|
Romanın Başlıca Karakterleri
Kâmil Bey: Vezir Selim Paşa'nın tek oğlu, zengin.Nermin: Kâmil Bey'in eşi.Sabriye: Nermin'in hala kızı, uçan, dul.Ayşe: Kâmil-Nermin çiftinin kızları.Nedime: Karadayı dergisini çıkaran Kuvayı Milliyeci Hanım.İhsan: Galatasaray'dan Kâmil Bey'in arkadaşıSör Henri: Kâmil Bey'in Musul'daki topraklarını almak isteyen İngilizÖğretmen Ramiz: Kâmil Bey'in hapishane arkadaşı.Fatma Hanım: Cerrahpaşalı bir halk kadını,Öğretmen Ramiz'in eşi.
Esir Şehrin İnsanları, Birinci Dünya Savaşı sonuçlarının 'esir' ettiği insanlarla, savaşın özel olarak yarattığı insanlar arasındaki çelişkileri yansıtır.. 1920-21 yıllarında, işgal altındaki İstanbul fotoğrafı şöyledir: Bir yanda Anadolu'daki oluşuma destek veren insanlar, bu insanların yenilgiyi kabul-lenmeyip karanlığın içinden aydınlığa ulaşma umut ve çabalan; öte yanda savaş firsatçılar, düşmanla işbirliği yapanlar...
Esir Şehir İstanbul'dur.
Romanın başkahramanı Kâmil Bey, Abdülhamit'in en zengin vezirlerinden Selim Paşa'nın tek çocuğudur. Genç yaşında çok büyük bir mirasa konar, bundan güç alarak, (Kemal Tahir'in anlatımıyla) her şeyde -aile reisliğinde bile- gerçek amatör ölçüleriyle onurlu yaşamaktadır. Tutumlulukta -eli açıklıkta, ataklıkta- ihtiyatkârlıkta, gururlulukta -alçak gönüllülükte, hatta sevgide-düşmanlıkta amatör sporcu doğruluğuyla davranır, hangi zor altında bulunursa bulunsun, bu ölçüyü bozmayacağına güvenir.
Kâmil Bey, 1914 Ağustos başlarında savaş patladığı zaman karısıyla birlikte Saint Tropez'de, bir İspanyol prensi ahbabının yanındadır. Karısı Nermin, dört aylık gebedir. Bir Osmanlı vatandaşı olarak iki gün sonra Madrit elçiliğine ne yapması gerektiğini sormak için gider. Elçi, babasının arkadaşı çıkar. "Sen benim elimde doğdun" der. Onun Fransızcayı Parisli bir kadının da yardımıyla Galatasaray'da anadili gibi öğrendiğini, Oxford'u bitirdikten sonra İtalya'da yıllarca resme çalıştığını, İspanyolcayı da okuyup rahatça konuştuğunu hatırlar. Sözü uzatmadan ondan kutsal vatan görevi için 'elçilikte tercüman olarak çalışmasını' ister. Savaş yıllarını Madrit'te geçiren Kâmil Bey, para sıkıntısı çeker. Sonunda savaş bittikten sonra bir gemiyle İstanbul'a dönerler. Kâmil Bey'in karısı Nermin de zengin bir paşa kızıdır. Tacettin Paşa çok zengindir, ama bir kusuru vardır; aşırı kumar tutkunudur. Bu tutkusu onun hayatına malolur. Öldürülür. Böylece Nermin yirmi yaşından sonra yoksullukla tanışır. Babasının alacaklılan evlerine saldırıp ne var ne yok hepsini ellerinden alırlar. Kâmil Bey İstanbul'a dönünce düşmanla iş yapan halasının kocası yüzünden Bağlarbaşı, Çimen Sok No 33 numaradaki köşke yerleşir... Kâmil Bey'e kalan onca servetin kimi yok pahasına satılmış, kimi İstanbul'da sıkça çıkan yangınlarda kül olmuştur. İki dükkânla bu köşk kalır kendisine. Köşk de harap haldedir. İstanbul'a gelince ilk işleri burayı tamir ettirmek olur. Kâmil Bey tamir işini bizzat yürütür. Bu süre içinde de düşünme fırsata bulur. Çünkü Anadolu'da Kuvayı Milliye direnişleri başlamıştır.
Kâmil Bey, bir gün tramvay beklerken Galatasaray Sultanisinden sınıf arkadaşı 116 Ahmet, onu bulur Kendisini aradığını söyler. Uzunca konuşurlar. Ondan yapmalarını istedikleri bir iş vardır. 219 İhsan'ın dergi çıkaran eşi Nedime Hanım'a yardım etmesidir. Önce mahpushanede tutuklu olan İhsan'ı görmeye giderler. Ve Kâmil Bey dayanılmaz yalnızlıktan kurtulur. Kendinin bir işe yaradığına sevinir. Nedime Hanım'ın Karadayı adlı halk gazetesinde işe başlar. Gelişen olaylar içinde yer alarak Anadolu'ya belge gönderme işinden tutuklanır.Bu tutuklanışının İngiliz Sör Henri'yle de ilgisi olabilir. Çünkü halasının kocasıyla iş yapan Sör Henri Kâmil Bey'e Musul ve Kerkük'teki topraklarının kendisine satılması için baskı yapmaktadır. Orada İngilizler kuracağı yeni devletle orada mal mülkü olanlar bir anda zarara gireceklerdir. Bu işten zarar görmesini istemediği için de kendisine faydası olsun diye Kamil Bey’e baskı yapar. Bunu centilmence bir tehdit biçimine de getirdiği olur. Bununla sonuç alamayınca halasının kocasıyla, halasıyla, Sabriye'yle hatta karısı Nermin'le bu Musul'daki toprakların satılmasını ısrarla ister. Kamil Bey de onca parasızlığına rağmen satmamakta kararlıdır. Tutuklanma olayı yalnızca kendisine değil, Nedime Hanım'a da yöneliktir. Çünkü Karadayı dergisinin doğru haber vermedeki işlevi yanında Milli Mücadele işbirliğini yürütmede de işlevi vardır.Bunun için de İhsan Bey tutuklanırken, bu kez işi eşi Nedime Hanım yürütmektedir. Şehir esir edilirken, baskı üzerine baskı gelir. Mahkeme henüz sonuçlanmadan. Bir gün tutuklu bulunduğu Bekirağa bölüğüne, kendisine gelen bir ziyaretçiye götürülür.
Paşa hazretleri, Kâmil Beyi ayakta kabul buyurdular. "Buyrun" demediklerinden, el uzatmadıklarından, oturacak yer de göstermediklerinden, görüşme Kâmil Bey için kötü başlamış oldu. Paşa hazretleri, orta boylu bir adamdı. İlk bakışta, haksız olarak, öfkeli, belki de çok kibirli zannedilirdi. Oysa, sesi yorgundu:- Merhum Selim Paşa hazretlerinin oğlu Kâmil Bey siz misiniz?- Evet efendim!- Merhum pederinizle eskiden beri dost idik.- Karşılık bekler gibi durdu:-Bir kere sizin koruda ava gelmiştim. Sizi orda gördüğümü hatırlıyorum. O zaman on yaşında kadardınız. Bir de Flober tüfeğiniz vardı. Kâmil Bey, hatırlamak gayretiyle gözlerini kırpıştırdı. Koruya her zaman bir sürü tanımadığı insan gelmişti. Paşa hazretleri, başını salladı:- Hatırlayamazsınız! Dini bütün, sakin, padişahımıza bağlı bir zattı. Başınıza gelenleri görmüş olsaydı kederlenirdi. İnanınız...- Bir el işaretiyle Kâmil Bey'i susturdu:- Padişahlığın hepimizce kutsal bir makam olduğuna inanıyor musunuz?- Evet.- Hilafetin imparatorluk için büyük önemini kabul eder misiniz?- Evet.- Şu halde, artık yanıldığınızı kabul etmeniz gerek...Tuttuğunuz yol, inandığınız değerlere zarar veriyor.- Tersine paşa hazretleri, ben sanıyordum ki...- Zanneden hata eder. Yanılıyorsunuz. Anadolu'da, padişahımızın, halifemizin istekleriyle iradeleriyle taban tabana zıt işler hazırlanıyor. Siz bunları elbette bilemezsiniz. Mazur görülmeniz de bundandır. Ben, olayların içyüzünü iyi bilen bir baba dostu sıfatiyle sizi aydınlatmak istedim. Yanılıyorsunuz oğlum!- Ben büyük bir cinayet işlemiş değilim ki efendim! Belki bir hata ettim. Fakat bu da nihayet yarım kalmış bir hatadır. Sizi temin ederim, sandığın içinde öyle önemli kâğıtlar olduğundan haberim yoktu. Bir daha da böyle işlere karışmayacağım. Beceremeyeceğim de meydanda...- Aferin! Ben zaten anlaşacağımıza emindim. Şimdi sizden devlet, millet adına yardım istiyorum. Sizi bu felakete sürükleyenler cezalarını çekmelidirler..- Beni bu felakete sürükleyen zaten cezasını çekti efendim... Ahmet Bey...- Ahmet Bey'i bırakınız .." (s.399-401)
Kâmil Bey'den istenen bu kez de Nedime Hanım'ı ele vermesidir, korumaktan vazgeçmesidir. Ama yaptıramazlar. O bir şövalyedir artık. Nedime'yi hapse atma istekleri kursaklarında kalır. Nedime "Karadayı" gazetesinin yönetmeni olarak Anadolu'daki Milli Mücadeleyi desteklemektedir. Kâmil Bey her şeyin bilincindedir. Mahkeme Anadolu'ya planlar kaçırma suçundan tutukladığı Kâmil Bey'i 7 yıl hapse mahkûm eder. Şimdi o yalnızdır ama içinde gizli bir sevinç uyanır.
|