da ciddî şekilde etkilemiştir. Düşünceleri ve sanatıyla Tanzimat'tan sonraki Türk edebiyatında kilometre taşlardan biri, belki de en önemlisi olmuştur. Cumhuriyet'in kurulduğu dönemde en verimli eserlerini veren Akif, hakkında en çok kitap ve makale yazılan ve kendisinden en çok söz edilen edebiyatçılarımızdandır. Fikir namusundan mahrum, kısır bir anlayışa sahip küçük bir zümrenin dışında herkes onun Türk şiirine getirdiği yeniliği belirtmiştir. Bu dürüst kalemlerden biri de Servet-i Fünûn döneminin en kudretli şairlerinden Cenap Sahabettin'dir. Şöyle der meşhur "Elhan-ı Şita"nın şairi:
"Akif, yalnız bizim yüzyılımızın değil, hatta tarihimizin en büyük destan şairidir. Safahat mübdiinin, sesindeki haşmet ve saltanatla zamanı ve nisyanı ilelebet sarsacağına şüphe yoktur. Onun iki meziyeti vardır: Kuvvet ve samimiyet. Rahnesiz ve infilaksız metin bir üslûp içinde o zamana kadar mislini görmediğimiz bir tabiilikle kendi heyecanlarını inşat etti... Edebiyat tarihi şimdiye kadar büyük Akif'ten daha büyük bir İslâm ve Türk şairi tanımaz." Cenap'ın yanı sıra diğer şair ve yazarlar da Akif'in büyüklüğünü muhtelif yazılarında anlatmışlardır.
DAVA ADAMI AKİF
Mehmet Akif bir şair olduğu kadar bir dava adamıdır aynı zamanda. Şiirlerinde bazen coşkun bir nehir gibidir, kabına sığmaz, haykırır. Bazen durgun bir göl gibidir, vakarıyla sesini duyurmak ister. Çoğu zaman heyecanlıdır, haksızlıklara dayanamaz, önlemek ister. Çalışkandır, milletinin de tembellik bataklığından kurtulmasına gayret gösterir. İnançlıdır, ümitlidir, aydınlık bir geleceği bekler. Yalandan, dolandan, hileden, hurdadan nefret eder. Sözünde durur ve durulmasını ister. Sağlam bir karaktere ve iradeye sahiptir. Hayatın çilelerine katlanır. Baskıya, zorbalığa karşıdır. Düşkünden, fakirden yanadır. Şefkatlidir, merhametlidir, kanaatkardır. Kötülüğe karşı iyilikten yanadır. Vefalıdır. Kısacası bütün güzel hasletleri üstünde taşır. Düşünmeyi, okumayı, araştırmayı sever. Akif tek kelimeyle "Müslüman'dır. Müslüman’ın karakteristik özelliklerini şahsında taşır.
HALKA ADANAN SANAT
Mehmet Akif, edebiyatımızda kendisine has bir yeri olan millî seciyesi yüksek müstesna bir edip ve güçlü bir şairdir. O, şiiri ve fikirleriyle sadece kendisinden sonrakileri değil, çağdaşı şair ve yazarları da etkilemiştir. Düşünceleri ve sanatıyla Tanzimat'tan sonraki Türk edebiyatında kilometre taşlardan biri, belki de en önemlisi olmuştur.
Mehmet Akif'in aslında edebiyat görüşünü dünya görüşünden ayırmak mümkün değil. İnandığı fikirleri şiirlerinde işleyen şairimiz, sanat tartışmalarında toplum için, insan için sanat görüşüne sahiptir. Bu yüzden şiirinde mesaj önemlidir. Fakat bunu yaparken sanatı hafife almaz. Aksine, aruza çok kuvvetle hâkim olan Akif, en doğru bildiği fikirleri en güzel mısralarla okuyucusuna sunar. 8 Mart 1912 tarihli Sebilürreşad'da yayımladığı "Edebiyat" başlıklı yazıda sanat görüşünü şöyle anlatır:
"Şiir için, edebiyat için, 'süs', 'çerez' diyenler var. Karnı tok, sırtı pek milletlere göre bu söz belki doğrudur. Lâkin bizim gibi aç, çıplak milletlere süsten, çerezden evvel giyecek, yiyecek lâzım. Onun için ne kadar süslü, ne kadar tatlı olursa olsun, libas hizmetini, gıda vazifesini görmeyen edebiyat bize hiçbir şey söylemez."
"Sanat sanat içindir. Sanatta gaye yine sanattır" gibi görüşlere iltifat etmeyen Akif, bu telakkilerin milletine yabancılaşmış kimselere ait olduğu kanaatindedir.
EDEBİYAT EDEPTİR
'Edep' ile 'edebiyat' arasında sırrı bir bir münasebet olduğunu kabul eden Akif, edepsizliğin başladığı yerde edebiyatın bittiğine inanır ve "Yazılarımız en namuslu aileler arasında okunabilmek için yazılıyor" der.
Şair, yapacağı edebiyatı tarif ederken ölçülerinde oldukça hassastır:
"Elverişli bulduğumuz her mevzuu yazacağız. Hele içtimaî dertlerimizi dökmekten, yaralarımızı açıp göstermekten hiç çekinmeyeceğiz. Bundan maksadımız birtakım zavallıların zannettiği, yahut zannettirdiği gibi milleti ele, düşmana karşı maskara etmek değildir. Meramımız kendimizi değil, maskaralıklarımızı maskara etmektir. Tâ ki ülfet neticesi olarak, her gün yapmaktan hiç sıkılmadığımız, hiç ezâ duymadığımız bir sürü fenalıkları yavaş yavaş bırakalım da elbirliğiyle insanlığa doğru bir adım atalım."
Halkın, aydınlarından millî, hakikî ve insanî bir edebiyat beklediğine dikkat çeken Akif, edebiyat anlayışını şöyle hülâsa eder:
"Yazılarımızın gerek mevzuunda, gerek üslûbunda her şeyden evvel bütün Osmanlıları düşüneceğiz; yani mümkün olduğu kadar halka söyleyecek eserler meydana getireceğiz."
ÇAĞIN DESTAN ŞAİRİ
Cumhuriyet'in kurulduğu dönemde en verimli eserlerini veren Akif, hakkında en çok yazı yazılan ve kendisinden en çok söz edilen bir edebiyatçımız olmuştur. Fikir namusundan mahrum, kısır bir anlayışa sahip küçük bir zümrenin dışında herkes onun Türk şiirine getirdiği yeniliği belirtmiştir. Bu dürüst kalemlerden biri de Servet-i Fünûn döneminin en kudretli şairlerinden Cenap Şehabeddin. 'Elhan-ı Şita şairi' bir yazısında şu değerlendirmede bulunur:
"Akif, yalnız bizim yüzyılımızın değil, hatta tarihimizin en büyük destan şairidir. Safahat mübdiinin, sesindeki haşmet ve saltanatla zamanı ve nisyanı ilelebed sarsacağına şüphe yoktur. Onun iki meziyeti vardır: Kuvvet ve samimiyet. Rahnesiz ve infilaksız metin bir üslûp içinde o zamana kadar mislini görmediğimiz bir tabiilikle kendi heyecanlarını inşad etti... Edebiyat tarihi şimdiye kadar büyük Akif'ten daha büyük bir İslâm ve Türk şairi tanımaz."
Cenap'ın yanı sıra devrinin diğer tanınmış şair ve yazarları da Akif'in büyüklüğünü muhtelif yazılarında anlatmışlardır. Bugün "Safahat" ı ve "İstiklal Marşı"nı yeniden incelediğimizde Akif'in sadece bir şair olmadığını görürüz. O, milletinin dertlerini ve temel meselelerini yaşamış, hissetmiş, bunlar için hayatî tespitlerde bulunmuş ve çözüm yolları gösterebilmiş bir münevver hatta mütefekkirdir. Eserlerini bu bakış açısıyla dikkat ve ciddiyetle okumak gerekiyor.