|
Çizgi metafiziğini kısaca gözden geçirdikten sonra, çizgi örgüsünün tablolarda oynadığı rol üstünde durmamız gerekir. İlkin ele alacağımız örnekler, statik ve dinamik konulu tablolarda ressamların, çizgi örgüsünü nasıl kurduklarını göreceğiz. Böylece, çizgi karakterlerinin soyut anlamı ile tablo konularının ifadesi, anlatımı arasında ne sıkı bağlar, ne ayrılmaz, bölünmez ilgiler olduğunu görmüş olacağız. Doksan derecelik açı sistemi üstüne kurulu yatay-dikey kombinezon ve tertiplerin hareketsizlik, huzur etkisi uyandırdığını gördük. O halde, manzara resimlerinde olduğu kadar çok figürlü kompozisyonlarda ressam, konusunu, çizgi karakterlerine göre ayarlayacak ve biçimlerini, Andre Lhote'un deyimiyle, kafese sokulan kuşlar gibi bu örgülerin ağına bağlıyacaktır. İlk örnek olarak hareketsiz, durgunluk duygusunu uyandıran bir tabloyu, Georges Seurat'nın "Courbevoie Limanı" adlı eserini inceleyelim. İlkin tabloya, sonra bu tablonun çizgi örgüsünü gösteren şemaya bakarken, şu sonuçlara varırız: Seurat, bu eserinde, Seine Nehri üstünde bulunan Courbevoie ilçesini de sakin bir yaz sabahını canlandırmak istemiş. Sabah sislerine bürünmüş bu tatlı durgunluğu, Seine kıyısının bu ılık, rüzgârsız durumunu resimlemek için mimarî yapısı statik, sakin bir örgü kurmak gerektiğini düşünmüş. Tabloyu dokuz dikey, iki yatay ve bir dar açı sistemi üstüne kurmuş. Dikeyler yelkenlilerin, kayıkların direkleri, yataylar uzaktan beliren köprü ve nehir üstünün bitim çizgisidir. Dar açı, tablonun sol iki kenarında ortasından sağ kenarına inen eğik yer çizgisidir. Durgunluk duygusunu daha da kuvvetlendiren elemanları dikey durumdaki üç figürde, hafif meyilli ön plândaki ağaçta, uzakta, köprünün arkasında beliren fabrika bacasında buluyoruz. Tam statik olan bu manzara resmine karşıt, yine Georges Seurat'nın "Kafe-Şantan" adlı kompozisyonunda tam dinamik bir özellik görüyoruz. Birinci tablo ne kadar durgunsa, ikinci o kadar hareketli, çalkantılı. Gürültülü bir orkestranın çılgınca havasına ayak uyduran kadınlı erkekli bir bale topluluğu Fransızların "Cancan" dedikleri dansın dinamik arabeskini çizmektedir. Tabloyu ve geometrik örgüsünü dikkatle inceleyelim: Sol yanda beliren dikey çizgi bir yana, kompozisyonda bir tek düz görülmez. Geometrik örgü baştanbaşa aşağıdan yukarı yönelen eğrilerden kuruludur. Müzisyenlerin kollan, balerinlerin kol ve etekleri, saç, şapka, kaş, göz, ağız gibi önemsiz parçalara kadar bütün geometrik sistem eğiklerden, aşağıdan yukarı giden dinamik çizgilerden yapılıdır. Tablonun çılgınca hareketini, seyirciye müzik seslerini, bale şamatasını duyurtan cümbüş havasını uyandıran başlıca eleman, geometrik örgünün bu dinamik yapısıdır. Dikey ve yatay çizgilerin durgunluk, durulma, yerleşme -istikrar, eğri, helezonlu çizgilerin de hareket, kıpırdama etkisi uyandırdığı gerçeğini yalnız çağdaş ressamlarda değil, belki de daha kuvvetle, eski ressamlarda görürüz. Örnek olarak ele alacağımız Flaman ressamı Rubens'in iki tablosu bu prensibin daha iyi anlaşılmasına yardım edecek. İncelemek istediğimiz Rubens'in ilk tablosu "Çiftlik İşleri" adlı eserdir. Rubens burada, tatlı bir yaz gününde kadınların inek sağma, yemiş, sebze toplama gibi cana yakın, tatlı işlerle uğraştıklarını göstermiştir. Tablonun büründüğü tatlı havayı seyircide uyandırmak için ressam, geometrik örgüyü, düzlerin, hafif eğrilerin egemenliğine bağlamıştır. Ağaçlar toprak üstünde dik açı olarak durur. Işıklı, gölgeli plânlar halinde kat kat ufka doğru yönelen toprak, tablonun alt kenarına göre dar açılar sistemine vurulmuştur. Resimde hareket duygusunu uyandıracak eğriler, helezonlar yada kırık çizgiler yoktur. Aynı ressamın "Dans Eden Köylüler" tablosunun çizgi semasını çıkartırsak, "Çiftlik İşleri"nin her bakımdan bir karşıtını görürüz. Burada konu, yirmi kadar köylünün el ele vererek çılgın bir sevinç havası içinde fır dönmesidir. Rubens, kompozisyonunu kurarken, düzlerden kaçınmış, dönme, koşarcasına dans etme etkisini vermek için figürleri helezonlu çizgiler üstüne dizmiştir. Dikkat edecek olursak, bu dinamik tabloda eğri çizgiler örgüsüne uyarak dönen yalnız figürler değildir. Figürlerin yere vuran gölgeleri, ışık ve gölge katlarının birbiri üstüne binişi, fondaki ağaç kümeleri bile hep eğik, helezonlu çizgilerin egemenliğine vurulmuştur. Bu tabloya bakan göz hiçbir yerinde durulmuş bir çizgi, hareket etmeyen, oynamayan, kımıldamayan bir biçime rastlamaz. Böylelikle dans konusu, ona uygun soyut örgüye uymuş olur. Örneklerimizi sanat tarihinin belli başlı eserleri arasında alabildiğine çoğaltabiliriz. Rubens'in "Dans Eden Köylüler" tablosu, tatlı kıvrıntılı, hafif helezonlar çizen bir eserdi. Tablonun grafiğinde gördüğümüz gibi, geometrik şema, kompozisyonun genel karakterine uyuyordu. Daha doğrusu tablonun hareket karakterini meydana çıkaran, onu empoze eden geometrik şemanın kendisi idi. Çizgilerin tablonun konusu ile ne kadar sıkı ilgili olduğunu çok hareketli iki eser üstünde kontrol ederek bu bölümümüze son verelim. Bu iki eser, Raphael'in öğrenicisi Giulio Romano ile birlikte yaptığı "Constantino Savaşı" ile Tintoretto'nun "Zara Savaşı" adlı büyük tablolardır. Raphael'in eseri Roma'da, Vatikan sarayının büyük bir duvarını baştanbaşa kaplayan bir fresk, Tintoretto'nunki de Venedik Dükler Sarayında çok büyük çapta bir yağlı boya. Her iki eser, orduların eski savaş taktiklerine uygun olarak çarpışmasını, ölüm kalım çabası içinde birbirini yok etme amacıyla çılgınca dövüşmesini canlandırır. Böyle konuları ele alan ressamlar, tabloların çizgi örgüsünü nasıl kurabilirlerdi ? Sanat tarihinin belki en canlı, en dinamik bu iki eserini incelersek, ressamların doksan derecelik düz açılardan, yada tatlı eğrilerden ne kadar uzaklaştıklarını görürüz. Burada düzlerle eğriler çarpışır. Devamlı, kesintisiz düzler olmadığı gibi, Rubens'in tablosundaki kesintisiz eğriler, tatlı helezonlar, spiraller de yok. Konu, düzlerle eğrilerin tablo alanı içinde boyuna çarpışmasını, birbiri içine girmesini emreder. Düzler olduğu kadar ,eğriler de serpiştirilmiş, notaları kâh alçalan, kâh yükselen bir sessiz senfoni gibi tablo alanına dağıtılmıştır. Raphael'in freskinden bir parçayı ele alalım: Beyaz at ve onu çevreleyen savaşçılar, freskin ortasını, merkezini teşkil eder. Bu bakımdan, Raphael'in kurduğu çizgi sistemini burada en açık şekilde okuyup incelememiz mümkün. At, kendi başına, son derece ritmik, ahenkli tertiplenmiş bir eğri çizgiler bütünüdür. Düşmanın mızrak vuruşu ile, yere düşen askerin bacakları, beyaz atın eğri çizgilerinin devamını sağlar. Bu figürün kıç ve bel kısımları, atın sağındaki eli mızraklı askere bağlanır. Gözümüzü bu figürlerin üstünde gezdirip çizgi sistemini dikkatle incelersek, bağımsız eğrilerin birbiri peşi sıra at yelelerinde, kalkanlarda tekrarlandığını görürüz. Ressam, konusunun canlılığını belirtmek için, tablonun ilk bakışta önemsiz görünen ayrıntılarını bile eğri çizgilerin etkisi altına almış. Örneğin at kuyrukları -hele beyaz atınki- bayrak ve flamalar -gök üstünde siyah bir leke yapan flama- kumaş kıvrımları, semer ve kayışlar. Ön plândaki çimen bile kıvrıntılı, hareketlidir. Tintoretto'nun "Zara Savaşı"nın bir parçasını incelersek, bu eserde de çizgi sisteminin konuya ne kadar uygun olduğunu görürüz. "Zara Savaşı" Raphael'in tablosundan daha dağınık, daha parçalı. Burada hem piyadelerin, hem atlıların, hem de, arka plânlarda deniz kuvvetlerinin büyük savaşa katıldıklarım görüyoruz. Raphael'in tablosunda kılıçlarla kalkanlar rol alıyordu. Tintoretto'da başlıca savaş elemanını oklarla yaylar. O kadar ki, yaydan fırlayan oklar, tablo sathı içinde bir düz çizgiler senfonisi, topluluğu halinde. Kimi ok yukarı doğru fırlıyor, kimi aşağıya iniyor. Savaşçılar, Raphael'in tablosunda görüldüğü gibi birbiri içine girmiş, girift halde değil de, gruplar, kümeler halinde. İncelediğimiz parçada bu gruplar aşağıdan yukarı, yukarıdan aşağı birbirini kesen yataylar sistemine uygun. Gruplar arasındaki boşluklar, tabloyu baştan başa kaplayan okları daha iyi belirtmek için ayrılmış. Parçalı, bağlantısız eğrileri burada da görüyoruz. Hareketler "mevzii", grup grup, parça parça olduğu için eğriler de bağlantısız, grup grup, parça parça. Dört plân üstüne kurulu savaşçılar gruplarım incelersek, -şemada gösterildiği gibi- bunların birbirini kovalayan küçük eğriler sistemine uydurulduğunu görürüz. Tabloda, oklar dışında, tek bir düz çizgiye, rahat bir dikeye, yada yataya rastlanmaz. Oklara gelince, düzdürler ama, onlar da, çoğunlukla çeşitli yönelişleri bakımından tablonun belli başlı dinamizm elemanlarını teşkil ederler. Çizgi sisteminin tabloda oynadığı rolün önemini incelerken, konuyu sadece kompozisyonlar, çok figürlü ve büyük çapta konular üstünde sınırlandırmak doğru olmaz. Büyük ressamların tek figürlü eserlerinde de, -portreler, çıplaklar gibi- çizginin başlı başına bir varlık olduğunu görürüz. Bu alanda da ressamların çizgileri, figürlerine vermek istedikleri anlama göre kullandıkları meydanda. Buna örnek olarak seçtiğimiz üç eser, Michel-Angelo'nun "Âdem"i ile, İngres'in iki çıplağı, çizgi örgüsünün tek figürlerde de egemen olduğunu gösterir. Burada, çizgi, tek figürlerin arabeskini sağlayan elemandır. Vücut duruşları rast gele tertiplenmemiş ve figürler tek, yada yan yana olsalar çizgi arabesklerinin boyunduruğuna girmişlerdir. İlk olarak, J. D. İngres'in Louvre Müzesindeki ünlü "Büyük Odalık" tablosunu ele alalım: Bu tabloya, klâsik anlamda, "kompozisyon" diyemeyiz. Gerçi her resim bir kompozisyon, yani çeşitli objeleri, eşyaları yan yana getiren bir "terkip" tir. Bu böyle olmakla beraber, klâsik anlamdaki kompozisyon, çok figürü belli bir konu etrafına toplayan resim demektir. Bu bakımdan, tek figürü canlandıran İngres'in bu ünlü tablosuna "figür" olarak bakmamız daha doğru olur. Ama, bu tabloyu incelediğimiz zaman, onun da, demin üstünde durduğumuz büyük çapta freskler, anıtsal eserler kadar çizgi sistemine sıkıca bağlı olduğunu görürüz. İngres, bu şahane çıplağı tuval üstüne yerleştirirken, ilkin onun "müzikal" karakterini düşünmüştür. Bu, çok uzun boylu Çerkez güzeli, -çünkü "Türk Hamamı" tablosunda olduğu gibi, İngres, Doğu konulu eserlerinde böyle tipleri ele almıştır- ince beli, geniş kalçaları, uzun, zarif kol ve bacakları, yuvarlak boynu, küçük başıyla kadın güzelliğinin prototipi sayılacak kadar alımlı. Odalık, duruşunun bütünlüğü içinde şehvet duyguları uyandıracak kadar çekici. Ama rahat, gevşek, kendini rehavete vermiş, bekler gibi bir durumda. Ressam, bir yandan bu şehevî güzelliği, bir yandan da bu rahatlığı, bu gevşeme duygusunu uyandırmak için tablosunun arabeskini, çizgi sistemini ona göre ayarlamış. "Odalık" ın Louvre'daki yağlı boya tablosuna, ve hazırlık etüdüne, desenine bakalım: Desenle tablo arasında büyük fark yok. Ressam, canlı modele bakarak çizdiği deseni tuvale geçirerek boyamış. Desenin üstüne noktalayarak çizdiğimiz örgü, vücudun nasıl bir arabeske, bir çizgiler ritmine uyduğunu gösteriyor. Burada da aynı prensip. Rahatlık, sükûn etkisi hafif eğrilerde. Bu eğriler, kâh aşağıdan yukarı, kâh yukarıdan aşağı vücudun ana yönelişlerini ayarlıyor. Ama çizgi ritmi salt vücutta kalmıyor: Tablonun sağından inen atlas perdenin büyük kıvrımı, kalça üstüne dayanıp uzanan kolun arabeskini tablonun üstüne kadar uzatıyor. Böylece sağ bacağın, ayaktan kalça bitimine kadar geniş bir eğri çizen çizgisi, gene sağ kolun omuzdan perdeye kadar uzanan çizgisine karşıt, iki ritim, iki zıt eğri olarak meydana çıkıyor. İngres'in bir başka deseninde de, buna benzer çizgi ritimlerini görüyoruz. Bu ayakta duran kadın çıplağı, boyun, kol, bacak hareketleriyle bir eğri çizgiler topluluğu. Desenin güzelliği bu çizgi ritimlerinin kâh eşit, kâh karşıt bütünlüğündedir. Son olarak Roma'da, Sixtine Şapelindeki Michel Angelo'nun ünlü fresklerinden bir parça olan "Âdem" figürünü ele alalım. İngres'in figürlerindeki özelliği burada da görüyoruz : Vücut belli çizgi görgüsü altına alınmış, hareketi, kıvraklığı bu örgüye göre ayarlanmıştır. Beden, bacaklar, kollar belli, peşin tasarlanmış bir ritmin arabeskine uymaktadır. Resim sanatında çizgilerin, dış görünüşler ötesinde ne gibi duygular, tepkiler yarattığını, durgunluk, denklik, yada hareket, denksizlik gibi anlamları plâstik yoldan nasıl canlandırdığını özetlemiş bulunuyoruz. Bundan sonra aynı çizgilerin geometrik istifler yoluyla tablonun kuruluşunda -kompozisyonda- da ne büyük rol oynadığını göreceğiz
|