|
Roman -
Dünya Edebiyatı Roman Özetleri
|
|
Buck, Santra Clara vadisinde Yargıç Miller’in evinde yaşayan iriliğini ve ağırlığını Sint Bernad babasından, zekâsını ve sinsiliğini çoban köpeği olan annesinden alan bir köpekti. Buck doğduğundan beri Yargıç Miller’in evinde yaşıyordu. Burası vadinin en büyük ve en güzel eviydi. Ona burada burada çok iyi bakılıyordu. Dört yaşında olmasına rağmen Buck tam yetmiş kiloydu. Buck bu güzel evdeki günlerini Miller ‘in torunlarıyla oynayarak, miskin miskin şömine karşısında uyuyarak geçiriyor ve bu yüzden kendinin vadinin kralı hissediyordu. Buck bu evde mutlu ve huzurlu yaşarken güçlü, uzun ve sık tüylü tüm kıyı köpeklerinin başına gelenlerden haberi yoktu. İnsanlar Kuzey Kutbunda sarı maden bulmuşlar ve birçok buraya akın etmişlerdir. Bir gün Buck, evin hizmetçilerinden biri olan Manuel ile gezintiye çıkmıştı ama başına geleceklerden haberi yoktu. Manuel onu para karşılığı Kuzey Kutbuna sarı maden bulmaya giden adamlara satmıştır. Bir gemide kendi gibi birçok köpekle kutuba getirildi. Buck için buradaki hayat çok vahşiydi. Her an ölümle karşı karşıyaydın. En ufak bir yanlış yaptığın takdirde öbür köpekler tarafından parçalanabilirdin. Buck bunu çok iyi biliyordu, çünkü gözünün önünde birçok arkadaşı paramparça edilmişti. Buck’un bu hayata ayak uydurabilmesi için vahşi olması ve hiç kimseye acımaması gerekiyordu. Kısa sürede edindiği tecrübeler sayesinde kızak çekmede kendini geliştirdi bu gelişme kızak sahiplerinin de dikkatini çekti. Adamlar artık ona ayrı bir değer veriyorlardı. Buck’a verilen bu değer kızağın başını çeken köpeklerden biri olan Spitz’in canını sıkmaya başladı. Bir gün mola verdikleri sırada Spitz Buck’u ormanın bir köşesinde tek başına kıstırdı ve büyük bir manevrayla üstüne saldırdı. Uzun süren boğuşmadan sonra Buck, Spitz’i öldürerek kızağın lideri oldu. Uzun süren yolculuktan sonra gidilen yere varılmıştı. Daha sonra kızağı yarı melez bir İskoç ile onun arkadaşları satın aldı, bu seferki görevleri posta katarıydı. Dünyanın dört bir yanından, Kutup karanlığında altın arayanlara gelen mektupları taşıyorlardı. Yeni görevleri Buck dahil hiçbir köpeğin hoşuna gitmemişti. Çünkü köpeklerin hepsi çok yoruluyor ve aç kalıyorlardı. Daha sonra kızağı küçük bir aile satın aldı. Yeni sahiplerinin adı Hall ve Charles’dı. Birde Charles’ın eşi Mercedes, Hall on dokuz yaşında tam bir toydu. Charles ota yaşlı zayıf bir adamdı, Hall’ın eniştesiydi. Mercedes ise sulu gözlü bir kadındı. Buck bu ailenin Kuzeyde ne gibi bir macera peşinde olduklarını anlayamıyordu. Çünkü kızağı yönetemiyorlar, hayvanları dengesiz besleyip çok çalıştırıyorlardı. Sonunda bütün hayvanlar perişan oldu, aralarında ölenler bile oldu. Bir gün hayvanlar dinlenirken orda kamp yapan John Thomton ve arkadaşları onları izliyordu. Hall hayvanlar dinlenirken onları zorla yola çıkarmaya çalışıyor ve dövüyordu. Diğer hayvanlar yavaş yavaş kalkmaya başlamışlardı. Buck o kadar yorgundu ki artık dayağı bile hissetmiyordu. Buna dayanamayan John, Hall’ın üstüne atılarak ona dersini verdi ve Buck’u da yanına alarak oradan uzaklaştı. John Buck’a büyük bir sevgi verdi. Buck John’dan aldığı bu sevgiyi Yargıç Miller’in evinde bile görmemişti. Buck, John ve arkadaşlarıyla ırmağa gittiklerinde onun hayatını kurtarmış, arkadaşlarıyla girdiği bir iddiada beş yüz kilo ağırlık çekerek ona bir sürü para kazandırmıştı. Onlar artık her zor durumda birbirlerine yardım eden iki iyi dosttular. Bir gün kamp yaptıklarında Buck kendine yiyecek aramak için ormanın derinliklerine daldı. Geri döndüğünde kampın yerle bir olduğunu gördü. John dahil herkes okla Yeehatlar tarafından öldürülmüştü. Buck’un içini büyük bir öfke ve kin kapladı ve bu öfkeyle onların üstüne saldırdı. Buck bir hafta, hayattaki tek sadık dostu olan John’un cesedinin başında bekledi. Buck’un kulaklarına tiz bir havlama sesi geliyordu ve bu ses gittikçe yakınlaşıyordu. Kısa bir süre sonra bir kurt sürüsü karşısındaydı. Sürünün başı olan kurt Buck’a doğru yanaştı ve bir boğuşma başladı. Buck önüne gelen her kurdun üstüne çeviklikle atlayıp boyunlarını kırdı. Daha sonra yanına cılız ve ürkek bir kurt geldi. Buck bu kurdu yiyecek aramaya çıktığı esnada görmüştü. Hemen kurtla koklaştılar, yanlarına öbür kurtlarda geldi ve hep bir ağızdan ulumaya başladılar. Bu çarı Buck’un kulaklarına ulaştı o da uludu. Artık vahşet onu çağırmıştı ve o da vahşetin çağrısını kabul etti.
|