|
Resimde olsun, geometride olsun; sonsuz istif ve tertipler yalnız iki çeşit çizgiye dayanır. Düz çizgi, eğri çizgi. Gerçek o da değil de, geometri uzmanının söylediğine bakarsak, bir tek çizgi, düz çizgi vardır. Eğri dediğimiz çizgi, yan yana gelmiş birçok düz çizgiden yapılıdır. Ama biz yine çizgileri ikiye ayırıp düzlerle eğrileri inceleyeceğiz. Düz çizgiler, hangi tertip ve kombinezonlar içinde ele alınırsa alınsın, statik, hareketsiz çizgilerdir. Düz çizgilere bakan göz hiç bir kırılmaya, iniş çıkışa, dalgalanmaya takılmadığı için, bir durgunluk, durulma, yerleşme etkisi altında kalır. Hele bu çizgiler, dikey ve yatay olarak doksan derecelik açı prensibi üstüne kurulmuş ise, bu yerleşme, bu hareketsizlik, statizm duygusunu büsbütün kuvvetlendirir. Eğer düz çizgiler toplumu, tertibi, doksan derecelik açı prensibinden ayrılır, eğik çizgiler kombinezonları olarak görünürse, statizm duygusu yine kalır, ama bir hareket, bir kıpırdanma etkisi doğmuş olur. Tam düzey, tam yatay prensibinden ayrılmış düz çizgiler, sağa, sola yatmakla hareket, kıpırdanma duygusuna yol açmış bulunurlar. Düz çizgilerin statik etkisine karşılık, eğri çizgiler, eğrilikleri arttıkça, dinamizm, hareket duygusunu uyandırırlar. Hareket, düzlükten, kararlılıktan kurtulup eğriliğe, eğrilip bükülmeye, boyuna yer, mekân değiştirmeye yönelmek olduğuna göre, eğri çizgiler de, ne tertipte istiflenirse istiflensinler, boyuna kıpırdama, hareketlenme etkisini uyandırırlar. Toprak çekiminin birer sembolü olarak ele alabileceğimiz yatay ve dikey çizgilere tam karşıt, eğri çizgiler, bu çekimden kurtulup boşluk içinde kıvranmaları, yaşamaları sembolüdür. Eğri çizgilerin egemen oldukları herhangi bir alana bakan göz, yaşamanın, kaynaşmanın etkisi altında kalır. Düz çizgilerde olduğu gibi, eğrilerle de hareket, kıpırdanma basamakları kurabiliriz. Örneğin, hafif eğrilerin dinamizm etkisiyle spirallerin, sinüsoitlerinki arasında fark büyüktür. Bir çizgi ne kadar eğrilip bükülürse -tıpkı deniz dalgaları gibi- o nispette canlılık, kıpırdanma duygusu uyandırır. Çizgiler ve kişi duygularında uyandırdıkları etkileri söz konusu ederken onların tabiatla, tabiat gösteri ve değişimleri ile doğrudan doğruya ilgili olduklarını hatırlamamız gerek. Geometrik biçimler genel olarak, ne kadar da soyut olsalar, dış dünya ile köprü kurmuş durumdadırlar. Herhangi geometrik bir şekil bize, tabiatın bir parçasını hatırlatabilir. Spiral buluttan, üçgen, dörtgen kayadan, yuvarlak aydan, güneşten söz açabilir. Dikey gözümüzde ağaç gövdesi, yatay denizin ufukta uzanan çizgisi olabilir. Çizgilerin değişimleri de, sanki tabiat gösterilerini dile getirirler. Düz çizgilerin hareketsizlik, durulma etkisi uyandırdığını söyledik. Tabiatta da öyle değil midir? Sakin, rüzgârsız, çalkantısız bir havada her şey düz, yatay ve dikey sistemine uygundur. Toprak üstünde ağaç gövdeleri, genel olarak, doksan derecelik bir açıdadır. Durgun deniz kırıksız, iniş, yokuşsuz bir yataydır. Tabiatın durgunluk duygusu uyandıran bu görünüşleri, ona bakan gözlerin çalkantısız çizgileri seyredişindedir. Ama, fırtına kopmaya gelsin. O zaman denizin yatay çizgisi kırık, hareketli dalgalar halinde bozulur. Göğe yükselen ağaç dalları boşluk içinde zikzaklar çizer. Bulutlar, dağınık, lime lime parçalar halinde birbirini kovalar. Statizmi kovalayan dinamizm, tabiattaki düz çizgileri bozarak yerlerine kırık, eğri çizgiler getirir. İşte, geometrik biçimlerin insan üstünde uyandırdıkları etkinin tabiatla sıkı ilgisi bundan ötürü. Renklerde olduğu gibi, çizgiler de, anlamları, etkileri bakımından, yeryüzü gösterileri ile sıkı sıkıya ilgilidirler. "Neo-Empresyonizm" akımının kurucusu, ressam Georges Seurat, çizgi metafiziğinin yukarıda özetlediğimiz karakteristiklerini göz önünde bulundururken, daha da ileri giderek; bugün klasikleşmiş birtakım prensiplerin temelini atmış bulundu. Seurat'ya göre, çizgiler; yalnız hareket-hareketsizlik, statik-dinamik etkiler uyandırmakla kalmaz. Belli tertipleri içinde çizgi kombinezonlarının doğrudan doğruya iç duygularına, sevinç, acı, keder, canlılık yada ölülük -ölgünlük gibi duygularımıza seslendiği olur. İlkin Seurat'nın, daha sonra Paul Serusier ile birçok çağdaş ressamın ileri sürdükleri, ve "çizgi psikolojisi" olarak vasıflandırabileceğimiz temelleri şöyle özetleyebiliriz. Tam durgunluk, hareketsizlik etkisi yatay ve dikeylerin doksan derecelik açılar meydana getirmesine bağlıdır. Deniz çizgisinin bittiği yer, ufuk çizgisi, yatay çizginin sembolüdür. Toprağı da yatay çizgisinin bir sembolü olarak ele alabilir ve "çizgi psikolojisi"ni bu sembol üstüne kurabiliriz. Şöyle ki: Toprak üstünden yukarıya, göğe doğru yükselen çizgiler, hayat, canlılık, varlık duygusunu uyandırır. Aksine, toprak üstünden aşağıya, toprak içlerine doğru düşen çizgiler bitkinlik, cansızlık, ölümlülük duygusunu uyandırır. Yandaki krokiyi dikkatle incelersek, bu kuramın doğruluğunu çabucak fark ederiz. Yukarıya doğru yönelişte hayat, canlılık, varlık, aşağıya doğru düşüşte ölüm, bitim anlamı hemen göze çarpar. Burada da, tabiat gösterileri ile soyut çizgiler arasında sıkı bir bağ kurmamız mümkün. Dirilik, canlılık, hayat, toprak üstünden yukarı fışkırır. Filiz toprak üstünden göğe yönelmek ister. Kişi, sevincini belirtmek için kollarını havaya kaldırır, bitkinliğini, cansızlığını ifade için de yere, toprağa doğru indirir. Genç ağacın yaprakları yukarıya doğrudur, dökülen, bir mevsim için de olsa, sonbaharda ölen ağaç yapraklarını toprağa verir. Salkımsöğüdün uyandırdığı melânkoli duygusu, dallarının aşağıya doğru düşüşündedir. Yukarıya yönelen çizgilerin canlılık, mutluluk, hayat, aşağıya doğru inenlerin keder, ikisinin ortamı olan yatay çizgilerin durgunluk etkisi uyandırdığı kuramı şu üç figürün incelenmesinden belli oluyor. Seurat'da çok önce, on dokuzuncu yüzyıl ortalarında, Fransız Humbert de Superville, çizgilerin morfolojisini kurmuş, bu üç figürü tertiplemişti. Charles Blanc, "Çizgi Sanatlarının Grameri" adlı kitabında, 1860 yılında Humbert de Superville'in vardığı sonuçları açıklamıştı. Bunlar, sonraları Georges Seurat ve Kübistler tarafından ele alındı, bugünkü kesin prensipler böylece kurulmuş oldu. Renklerin insan huyu, ruh durumu üstünde ne kadar etkili oldukları öteden beri bilinen bir gerçek. Örneğin, kırmızı renk çok hareketli, dinamiktir. Kırmızı rengin egemen olduğu bir yerde, kişinin huzurlu çalışması imkânsızdır. Buna karşılık mavinin, tirşe yeşilinin, kanarya sarısının sükûnet, mutluluk verdiği bilinir. Atölye, fabrika, okul gibi yerlerde duvarlar böyle sükûn verici renklere boyanır. Renklerin kişi huyu, ruh durumu üstündeki bu özelliği öteden beri incelemelere konu olmuştu, ama çizgilerin de eşit etkilerle kişi tepkilerini başka başka yönlere götürdüğü pek bilinmemişti. Biz burada çizgilerin resim planındaki önemli rollerini taslak halinde incelemek istedik.
|