|
Dede Korkut, kendi adıyla anılan hikâyelerinin yazarı bir ozandır. Korkut Ata adıyla da bilinir. Gerek yaşadığı dönem ve gerekse hayatı üzerine yeterli bilgi yoktur. Ancak hikâyelerinden çıkarılan bilgilerle, her hikâyede ortaya çıkan Dede Korkut'un, bunların yazarı olabileceğine inanılmaktadır. Dede Korkut Hikâyeleri'nin asıl adı Kitabı Dedem Korkud Alâ Lisanı Taife-i Oğuzan'dır (Oğuz Boyunun Dili ile Dedem Korkut Kitabı ya da 2001 yılında yayımlanan yayınlarda belirtildiği gibi Dede Korkut Oğuznameleri'dir. İçinde bir önsöz ile on iki hikâye vardır. Bu hikâyeler Oğuz Türkleri arasında geçer.Hikâyeler bir destanın parçaları gibidir. Hikâyelerin geçtiği mekânlar, Azerbaycan ile Kuzeydoğu Anadolu'da Akkoyunlular'ın egemen olduğu yörelerdir. Karadeniz kıyılarında Trabzon ve Bayburt, güneyde ise, Diyarbakır ve Mardin dolaylarıdır. 14. yüzyıl sonları veya 15. yüzyılda yazıya geçirilmiş olduğu sanılmaktadır. Arap harfleriyle yazılmıştır, ilk nüshası (basılanı) Dresden Kütüphanesi'ndedir ve 1815'ten beri bilinir. Oradan kopya edilen ikincisi Berlin Kütüphanesi'ndedir. Sonraki yıllarda Vatikan'da da bir baskısı bulunmuş (1950), İtalyancaya çevrilerek (1951), Ettore Rossi (1894-1955) tararından 1952'de yayımlanmıştır. Almanca çevirisinin kitaplaşması da 1958'e rastlar. Bunda ise, altı hikâye vardır. Dede Korkut Hikâyeleri, 19. yüzyılın sonlarından başlayarak edebiyat dünyasının ilgisini çekmektedir. Ülkemizde ilk baskısı 1919 yılında Kilisli Muallim Rifat (1876-1963), (1934'te Bilge soyadını almıştır) tarafından İstanbul'da yapılmıştır. Daha sonra çeşitli araştırmalara konu olmuş, üzerinde yorumlar yapanlar çoğalmıştır. Bunlardan Orhan Saik Gökvay (1802-1994), Muharrem Ergin (1925-1995) ile Erdal Öz, Adnan Binyazar, Akan Gökalp, Semih Tazcan-Hendrik Boeschoten'in çalışmaları büyük önem taşır. Edebiyatımızdaki Yeri Kimi yazarlar Türk edebiyatının ilk metinleri, ilk kaynakları olarak Dede Korkut Hikayeleri'ni gösterir. Bu yönüyle tarihsel önemi büyüktür. Yazıya geçirildiği dönemin Anadolu Türkçesini günümüze getiren Dede Korkut Hikâyeleri, kültürümüzün başlıca eserlerinden sayılır. Bu hikâyeler, yalnızca dil ve edebiyat alanında değil, aynı zamanda varolduğu yüzyılın felsefesini, dinî inançlarını, doğa güzelliklerini, çocuk eğitimini, su, at, ağaç ve kuş sevgisini; yöneticilerin adalet duygusunu, inşam insan yapan erdemlerini ortaya koymaktadır. Bütün bunlarla da yalnızca bir hikâye kitabı değil, kültür tarihimiz bakımından da önemli bir eserdir. Dede Korkut Hikâyeleri'ne "hikâye" dendiği gibi, "destan", "türkülü hikâye", "masal", "destanı hikâye" gibi adlar da verilmiştir. Oğuzlar'ın göçebe bir yaşam sürdüğü, kendisine bağlı beylerin barışta ve savaşta neler yaptığı, bu hikâyelerde anlatılır. Buna göre Oğuzlar, 13. Yüzyılda Anadolu'ya gelmişler, gelirken de tüm destan ve mitoloji varlıklarını da taşıyarak, bir destan yaratmışlardır. Bu destan, 14. Yüzyılın sonuyla 15. Yüzyılın ilk yarısında alp ozan Dede Korkut'un diliyle gün ışığına çıkmıştır Hikâyelerinin Özeti Kitaba, Dede Korkut Hikâyeleri denilmesi, her hikâyede ortaya çıkan alp ozan Dede Korkut'un, bir halk filozofu gibi, hakanlara akıl vermesinden, çocuklara ad koymasındandır. Bunu dualarıyla tamamlar. Bu hikâyelerin hemen hemen hepsinde savaş konulan dile getirilir. Kitabın asıl adı Oğuz Boyunun Dili ile Dede Korkut Kitabı (Kitabı Dede Korkut Alâ Lisan -ı Taife-i Oğuzan)'dır. Kısa bir önsözle birlikte on iki hikâye vardır. Önsöz, Dede Korkut'u tanıtır. Savaş konularını dile getiren bu hikâyelerin hepsi, şiirsel ve destansı bir anlatıma sahiptir. Türkler, Müslüman olmadan önce meydana getirilen bu hikâyeler, daha sonra Müslümanlığın kabulüyle beraber değişikliğe uğramıştır. Ağızdan ağıza anlatılarak halk arasında yayılmış, sonra bir dinleyen bu hikâyeleri yazmıştır. Yazıya geçirilen bu hikâyeler günümüze ulaşmıştır. Günümüzde Anadolu'nun bazı bölgelerinde Dede Korkut Hikâyelerinden "Bamsı Beyrek", "Tepegöz" ağızdan ağıza anlatılır. Kitapta bulunan hikâyelerin her biri başlı başına bir bütündür. Her hikâyenin sonunda ortaya çıkan Dede Korkut, Oğuz beyleri ile boylan üzerine kopuzla (saz) söylediği dualı destanlarla hikâyesini bitirir.Hikâyelerde "İç Oğuz -Taş Oğuz", "Dirse Hanoğlu Buğaç" Oğuzlar'ın kendileri arasındaki savaşları anlatır. "Bamsı Beyrek", "Kanturalı" birer aşk macerasıdır. "Tepegöz" ile "Deli Dumrul" tabiâtüstü güçlerle olan savaşımı, geriye kalan altı hikâye de Oğuz beylerinin kuzey ve batıdaki düşmanlarla olan mücadelesini anlatır. Hikâyelerin dili yalın bir Türkçeye sahiptir. Her olayın tasvir edilmesi nesir (düzyazı), olayda geçen kişilerin konuşması nazım (şiir) yoluyla kaleme alınmıştır Dede Korkut Üzerine Çalışmalar Dede Korkut üzerine ilk çalışmayı 1916'da Kilisli Muallim Rifat başlatmıştır. Daha sonra 1938 yılında Orhan Saik Gökyay, bu çalışmayı yeni bir noktaya taşır. Daha sonra (1973) Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Kültür Yayınları, geçtiğimiz yıllarda da Kültür Bakanlığı Yayınları arasında yer alır. Gökyay'ın bu çalışması, çok geniş bir inceleme yanı sıra, hikâyelerin bugünkü dile uygulanmış biçimini kapsamaktadır. Bu alanda Muharrem Ergin, Fahrettin Kırzıoğlu, Prof. Dr. Faruk Sümer, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan, Suat Hizarcı, Pertev Naili Boratav, Cevdet Kudret, Adnan Binyazar, Erdal Öz, Atan Gökalp, Semih Tezcan-Hendrik Boeschoten ile sınırlı sayıdaki yazarın çalışmaları bulunmaktadır.Yapılan çalışmalar, Dede Korkut'ta yer alan "Bamsı Beyrek", "Tepegöz" ve "Deli Dumrul" parçalarının Homeros'un ünlü destanı Odisseia'daki bazı temalar ve bazı parçalar arasında benzerlikler olduğunu ortaya koymaktadır.
|