|
Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu'da dokuz hikâye bulunuyor. Bunlardan kitaba adını veren hikâyenin kahramanı bir at. Bu at, yirmi yaşını bitirip, yirmi bir yaşına basmış yaşlı bir çöpçü beygiri olan Kalender'dir. Çalışma bölgesi Şişhane'dir. Yağmurlu bir günde tam yokuşu tırmanırken bir hamalın sırtındaki aynada kendini görür, kişner; ürkmüştür, gemi azıya alınır. Geri geri giden çöp arabasıyla yaya yoluna çıkar, bir dükkânın vitrinini gürültüyle indirir. Bu gürültüden büsbütün huylanır, bu kez arabayı dört nala ileri doğru sürer ve bir kazaya neden olur: Hayvana çarpmamak için fren yapan tramvaya, arkadan Artin Margusyan adlı bir zengin otomobiliyle bindirmiştir. Yol trafiğe kapanır. Artin Margusyan hafif bir yara almıştır. Soruşturma için karakola götürülmesi yüzünden iflâs eder. Çünkü aynı gün Brezilya'da Sao-Paulo'da bir şirket, Margusyan'dan bir iş telgraf! beklemektedir. Telgraf gelmeyince, hazırlanan mal, Hamburg'a Abis Morgenrot'a gönderilir: Böylece Kalender'in Şişhane'deki kişnemesiyle ortaya çıkan olaylar yüzünden, birbirinden çok uzakta iki tüccardan zengine felaket, yoksula sevinç gelir.
Haldun Taner'in hikâyeleri konu bakımından zengindir. Bu zenginliği gülmeceyle yoğurarak buna hem bir eleştiri öğesi katar, hem de eserin okunması kolaylaşır. Bazen yazar olarak görüşünü bir kahramanına söyleterek de kendini hikâyenin içinde gezdiririr Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu'da sütçü beygiri, tek başına kalmıyor. Birçok hikâyesinde hayvanlan konu alıyor. Kendisiyle söyleşi yapan Ayça Aktan'ın yaptığı bu saptamaya göre, 'Fraülein Haubold'un Kedisi'nde kedi, 'Memeli Hayvanlar'da inek, 'Şeytan Tüyü'nde Berlin Hayvanat Bahçesi'nin hayvanları, su aygırlanrı maymunlar, zürafalar, flamingolar. 'Sancho'nun Sabah Yürüyüşü'nde bir köpek,'Yalıda Sabah'ın başlangıcı martılar, serçeler, balıkçıllar, kırlangıçlar, karabataklarla bir kuş senfonisi, hikâyenin sonu ise, ekolojik huzurun simgesi bir kaplumbağada noktalanıyor. 'Bir Kavak ve İnsanlar'da baykuş var, ağaçkakan var, serçeler var, ibibik kuşları var. Haldun Taner, gerçekçi bir yazardır. Konularını yaşadıkları ve gözlemlediklerinden çıkarır. Konuları nasıl bulduğu, nasıl yazdığıyla ilgili bir soruya şu yanıtı verir: "Konu aramam. Hareket noktasını, çokluk, başımdan geçmiş veya bizzat tanığı olduğum olaylar oluşturur, ya da herhangi bir söz, bir jest, bir hadise..."(Mustafa Baydar, Edebiyatçılar Konuşuyor, 1953, s. 130) ,
Cevdet Kudret de bu durumu şöyle değerlendirir: "Bu sözler, onun, 'gözlemci gerçekçilik' akımına bağlı bir yazar olduğunu gösterir. Taner'in bu tutumu, bir eleştirmen tarafindan, 'Karşımıza toplum düzenini ilgilendiren ana sorunlarla çıkmadığı', 'yarının dünyasını düşünmediği', 'bir dava adamı olmadığı, onun için de konularını belli bir amaç için seçmediği' (Vedat Günyol, "Yağmur Altında Yeni Bir Şey Yok", Dile Gelseler, 1966, s. 192-193) yolundaki görüşlerle eleştirilmiştir. Bir hikayecinin başarılı olması için, mutlaka 'bir dava adamı olması, konularını belli bir amaç için seçmesi' gerekmez. Bir hikâye eğer başarısızsa, onun nedenlerini başka yerlerde aramak gerekir. Kaldı ki, Taner, başka bir konuşmasında: 'Toplum meseleleriyle ilgilenmeyen edebiyat, bence, eksik, güdük bir şey olur. (...) Elini eteğini toplumdan çekip fil dişi kulesinde kozasını ören sanatçı tipi... modası geçmiş bir yaratıktır. (...) Sadece söz cambazlıkları, üslup ustalıkları, biraz da psikoloji ile hiçbir iş görülemez..." demiştir. Nitekim yazarın kimi hikâyeleri toplumsal adaletsizlik, görgüsüz yeni zenginler, varlıklı sınıfların şımarıklığı gibi temalar üzerine kurulmuştur." (Cevdet Kudret, Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman, cilt 3, İstanbul 1990, s.356-357)
|