Felsefe

Fotoğraf

Refik Halit Karay'ın Hikayeciliği PDF Yazdır e-Posta
Roman - Hikaye-Öykü

Geniş ününü mizah ve siyasal yergi yazılarıyla sağla­yan Refik Halit'in mizah yazıları gibi hikâyeleri de, edebi­yatımızın bu alanında bir aşama olmuştur.

O zamana kadar Karabibik-Nabizade Nazım  hi­kayesiyle Küçük Paşa-Ebubekir Hazım Tepeyran  romanı ve Halit Ziya Uşaklıgil'in birkaç hikâyesi bir yana, İstanbul sınırları dışına çı­kamayan Türk hikâyesini Anadolu'ya yöneltmekle hikâyeci­liğimize yeni bir ufuk açmış, yeni bir soluk getirmiştir: Genç yaşta sürgün edildiği Sinop, Çorum, Ankara ve Bile­cik'teki gözlemlerinden yararlanarak yazdığı bu hikâyelere Memleket Hikâyeleri adım vermesi de, bu işi bilinçli ola­rak yaptığını gösterir.

Gözlemlere dayanarak yurt gerçeklerine ve çeşitli insan katlarına yönelme yöntemini daha sürgüne gitmeden, Maupassant etkisiyle benimsemiş bulunan ve 1909-1910 yıl­larında bu yolda birkaç da örnek veren yazar, Anadolu'da bu yöntemi uygulayacak elverişli bir ortam bulmuştur. Yakup Kadri Karaosmanoğlu 'nun, bir konuşmasında, «O za­manlar Refik Halit ile beri, Maupâssant'ın tesiri ile şehir içindeki tiplerden ayrılarak mevzularımızı köylerden, ço­banlardan ve halkın arasından seçmeye başladık.» (Dik­men, 1942, sayı 22) demesi bunu doğrulamaktadır. Böyle­ce, o zamana değin yalnız türkülerde ve halk hikâyelerinde sözü edilen Anadolu insanı, Refik Halit'in Memleket Hikâ­yeleri ile, ilk kez düzenli, sürekli ve bilinçli olarak aydın toplulukların edebiyatma girmiş; bu tutum, daha sonraki ku­şakların eserleriyle bugüne değin sürmüştür. Yazar, bir ko­nuşmasında şöyle demiştir:

«Memleket Hikâyeleri», çığır açma bakımından bu­günkü köy hikâyelerinin nüvesini teşkil eder. Ben Anadolu'yu bir köylü olarak değil, varlıklı bir şehir delikanlısı olarak gördüm ve anattım. (M. Baydar: Edebiyatçılarımız Diyorlar ki, 1960).                       

Seçtiği çeşitli konular arasında, o zamana kadar hiç ele alınmamış toplumsal bir sorunu -fabrika, patron ve işçi ilişkilerini- (Avrupa fabrikalarındaki çalışma saatleri, ücret­ler, bu yoldaki yasalar, kavgalar söz konusu edilerek) Bursa'daki «Saatçizadelerin iplik fabrikası» çerçevesi içinde iş­lemesi, gözlemciliğinin nerelere kadar uzandığını gösterme­si bakımından ayrıca diktedir.Yazar, gerçekçiliğinin sınırlarını şöyle çizmektedir:

Ben temiz realizm severim. (...) Maupassant'ı ele ala­lım. Kullandığı kelimelerle insana tiksinme vermez. Sade­ce tiksinmenin intibaını alırsınız. «Bok» kelimesini söyle­mek iş değil. Pek çirkin şeyleri rötuş etmek bir eserin kuv­vetli olmasına mani değildir. (M. Baydar: a.g.e.)

Mizah ve yergi alanında Nefi  ve Şair Eşref  yolundan ay­rılarak Ali Bey'in Lehçet-ül-Hakaayık'ının, ayrıca, Teodor Kasap'ın yönettiği Diyojen ve Hayal dergilerinin geleneğini sürdüren Refik Halit'in çoğu hikâyeleri çatık kaşla değil, kapalı bir mizah çeşnisiyle işlenmiştir.

Birkaç hikâyesi (Yatık Emine, Şeftali Bahçeleri, vb.) bir yana bırakılırsa, genel olarak olayları dış görünüşle­riyle vermiş, bunların ruhlar üzerindeki etki ve tepkilerini çözümleme yoluna gitmemiştir (Sarı Bal, Boz Eşek, vb.).

Refik Halit'in bütün yazılarının en önemli yanların­dan biri, dilidir. Daha 1909-1910 sıralarında, Ömer Seyfettin  ve arkadaşlarının Yeni Lisan Harekatı'nı ileriye sürmele­rinden (1911) bir iki yıl önce yazdığı hikâyeler de (Hakk-ı Sükût, Kuvvete Karşı, Cer Hocası, Yılda Bir, vb.) konuşma dilini bütün incelikleriyle kullanmış; bu alanda, Ömer Sey­fettin'le birlikte, yeni yazı dilinin tutunup yaygınlaşmasına öncülük etmiştir. Refik Halit, konuşma dilini temel olarak almakla bir­likte, onun sınırını şöyle çizmiştir:Kasten baldırıçıplak konuşmasını hazmedemiyomm. Hikâye ve şiirde bir orta sınıf aile konuşması bana daha munis geliyor. (S. Yazıcıoğlu: «Ediplerimizle Konuşmalar: Refik Halit», Yirminci Asır, 1955, sayı 169).

Memleket Hikâyeleri'nde. olaylar hep Anadolu'da geçmekle birlikte, yazar, şive taklitlerinden yararlanma yo­luna gitmemiş, hikâye içinde ancak birkaç yerde basit bir taklitle gerekli havayı yaratmış, bunun dışında, kişilerin ko­nuşmalarından çok kendi anlatımıyla hikâyeyi yürütmüştür. Bütün kitapta, taklidi konuşmaların sayısı on - on ikiyi geç­mez. Onlar da, hedi (haydi), ülen (ulan), bizik (biziz) vb. gibi, kolay anlaşılır birkaç sözcükle kurulmuş cümlelerdir:

Fecr-i Âti nesircilerinin düşkünlük gösterdileri Edebiyat-ı Cedide anlatım yollarına, o «ah!»h, «oh!»lu söyleyiş­lere ve Fransız cümlelerine benzer cümle biçimlerine, da­ha ilk hikâyelerinden başlayarak, kapılmamış; cümle kuru­luşu bakımından da konuşma dilimizin olanaklarından ya­rarlanmış, düz, yapmacıksız, yalın bir anlatıma yönelmiştir.

 

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle