|
Annesi ölmüş. Dün veya daha erken bir zamanda gelmiş olabilir bu telgraf. Annesi ihtiyarlar yurdunda kalıyordu. Cenazesine gidebilmek için patronundan izin istedi. Bulunduğu yerle yurt arasında 80 km’ lik bir mesafe vardı. Artık yola çıkmıştı uzun süren yolculuğun sonunda yurda varmıştı. Yurdun kapısında bekçi vardı, müdür bey de birisiyle konuşuyordu. Konuşma bittikten sonra müdür onu içeri aldı ve konuşmaya başladılar. Ona annesinin burada çok daha mutlu olduğundan bahsetti ve o da bu durumu tasdik etti. Bekçi ona annesini görmek isteyip istememesini sorunca hayır cevabını verdi. Daha sonra tabutun yanına gittiler. Onu yemeğe çağırdılar fakat o toktu. Bakıcı ona: ‘ Kahve getireyim mi?’ dedi. O da: ‘Evet.’ Dedi. Kahvesini içtikten sonra sigara içmek istedi ama annesinin karşısında içmek olmazdı. Bunu doğru olmadığını düşündü. Daha sonra bekçi geldi ve karşılıklı sigara içtiler. Bekçi: ‘Annenin arkadaşları gelecek ben oturak getireyim.’ dedi ve oturağı getirdi. Annesini arkadaşları geldi ancak kimse konuşmuyordu. Annesinin arkadaşlarıyla tokalaştı ama nerdeyse kimse onunla konuşmadı. Müdür annesinin çok iyi bir arkadaşı olduğunu söyledi. O arkadaşına öteki ihtiyarla senin nişanlı olduğunu söyledi ve bu onarlın çok hoşuna gittiğini söyledi. Annesini ölümünden arkadaşlarının çok üzüldüğünü söyleyen müdür camdan dışarı baktı ve ona papazın geldiğini söyledi. Aşağıya indik. Papazın yanında iki tane koro çocuğu vardı. Tabutu arabaya koydular ve eve gittik. Uzun uykusundan nihayet uyandı fakat hala yorgundu. Denize girmek, güneşlenmek istiyordu. Şehirdeki hamama gitti önce orada eski bir arkadaşını gördü daha sonra denize; sahile gittiler. Denize girdiler; yüzdüler, güneşlendiler. Artık eve dönme vakti gelmişti. Eve geldiğinde annesinin yokluğu onu çok etkilemiş artık ev ona çok büyük gelmişti. Yemek masasını odasına taşıdı. Yatağına uzandı; düşündü, sigarasını yaktı ve camdan dışarı uzun uzun baktı. O bir büro da çalışıyordu. Masasında bir yığın dosya onun gözden geçirmesini bekliyordu. Öğle vakti gelmişti. Öğle vaktini çok severken akşam vaktinden bir o kadar nefret ederdi çünkü akşama kadar havlular ıslanırdı. Bu durumdan çok rahatsız olduğu için patrona bu durumdan söz etti. Patronu bu durumun çok da önemli olmadığını söyler. Daha sonra eve gider. Komşusunu görür. Komşusunun bir köpeği vardır ve köpek sahibine benziyordur. Ama köpeğini hiç sevmez onu hep dövermiş. Raymond kadına kirayı ve günlük gereklerini karşılaması için kadına para veriyordu. Kadın paranın yetmediğini söylüyormuş. Raymond kadına mektup yazmak istedi ancak kendisi yazmayacaktı başkasına yazdıracaktı. Mektubu yazdırmış ve kadına göndermişti artık. Raymond mektubu kadına yazdığını söyledi. Günlerden cumartesiydi. Marie ile buluşacaklardı. Buluşup Cezayir yakınlarında bir sahilde yüzmeye gitmişlerdir. Sonra Raymond’ un evinden bir kadın çığlığı yükselmiştir. Ardından da Raymond’ un sesi. Herkes merdivenlere çıkmıştı. Polis gelmiş ve kapıyı çalmıştır. Raymond kapıyı açtı, ağzında sigara vardı. Kadın geldi ve polise; ’Bu beni dövdü.’ dedi. Polis; ‘Kadın gidecek, sen de bizden haber gelene kadar evde kalacaksın.’ dedi. Merdivenden bir patırtı ve gürültü gelmişti. Yine köpekle gezmeye gidiyorlarmış. Geldiklerinde köpek yanlarında yoktu. ‘Köpek nerde?’ diye sorulduğunda adam ‘Kayboldu!’ cevabını vermişti. Ona köpeği nereden bulacağını söyledi ve evine gitti. Raymond büroya telefon etmişti. Ona eski sevgilisinin metresinin kendisini takip ettiğini söylemiş. Ve onu evine davet etmiş. O Raymond’ da eski kız arkadaşımla buluşacağını söylemiş. O da ona onunla beraber gelmesini söylemiş. Raymond; ‘Beni takip eden adamı evin orda görürsen bana haber ver.’ demiş. O da ’Tamam.’ demiş. Sonra patron onu çağırdı. O patronun telefonda fazla konuştuğundan azarlayacağını düşünmüş fakat patronu onu dışarıdaki işlerini takip etmek için Paris’ de bir büro açmak ve onu oraya yerleştirmek istediğini söylemiş. Akşam Marie ile görüşmüşler ve lokantaya gitmişler. Lokantada yanlarına bir kadın oturmuş. O kadın lokantadan çıkınca o da çıkmış. Kadını takip etmiş fakat kaybetmiş. Daha sonra evine gitmiş. Kapıda Salamayo’ u görmüş. Salamayo ona köpeğinin dediği yerlerde olmadığını öğrenmiş onlara; ‘Polisten bulabilir miyim?’ diye sormuş. Onlar da; ‘İmkânsız!’ diye cevap vermişler. Sonra Salamayo’ u evine almış ve onla köpeği hakkında konuşmuşlar. Onun artık uykusu gelmiştir ve Salamayo karşı esnemiş Salamayo; ‘Ben kalkayım.’ demiştir. Fakat o biraz daha kalın diye ısrar etmiştir. Salamayo giderken; ‘ İnşallah köpekler havlamaz.’ demiştir. Marie onu zorla sarsarak kaldırdı. Hiçbir şey yemediler çünkü erkenden denize gideceklerdi. Raylond hazırlandı ve hep beraber dışarı çıktılar. Raylond ona dedi ki; ‘Benim belalım!’. Onlar devam ettiler ve plaja gidip oradan da sahilin kenarında Raylond’ un arkadaşlarının evine gitmişler. Daha sonra da denize gittiler. Akşam olunca yemek yemeğe eve geldiler. Yemeği yiyip erkekler sahilde dolaşmaya çıkmışlardı. Bir süre sonra Raylond’ un belalısı ve yanlarındaki fellahları gördüler. Onlar fellahları gördüklerinde hiçbir şey yokmuş gibi yürümeye devam ettiler. Aralarında iki adın kalınca fellahlar durdu. Ceza evinde papaz yine onun yanına gelmiş ama o papazı kabul etmedi. Bir süre sonra papaz yine gelmiş ve ona ben buraya papaz için değil bir dost gibi geldim dedi. O ve papaz bir süre konuşurlar. Papaz ona sen kurtulabilirsin der ama onu dinlemez. Sonra papaz gider. Ona asılmayı bekliyordur.
|