Felsefe

Fotoğraf

Cemo-Kemal Bilbaşar PDF Yazdır e-Posta
Roman - Roman Özetleri

Romanın Başlıca Karakterleri

Cemo: Cano ile Kevi'nin yiğit ve güzel kızı.Cano: Cemo'nun babası. Korkusuz, yiğit, Şıh Sayıtin başkaldırmasını bastıranlardan. Annesiz kalan Cemo'yu yetiştirir.Kevi: Cano'nun kaçırdığı eşi, Cemo'nun annesi.Memo: Yiğit biri, Cemo'nun eşi.Şıh Sayıtlı Sorikoğlu: Şıh Sayıtın oğlu. Cemo'yu almak isteyenlerden.Senem: Memo'nun ilk sevgilisi. 

Romanın başkahramanı Cemo'nun yaşamı, babası Cano, kocası Memo tarafından anlatılır. Böylece roman iki farklı dille anlatılarak tamamlanır.

Değirmenci Cano Anlatıyor

Cano'nun Cemo'yu masalsı, destansı bir tanımla­ması vardır: "Cemo'yu ben büyütmüştüm. He vallaha. Anasız büyütmüşüm hemi de onu. Kör etmemişim, topal etmemişim. Dişi kurt kimi (gibi) yavuz, ceyran kimi tez ayak etmişim. Gözüm kimi korumuşum, sözüm kimi sakınmışım. Anasından yadigâr idi bana. Hık demiş burnundan düşmüş anasının. Kara saçları gök ışıltılı idi. Anasının saçları kimi. Kömür gözleri ocak alevi kimi yanardı. Dudakları Şirvan narından kırmızı idi. Gülünce inci dizileri dökülecek sanırdın ağzından. Kaşları çatıldı " mı, hançer olup yüreğine saplanacak, diye korkardın. Dişi bitmemiş yetim kaldı anasından. Ufacık, kara bir kuzu kimi emekler buldum savaş dönüşü. Ama ceyran İçimi timarlı canavar İçimi yabani yetiştirmişim onu. Derisini gülden yumuşak, bileğini çelikten sert etmişim, "(s.13)

Cemo'nun anası beg kızıdır. Cano ise, dokuz köyün insanı gibi, beg kapısında kul'dur. Beg'in en gözde kulu Cano'dur. Beg'in her önemli işini o yapar. Çünkü o dağdan yel gibi at sürüp inebilir, uçan kuşu vurabilir, sanlık hayvanları hayduda kaptırmadan panayıra götürebilir, esrar kaçırırken zaptiye izi süre­bilir, komşu beginin şal yüklü, şeker yüklü ayıngacı kervanını basabilir.. "Zorlu iş olanda beg, ilkin beni çağırırdı. Sırtımı okşayıp: - Göreyim seni Cano! Demesi yeterliydi." (s.14) Cano'nun begi çok önemli bir görev verir. Birkaç ay önce çeşitli armağanlar gönderip (...) beginin kızı Kevi'yi ister. Ancak armağanları Kevi'nin begi kabul etmez geri gönderir. Kevi'yi isteyen başka begler de vardır. Bunun için kul tayfası meydana çıkıp begleri eğlendirmeye çalışırlar. Cano'nun beginin payına da hergele yetişmiş deli bir aygıra kolon vurmak düşmüş. Ama bundan hem aygır, hem de Cano'nun begi yaralı çıkmış. İlcisi de birbirinin kulağını ısırmış. Buna eğlenceyi izleyenler çok gülmüş. Üstelik Kevi'yi de düşmanları (....) beginin topal oğluna ver­mişler. Çarşamba günü gelini (...) alıp (.....) götüre­ceklerini söyler. Kendisinden 'ününe sürülen bu lekeyi temizlemesini' gelini alıp buraya getirmesini ister. Cano, emri alır, çarşambayı bekler. Planını yapar. Gelin alayı istediği kesime gelince adamlarına işareti verince ortalık karışır. Önden arkadan başlayınca kuşatma gelin alayı neye uğradığını şaşırır ve herkes canını kurtarmaya bakar. Hatta begin oğlu topal elini bırakıp kaçarken, o ana kadar oturan Cano, öyle bir davranış beg oğluna yakışmaz deyip vurur. Sonra gider gelini almaya gider, mahfeli bir ata bmdirilmiş gelinin atı bu kargaşa sırasında ürker ve ormana doğru kaçar, Cano da peşindedir. Sonunda yakalar, gelini alır terkine bindirir ve dört nala ormana dalarlar. Ormanın içine koşar da koşar at. Adamlarını terketmiş, begin emrinin dışına çıkmış, sanki Kevi'yi kendisi için kaçırmıştır. Cano'nun boğazı kurur, bir su sesi duyunca durur. Atından iner at bir ağaca bağlar, suyu kana kana içer. Ancak bu arada Kevi, atın dizginlerini ağaçtan çözer, ormanın içine doğru sürer. Cano güler buna bir ıslıkla at yerinde durur. Çağırınca da (Ceyranı) yanı­na gelir. Kevi de Ceyran gibi Cano'ya alışır. Üç yıl dağlarda gezerler. Üç yıl begin adamları onun izini sürerler. Sonra bir gün bırakınca, herhalde artık yoruldular sanır. Ama sebep başkadır. "Başlarının derdine düşmüş şıhlar, ağalar, begler. Köy köy dolaşan bir hocadan öğrendim: Urum diyarında bir paşa türemiş. San saçlı, gök gözlü bir civanmış. Kâfirle birlik olan Osmanlının zalim padişahına büyük cenk açmış. Zorlu döğüş olmuş. Karşı karşıya gelende bir kılıç çalmış, ikiye biçmiş Padişahı yiğit paşa. Onun sayesinde temizlenmiş memleket kürfardan. Ellerinde tutsak olan Halife'yi de kurtarmış. Kadın erkek, çoluk çocuk, tüm Osmanlılar 40 gün 40 gece düğün-dernek etmişler. Çok geçmeden paşa, bizim şıhlara, ağalara, beglere de haber salmış:

- Ey Kayılar! Demiş. Bundan böyle uğnlık, ayın­gacılık yapmayacaksınız, demiş, fakire zulmetmeye­ceksiniz, zengini, fakiri bir tutacaksınız, siz düşünün gayri, demiş. Ordumla üzerinize varır, padişah gibi sizin de hanumanınızı söndürürüm, demiş. Şıhların. ağaların bir bölüğü armağanlar yollamış, aman dilemiş. Bir bölüğü de baş kaldırmış. Bizim beg de kafa kaldıranlardanmış.Bunu duyanda, hocanın ellerine sarıldım, öptüm:

Bundan böyle ben o Paşanın kuluyum, dedim. Gözüm helal, canım helal. Ona baş kaldıranlara pes dediresiye dek Paşaya hizmet boynuma borç olmuş­tur.Hoca sırtımı okşadı:

- Öyleyse, dedi, Şıh Mahmud'a var git, benden selam et! Seni de gönüllü yazsın, "(s.20) Cano denileni yapar. Bir gün bir emir gelir ki, Kevi'yle vedalaşamadan isyanları bastırmak üzere gider. Şıh Sayıt ve adamlarının ve otelcilerin isyanı bastırılır. Bir isyandan ötekine, derken dönüşü uzar. Döner ki bir de ne görsün, Kevi yok. Günlerce arar, sorar yok. Çaresiz, o da Cemo'sunu alır, Karga Düzü köyünün değirmenine yerleşir. Hem Cemo'yu istediği gibi yetiştirir, hem de buğday öğütür. Cemo'yu görmek için değirmene gelenlerin çoğalır. Gelenlerden begler heybe heybe altın getirip Cemo'yu satmasını isterler. Bunlardan biri de Şıh Sayıtlı Sorikoğlu'dur. Onu baştan reddeder. Öteki isteyenlere geleneği hatırlatır. Yarışta kazanan, der. Bunun üzerine ne Şıh Sayıtlının oğlu gelebilir, ne de onun korkusundan onun köy­lerinden olanlar. Yalnızca Karga Düzü köylüleri gelirler. Aralarında yansırlar. Son kalan Cemo'yla yarışacaktır. Kalan Cemo'ya yenik düşer. Tam yok mu aranızda bir yiğit diye seslenirken yeri göğü titreten yanında canavar gibi bir dişi kurdu sürüyerek getiren Memo görünür. Cemo, kavgasız Memo'ya satılır. Çünkü yiğittir, Cano da kızını korkutan bir yiğide gitmesinden memnun olur. Cemo'yu terkisine ahr yola koyulur. 

Cemo'nun Kocası, Çancı Memo Anlatıyor

Memo da yetimdir. Bitlis, Diyarbakır, Muş taraflarındandır. Çan yaparak'hayatını kazanmak­tadır. Dayısı ona çan yapmayı, saz çalmayı, savaşmayı öğretmiştir. On sekizindeyken gönlünü Senem'e kaptırmıştır. Senem Dersim ağalarından birinin kızı. Senem'i dengi olmadığı için alamamıştır. Diyarbakır'da askerliği biterken kaçırmayı düşünmüş, dayısını ölüm haberi gelende ona gidip geldiğinde de Senem'in de öldüğü haberi­ni almıştır. Memo, dayısının ölümünden sonra o diyan terkeder, bu terkediş sırasında Cemo'yla karşılaşır.Memo, Cemo'yu kendi köyüne götürür. Derken Şıh Sayıtlı Sorikoğlu, köylerini satın alır. Halk Sorikoğlu'nun zulmünden bıkar. Memo'nun önder­liğinde Vali'ye şikayet ederler. Vali, her şeyin uygun olduğunu söyler. Memo, askerlikteki komutanına yazarak, yardım ister. Bir zaman sonra köye jandar­malar gelir. Memo'ya komutanlarından haber getirirler. Komutanı Fahri Yarbay, fukara babosudur, duruma el koyar. Bir süre sonra köylerini merkeze dört saat uzakta Çakal Gediği denilen, terkedilmiş bir köye askerlerin yardımıyla taşırlar. Köylünün yarısı Sorikoğlu'nda kalır, öbürleri oraya göçerler. Köylüler, ağasız, beysiz düzeni ilkin yadırgarlar. Sonra yavaş yavaş alışırlar. Elbirliğiyle işleri yürütür­ler.

Memo, baharın gelişiyle bir gün çan satmaya Dersim'e gider. Şıh Sayıtlı Sorikoğlu'nun adamlarının pususuna düşer, vurulur, dövülür bıçak­lanır. Dersim köylüleri onu bulduklarında baygındır, kendi obalarına görürler. Orada Diyarbakır'da kaçır­mayı düşündüğü ilk sevgilisi Senem'i görür ve kendilerinin buluşmasından bir oğlu olduğunu öğrenir. Bir aylık bir bakımdan sonra Memo iyileşm­eye başlar. Köylüler onu yakından tanıyınca obalarına ağa yaparlar. Ama Memo, Cemo'yu unut­mamıştır. Bir gün Senem'i bırakıp Çakal Gediği'ne gider. Daha köye varmadan Şıh Sayıtlı Sorikoğlu'nun köylerinin altını üstüne getirdiğini, yakıp yıktığını birçok köylüyü öldürdüğünü veya tutuklandığını öğrenir. Cano da tutuklananlar arasın­dadır. Cemo yediği tekmelerden çocuğunu düşür­müştür. Şıh Sayıtlı Sorikoğlu kaymakam yardımcısıy­la birlikte hastaneden taburcu edilen Cemo'yu da alarak yayla evine gitmişlerdir. Cemo içki meclisinde oynatılacaktır. Haberi alan Memo, köylülerle birlikte harekete geçer, yayla evini basar. Memo'yu gören Cemo, orada bulduğu iki kazma sapından birini Sorikoğlu'na verir, kendisini savunmasını söyler ve yiğitliğini göstererek, Sorikoğlu'nu döve döve öldürür. Kaymakam yardımcısı da kaçmaya çalışırken avlunun zebil (çöp) kapısından uçuruma düşerek, kaybolur.

Sonra hızla, ahırdaki hayvanlan, tüfekçi odasındaki adamlan dışan çıkarırlar, Sorikoğlu'nun cesedini eve taşırlar, lambalardan yerlere gazyağı dökerek ateşler­ler.Memo, hayvanlardan birine Cemo'yu bindirir. Öteki hayvanlara, kollan bağlı tüfekçileri bindirip yola düzülürler.

Roman, Memo'nun anlatımıyla şu sözlerle sona erer: "Ardımızdan göğe doğru kara dumanlar yükselirdi, önümüzde şafak aydınlığı Zozana'ya yaldız yaldız dökülürdü. Tâ uzaklarda, kariı başını kara duman bürümüş, Dersim dağlan görünürdü." (s. 232)

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle