|
HEDİYE Bir karı koca vardır. Durumları pekiyi değildir. Kadının ağlamaktan başka yapabileceği hiç bir şey yoktur. Hayat onun için hıçkırıktan, burun çekmekten ibaretti. Adam ise eve para getirmekten başka bir şey düşünemiyordu. Bir gün ikisi birbirinden habersiz birbirlerine hediye almaya karar verdiler. Ama ne kadının ne de adamın hediye alacak paraları yoktur. Bunun üzerine kadın en çok değer verdiği şeylerden biri olan saçlarını satıp eşine saati için zincir alır. Adam ise karısı için saatini satıp ona güzel bir toka alır. Akşam olur ve de ikisi de hediyelerini çıkarır. Adamın artık zinciri takacağı bir saati, Kadının ise tokayı takabileceği saçları yoktu. İkisi de bu duruma çok üzüldüler ama yapacakları hiç bir şey yoktu. Birbirlerini teselli ettiler ve akşam yemeklerini yemek için masaya oturdular. Aslında ikisi de içten içe mutluydular ama üzüntüleri daha fazlaydı… KAYIP AKORT Olay bir çiftlikte geçmektedir. Çiftliğin sahibi yaşlı bir adamdır. Adamın güzeller güzeli bir kızı vardır. Adı Morilla’ydı. En yakın komşuları olan Rushla Morilla’dan hoşlanıyordu. Tabi kız da ondan. Rushla çiftliğe ayda dokuz ya da on altı kez gelir, tereyağı, geyik eti, vs. gibi bahanelerle kızı görürdü. Morilla çok güzel piyano çalıyordu. Küçükken babası ona öğretmişti. Morilla’nın babası her şeyi ben en iyi bilirim havasında biriydi. Bir gün babası Morilla’ya bir piyano alır. Morilla hediyeyi tam açacak iken babası hastalanır. Kız tabi hediyeyi bırakır ve hemen babasıyla ilgilenmeye başlar. Bir gün geçer. Babası kızına hediyesini neden açmadığını, neden piyanoyu çalmadığını sorar. Kız babası üzülmesin diye piyanoyu çaldığını ve de çok beğendiğini söyler. Babası bunu duyar ve oracık da ölür. Kız babasının öldüğüne çok üzülür… Bu kızın babası her şeyi iyi bildiğini söyleyen bir adamdı. Kızına piyano diye aldığı şey piyanonun sesinin çıkmasını sağlayan sadece bir parçadır. Kız bunu görür ve babasını son günlerinde üzmemek için bunu söylemez… BİR MİZAHÇININ İTİRAFLARI Bir adam vardır. Bu adam bir yerde çalışmaktadır. Evlidir ve çocukları vardır. Adamın patronunun doğum günü olacaktır ve birkaç arkadaş patron için konuşma hazırlayacaktır. Adam çok güzel bir konuşma hazırlar ve herkes bu konuşmayı çok beğenir. Adam konuşma hazırladı diye herkes tarafından tanınmaya başlar. Bir sür sonra adam kendince zeki espriler yapmaya başlar. Tabi bu yönü de arkadaşları tarafından çok tutulur. Adam artık popüler olmuştur ve bir dergiden teklif gelmiştir. Tabi adam hemen işini bırakır ve dergide çalışmaya başlar. Adam artık iş kolik olmuştur. Eşiyle olan sohbetlerini, çocuklarının davranışlarını bile espri olarak dergide yayılamaya başlar. Eşi adamdan biraz soğur ve çocukları da babasından korkmaya başlar. Bir süre sonra adamın istifası gelir ve dergiden kovulur. Adam çok kötü olmuştur ve kendini sokağa atmıştır. Yürürken ilginç bir adamla karşılaşır. Adam çok içtendir ve iyi bir sohbeti vardır. Bu ilginç adam diğer adamı işyerine davet eder ve birlikte oraya giderler. Bu ilginç adamında işi cenazecilik… Orada otururlar ve sohbet ederler. Adam artık hep oraya gitmektedir ve arkadaşını da çok sevmiştir. İlginç adam diğer adama ortaklık teklif eder. Cenaze işlerinin muhasebe kısmıyla ilgilenecektir. Adam hemen kabul eder ve orada çalışmaya başlar. Artık ailesiyle de arası düzelmiştir. Çok mutludur artık… Birden düşünür nereden nereye diye… BAĞDAT KUŞU Eski zamanlarda bir Halife Bey varmış. Bu Bey geceleri sokağa çıkar insanların sorunlarını çözermiş. Bir adam varmış ve bu adamın bir lokantası varmış. Bu adam o Bey’e çok özenmiş ve kılığını değiştirip geceleri sokağa çıkmaya başlamış. Sokakta dolaşırken bir topluluk görmüş ve oraya gitmiş. Bir bakmış bir adam para saçıyor. Adam hemen tutmuş onu oradan götürmüş ve bir banka oturtturmuş. Adama sormuş senin derdin ne diye. Adam da demiş neden sana söyleyeyim ki demiş. Adam lütfen söyle çok merak ettim demiş. Adam da sen Boğaziçi’yi uçan halıyla ters geçebilecek bir adam mısın demiş… GENÇ ADAMIN HİKÂYESİ VE KOŞUM SARACININ BİLMECESİ Adam artık yalvarma derecesine gelmiş. Lütfen söyle demiş. Adam da anlatmaya başlamış. Ben bir yerde çalışıyorum. Patronumun bir kızı var ve ben onu seviyorum demiş. Ama iş yerinden biri daha bu kıza talip demiş. Patronda bir soru sordu bu soruyu kim bilirse kızımı ona vereceğim demiş. Soru:”Ne tür bir tavuk en uzun sürece yatar”. Adam düşünür taşınır hiç bir şey bulamaz. Adama der ki al sen benim kartımı bir sorunun olursa ararsın der ve oradan gider. Sabah olur patron sorar buldunuz mu diye diğer çocuktan bir ses yokmuş. Adama sıra geldiğinde cebindeki kartı çıkarır ve kartın üstündekileri okur:”İyi kızarmış bir tavuk” yazıyormuş. Adam hemen cevap vermiş:” ÖLÜ TAVUK”… GARİP BİR HİKÂYE Küçük bir kasabada beş kişilik bir aile yaşıyormuş. Bir gün en küçük kız sancılanmış ve babası ona ilaç almak için evden çıkmış. Bir daha babası gelmemiş. Ailesi bu duruma çok üzülmüş ama ne fayda adam sanki kaybolmuş. Bir süre sonra o küçük kız büyümüş ve evlenmiş. Bir tane de şeker bir kızı olmuş. Kız beş yaşına geldiğinde ve büyükbabasının evden gittiği gün birden sancılanmış. Babası hemen ilaç almaya gidiyorum demiş. Ama annesi bırakmamış. Çünkü onun babası da gitmişti ve bir daha gelmemişti. Babası tam evden çıkacak iken birden kapı açılmış ve yaşlı bir adam içeri girmiş. Adamın elinde bir torba ilaç varmış. Küçük kız direk büyükbaba! Demiş. Herkes çok şaşırmış tabi… Kıza ilaçları vermişler. Kız hemen iyileşmiş. Yaşlı adam “kusura bakmayın biraz geciktim tramvay bekliyordum da” demiş… SON YAPRAK Küçük bir kasabada bir apartman varmış. Bu apartmanda hep ressamlar oturuyorlarmış. Bir gün bu apartmana iki kız taşınmış. Bu iki kızdan bir tanesi zatürre olmuş. Hasta olan kız odasının camından gözüken ağaçtan düşen yaprakları sayıyormuş ve de bu ağaçtan ne zaman bütün yapraklar düşerse onunda öleceğine inanıyormuş. Son iki yaprak kalmış kız kesin sabaha ölürüm demiş. Bunu duyan arkadaşı alt komşusu olan yaşlı ressama durumu anlatmış. Ressam ona güzel şeyler söyle demiş. Sabah olmuş kız bi bakmış son yaprak duruyor. Çok sevinmiş. Kısa bir süre sonra yaşlı ressamın öldüğü haberi gelmiş. Kapıcı onu sırılsıklam bir şekilde öldüğünü görmüş. Nedeni ise kıza hayat kaynağı olan o son yaprağı çizmekmiş… ÇARK Bir karı koca varmış. Bu insanların hayatı hep aynıymış. İşte her gün kapıcı şu saatte gelir, her gün ben şu saatte evden çıkarım, vs… Bir gün adamın eşi ona bir not yazmış ve de notta annesinin çok hastalandığını ona yardım etmesi gerektiğini yazmış. Adam birden boşluğa düşmüş. İlk defa böyle bir şey olmuş. Kendince söylenmeye başlamış. Karım gelsin ona kocaman sarılacağım, onu hiç yalnız bırakmayacağım, vs… Birden kapı açılmış ve adamın eşi gelmiş. Adam birden eşine sarılmış. Bir hafta boyunca böyle devam etmiş. Sonra hayatları yine eski hallerine dönmüş… KIZIL ŞEHRİN FİDYESİ Bir gün iki arkadaş sokakta boş boş dolaşırken hiç paralarının olmadığını fark etmişler ve bir çocuk kaçırmaya karar vermişler. Öyle bir çocuk kaçırmışlar ki pişman olmuşlar. Çünkü çocuk çok zeki ve de yaramazmış. Size hayatı zindan edeceğim, benden korkun falan diyormuş. Adamlar korkmuş ve ailesini arayıp parayı şuraya getirin demişler. Sonra adamlar sözleştikleri yere gitmişler para falan yok. Çocuk tabi gülmeye başlamış. Adamlar iyice korkmuş ve ailesini arayıp oğlunuzu gelin alın demişler biz çok korktuk demişler. Çocuğun babası gelir alırım ama en fazla on dakika onu tutabilirim demiş… BİLİNMEYEN MİKTAR Çok eski zamanlarda bir adam varmış. Bu adam ekmek satmaya başlamış. Para kazanma hırsı ile un ile ilgili bir sürü matematiksel denklemler kurmuş. Unun fiyatı artınca ekmeğin fiyatını da arttırmak zorunda kalmış. Bu adamın dış ülkede okuyan bir oğlu varmış. Baba parası yemeye de alışmış biriymiş. Bir gün ülkesine döndüğünde köyüne gitmiş ve en yakın arkadaşıyla konuşmaya başlamış. Çocuk babasının nasıl para kazandığını anlatmış. Çocuk çok üzülmüş ve bunların karşılığının ödenmesi gerektiğini söylemiş. Arkadaşı bunun mümkün olmadığını ama bir şeyi çok iyi bildiğini söylemiş. Babasının zamanında ekmek fiyatları arttığı için küçük bir fırın batmış ve de şuan çok perişan bir haldeler imiş. Çocuk hemen oraya gitmiş. Onlarla konuşmuş. Kısa bir süre sonra çocuk bir fırın açmış ve oradaki kızı işte almış. Uzun zaman sonra çocuğun köydeki arkadaşı o fırına gelmiş. Ve çocuk kızı “bu da benim eşim” olarak tanıştırmış… NE İSTERSİNİZ Bir halife varmış. Bu halife çok zenginmiş ama akşam saatlerinde eski püskü giyinip halka karışmayı çok severmiş. Bir gün bir kitapçının önünde bir gence rastlamış ve bir kitap hakkında onunla konuşmaya başlamış. Genç çok sinirlenmiş ve halife ile kavga etmeye başlamış. Polisler gelmiş ve ikisini de karakola götürmüşler. Halife karakolda zengin olduğunu kanıtlayamamış ve ikisini de nezarete atmışlar. Genç yatağa uzanmış ve yastığın altından bir kitap çıkmış. Genç çok sevinmiş çünkü o bu kitabı arıyormuş. Hemen okumaya başlamış derken görevli gence seslenmiş:”Adam gerçekten zenginmiş ve de senin kefaletini ödeyecekmiş” der. Genç ise “benim burada olmadığımı söyleyin” der… UYKUDA MÜCADELE Bir adam varmış. Bu adama teyzesinden miras kalmış ve adam artık parasını her yere savurmaya başlamış. Bir gün bir arkadaşına içmeye gitmiş. Orada baygınlık geçirmiş. Doktor bütün gece boyunca uyumaması gerektiğini söylemiş. Arkadaşı da düşünmüş onu eğer ki kızdırırsam uyumaz sinirinden diye. Adam başlamış işte sana miras kalmadan önce köyde bir kız vardı onu bıraktın gittin ne biçim bir insansın sen falan demiş. Sabah olmuş adam kendine gelmiş ve arkadaşına çok teşekkür ettiğini ve de şimdi o kıza telgraf çekmeye gittiğini söylemiş… TELAFİ EDİLMİŞ BİR SUÇ Bir adam varmış. Bu adam hırsızlıkta bir numaraymış. Hatta bir hırsızlık çantası varmış milyon dolarlar yatırmış o çantaya… Bir gün gözlerden uzak bir köyde bir banka soymaya karar vermiş. Tam o bankayı soyacak iken birden bir kız görmüş ve o kıza âşık olmuş. Tabi bankayı soymaktan vazgeçmiş ve o köyde ayakkabı mağazası açmaya karar vermiş. Aradan uzun bir süre geçmiş. Bir telefon gelmiş. Tarif ettiğim yere gelmesen bütün kimliğini ortaya çıkarırım demiş telefondaki. Tam o sırda bankadaki çelik kasalarda iki çocuk kilitli kalmış. Herkes korkmuş çocuklar ölecek diye. Sonra adam gelmiş milyon dolarlık çantasıyla iki saniye de kapıları açmış. Kapı da da telefondaki adam duruyormuş ve adam bir polismiş. Polis adamın bu davranışından dolayı hiç bir şey söylemeden oradan uzaklaşmış… ÇİFTLİKLERİN MADAM BO-PEEP’İ Bir kadın varmış. Bu kandın kocası ölmüş ve kadına bir sürü borç kalmış. Kadın bunlardan kurtulmak için Teksas’taki çiftliğinde yaşamaya karar vermiş. Oraya gittiğinde çocukluk arkadaşıyla karşılaşmış. Çocuk kıza âşıkmış. Aslında çocuk o çiftliğin sahibiymiş ve kadın bun sonradan öğrenmiş. Sonra da orada mutlu mesut yaşamışlar…
|