|
Romanda olayın anlatımı 16 Kasım 1992 tarihinde Olga'nın güncesiyle başlıyor. Olaylar geriye dönüş metoduyla, 1. Teklik şahıs ağzıyla anlatılmıştır.
Olga, kahve tüccarı bir babanın Alman asıllı bir Yahudi'nin kızıdır. Çocukluğu ruhsal çekişmeler, bocalamalar içinde geçmiştir. Gençliğinde istediğini yaşayamadığından yakınmıştır. Bunu da ailesiyle arasında olan kopukluğa bağlamıştır. Dini yönden de bir bocalama içinde kalmıştır. Rahibe okuluna gitmiş olmasına rağmen, bu dininde etkili olmamıştır. Olga klâsik liseye gitmiştir. Liseyi bitirdikten sonra üniversiteye gitmek istemesine rağmen gidememiştir. İçinde yaşadığı çalkantılar, çevresiyle uyum içinde olmasını önlemiştir. Erkeklere karşı fazla bir şey hissetmez. Bu yıllarda iler ki hayatında da etkileri görüleceği gibi, doğaya yönelir. Tabiatta gezintiler yapmaktan çok hoşlanır, özellikle de tabiat sevgisiyle kitap okuma sevgisi onun günlerini doldurmuştur. Hemen hemen her gün kütüphaneye gider. Yunan ve Lâtin dillerinde özel dersler verir.
Olga 27-28 yaşlarındayken babası felç olur. Bu olay Olga'nın hayatını büyük ölçüde etkiler. Babasının rahatsızlığı dolayısıyla şirket İtalyan asıllı Augusto adlı bir şahsa devredilir. Olga ve Augusto'nun tanışmaları da bu vesileyle olur. Olga ilk başta Augusto'dan pek hoşlanmaz. Daha sonra Augusto Trieste'deki evlerine sık sık gelir. Beraber doğada yürüyüş yaparlar Augusto'nun Olga'ya gösterdiği ilgi sonucu 1940 yılında Haziran ayında evlenirler. Düğünleri sade bir tören şeklinde olur. Evlendikten kısa bir süre sonra İtalya savaşa girer. Aguilo'da Augusto'nun ailesinin evine taşınırlar. Olga git gide kendini yalnız hissetmeye başlar. Artık Augusto Olga'ya eskisi gibi ilgi göstermemekledir. Olga evin içinde kendini her şeyden uzak hisseder. Augusto'nun tek uğraşı böceklerle ilgilenmektir. Bu durum Olga'dan uzaklaşmasına neden olmuştur. Olga bu yalnızlık içinde, sık sık dışarıya gezintiye çıkar. Ancak bu şekilde biraz rahatladığını düşünür. Olga ve Augusto arasındaki kopukluk git gide artmaya başlar. Bir süre sonra odalarını da ayırırlar. İtalya'da savaş hâlâ devam etmektedir. Savaşın beşinci senesinde Trieste bomba düşer. Olga'nın ailesinin evi tamamen yanmıştır. Bu olay üzerine Olga ve kocası Tireste dönerler. Olga yalnızlığını unutabileceği bir uğraş ister. Çocuğunun olması için Pornetto kaplıcalarına gider. Orada Ernesto ile tanışır. İlk görüşte Ernesto'yu beğenmez. Ancak sonraları aralarında bir ilişki doğar. İkinci kez kaplıcalara gittiğinde, Ernesto'dan gayri meşru şekilde İlaria'ya hamile kalır. Augusto'yu sahte kan tahlili raporları ile kandırır. Augusto İlaria'nın kendi çocuğu olduğuna inanır. Bu sırada Olga'nın babası, Olga'nın hamileliğinin altını ayında ölür. İlaria doğduğunda Ernesto, Olga'yı uzaktan izler. Her gün gördüklerini Olga'ya mektup göndererek anlatır. Ernesto'nun bir ağaca çarpıp öldüğünü bir gazete sütunundan okuyup öğrenince buhrana girer. Kızına ve Augusto'ya ilgi göstermez.
İlaria çocukluk yıllarında Augusto akıl dengesini yitirmeye başlamıştır. Bir zaman sonra kalp krizi geçirir. Hastaneye kaldırılır. Ölmeden önce İlaria'nın kendi kızı olmadığını anladığını "İlaria'nın elleri bizim aileden kimsenin ellerine benzemiyor." diyerek fark ettirir. Augusto'nun ölümünden sonra Olga yine içine kapanık, sıradan bir hayat yaşamıştır. Olga kendi çocukluğunu ve gençliğini baskı altında geçirdiği için kızını serbest yetiştirmek istemektedir. Zaman ilerledikçe Olga kendisini kızının yanında güçsüz hissetmeye başlar. Adeta İlaria'nın sözleri altında ezilip gider.
İlaria'nın yaşı ilerledikçe annesiyle arasındaki kopukluk daha da artar. Sürekli arkadaş çevresinin sözünü dinlemeye başlar. Yetişkinlik yıllarında İlaria üniversiteyi Padova'da Edebiyat Bölümü'nde okur. Burada farklı gurupların içine girer. Devrimci propagandayla uğraşır. Annesini küçük görmeye başlar. Sürekli annesinden para ister ve ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamadığı zaman annesine kızgınlık ve nefret verir. Bu durumu düzeltmek için kızının yanına gider. Ona yaklaşmaya çalışır, fakat başarılı olamaz. Kızının değişmiş olduğunu görür. İlaria Türkiye'ye geziye gider ve burada gayrı meşru bir ilişki sonucu hamile kalır. İlaria psikolojik olarak zor durumlara düşer ve tedavi görür. Ancak tedavi gördüğü doktor düzenbazın tekidir.
Doktor İlaria'yı tamamen kendisine bağlar ve ona çeşitli senetler imzalatır. İlaria büyük bir borç içerisine girer. Annesinden yardım ister. Ancak Olga İlaria'ya bu konuda fazla bir yardımda bulunamaz.
Yine bir gün Olga ve İlaria, İlaria'nın borçları yüzenden kavga ederler. Kavga sonucu Olga, İlaria'ya Augusto'nun gerçek babası olmadığını söyler. Olga ve İlaria tartışırlar ve Olga'nın evini İlaria terk eder, bir trafik kazası geçirerek 32 yaşında ölür. Olga İlaria'nın Augusto'nun gerçek babası olmadığını öğrendikten sonra ölmesine çok üzülür. Üstelik baba-kız aynı şekilde bir ağaca çarparak ölmüşlerdir. İlaria'nın ölümünden sonra Olga torununu yanına alır. Torunu A.B.D'ye gidene kadar birlikte yaşarlar.
Olga'nın artık kimsesi kalmamıştır. Sürekli torunuyla geçirdiği günleri ve eski yaşantısını gözden geçirmektedir. Torunundan kalan bir gül ve torununun köpeği Buck ile kendini avutmaya çalışır.
|