|
Sabahattin Kudret Aksal'ın Gazoz Ağacı kitabında on öykü var. 1954 Sait Faik Hikâye Armağanı kazanır: "Gazoz Ağacı"nın yanı sıra, "Yaralı Hayvan" ile "Ötesi" adlı hikâye kitapları da"Öyküler"de bir araya getirilmiştir. "Gazoz Ağacı"nca ilk öykü "Bir Dostluk"tur. Birbirine tutkun ama yasak ilişkinin irdelendiği bu hikâyede erkek "öyle bir dostluk ki nelerle karşılaşırsak karşılaşalım kaybolmasın. Birçok şeye karşı gelmesini bilsin. Akla gelen, gelmeyen birçok şeye." (s.12) derken, kadınsa onun için 'çocuk' diye düşünür. Çünkü onun aklında bir başka erkek vardır."Hayriye Hanım" öyküsünün kahramanı Hayriye Hanım, sabaha karşı ölür. Böyle ölümler yazan hep duygulandırır. Hayriye Hanım'a da üzülür. Çünkü Hayriye Hanım, duldur, kendi halinde, sessiz yaşayan biridir. Cenazesine kendi yaşlarında, olan bir adam katılır. Yazar bunu Hayriye Hanım'ın eski kocası olarak hayal eder. Adam tören bitince, hiç kimseyle de konuşmadan ayrılır. "Geceye Doğru" Refik Bey ile Nazime Hanım'ın tekdüze hayatının farklı bir gününü yansıtır. Refik Bey her akşamüstü eve gelince, karısının hava raporu sorar gibi, "Hoş geldin bey", "Ne var ne yok bakalım" demesi, Refik Bey'in de yıllardır "İyilik Nazime", "Sıcak, çok sıcak" diye yanıtlaması sürüp giderken Refik Bey, o gün odasına çekilir, kapıyı kapatıp, içeriden de sürgüleyerek, ömrünü bir film gibi gözden geçirir; emeldi olmuştur! "Büyükannenin Ölümü"nde Büyükannenin hastaneye yatınlışının duygulanımları anlatılır. Yazar için "eşyada duygu aramak, önüne geçilmez bir alışkanlık "tır.
"Bizim Olan Sokaklar"da yazarın çocukluğunda dolaşmaya doyamadığı sokaklardan söz edilir. Onları çok özler. Dünyayı tanımanın on altı, on yedi yaşlarda olabileceğini, bu yaşlarda bu kentler ve sokaklarla zenginleşir, der. "Sokaklar, unutulmaz yaz gecelerinde, kadınları, uykusuzluğu, özgürlüğü, yaşama sevincimizi bulduğumuz sokaklar, söylediğim gibi şimdi de her akşam geçtiğim sokaklar tabi; ama bana artık bir yaz gecesinde başımı alıp yürümek isteğini vermiyor, (s. 42)
"Meydan", İstanbul'un küçük semtlerinden birindedir. Yazar, geciken Boğaz vapurunu beklemektedir. Vapuru beklerken tatlı düşler kurmaya başlar. "Beraber olduğunda yalnız kalmayı özlediği" bir kızı düşünür. Okura da siz de bunu yapabilirsiniz, der. Bir yağmur damlasına bile ilgi duysanız, bu yeterlidir. Gördüğünüz insanların kafanızda canlandırdığınız romanlarını kurar, sonra da siz onu okursunuz, önerisinde bulunur. "Sokakta Opera "da yazarın sokağa çıkıp her gün gittiği yoldan farklı bir yol izlemesi anlatılır. Bir yandan da özlediği baharı yaşarken sekiz on yaşlarında bir çocuğun "öyle güzel bir şey söyleyeceğim ki" diye makamla (ahenkle) seslendiğini duyar. Sonra da aynı çocuk "Çelik çomak oynayalım mı?" biçiminde seslenişini sürdürür. Bu Ferihan'dır.
"Çekirdek" öyküsünü yazar bir ay düşünerek yazdığını söyler, sonra değiştirir, bir ay yaşadıktan sonra yazdım, der. Öyküye nereden başlayacağını bilmese de sonunda postaneden telefon eder rahatlar. Sevgilisini Mavi Bira lokantasına davet eder. Gider, ama boşuna bekler Yargıya da yaza kendisi varır: "Yaşamımızda nice öykü başlangıç vardır ki öylece kalmış öyküleşmemiştir. Olmamış çekirdek kalmıştır. İşte bu da o nice başlangıçtan birinin öyküsü".
"Bir Başka Türlüsü", yaşadığı yıllardan bıkan bir insanın yeni yerler özlemesinin, ama ondan da tat alamamasının öyküsüdür: " Caddeye çıkığımda hava kararmış, ışıklar yanmıştı. Ellerim cebimde, yürüyerek eve döndüm. Yorgundum, içimde bütün günden biriken bir tortu vardı. Ağır, tatsız, insanı bir tuhaf eden, her an içime bir bulanıklık verecekmiş gibi bir tortu. Aylarca kurduğum bir başıboşluk gününü, çocukluğumun, ilk gençliğimin şehrinde yaşanacak bir başıboşluk gününü yaşamış, dilediğim tadı almasını becerememiştim. İçimde bir burukluk, tanıyamadığım bir burukluk bulmuştum.
Ne tuhaf, insan yaşadığı günlerden bıkıyor, bir başka türlüsünü yaşamak istiyor ondan da tad almıyor bazan." (s. 61) Son öykü, kitabın da adını taşıyan "Gazoz Ağacı "dır. Çocukların sevdiği şeylerden biri de mahalle bakkalı olduğu anlatılır. Saim'in kahvenin karşısındaki pembe boyalı evin kızına tutulduğu haberi de tüm haberlerin yayıldığı gibi, mahalle bakkallarında da olmak üzere yayılır. Hacı Emin'in kahvesinde günboyu pişpirik oynayan Saim, Melahat'in peşindedir. Saim, ne zaman Melahat pencereye çıkacak diye elindeki kâğıtları görememekte bu yüzden de sürekli oyunda yenilip gazoz paralarını hep o ödediğinden adı "Gazoz Ağacı "na çıkar.
Sonunda bir gün Melahat'la ıssız bir yolda karşılaşır. Elinden tutar. Onun da kendisine ilgi duyduğunu anlar. Bir başka gün Saim, Melahat'i kaçırır.
Bir başka mahalleden bir oda tutar. Artık sabah akşam onunla birliktedir. İlk günler iyi geçer. Saim bir un fabrikasına işe girer. Artık gündüzleri iştedir, geceleri Melahat'ledir. Geceleri sinemaya giderler. Gezerler. Melahat evde oturduğu için gündüzleri sıkılmaya başlar. Bir gün evlerinin altındaki terzi çırağı ustasından gizli orada sigara içmektedir. Onu evin önünde sigara içtiği için azarlar. Çocuk gider. Ama birkaç gün sonra yeniden onu görür. Bu kez yalnızlığını giderdiği için, bir şey demez. Üstelik konuşmaya da başlar. Çocuk abla demesine rağmen, zamanla iyi arkadaş ve sevgili olurlar. Artık gündüz onu da bekler durumdadır. Saim bir gün eski mahallesindeki arkadaşlarından Osman'la karşılaşır. Onu birkaç saatliğine eski mekânlarına çağırır, giderler. Ama o gece dönemez. Ertesi gün çocuk Melahat'in yanına tam girmiştir ki o çıkmak üzere hazırlanmıştır. Amacı gece gelmeyen Saim'i karakola haber vermek, bulunmasını sağlamaktır. Çocuk bundan vazgeçirir. "O seni sevmiyor, düşünmüyorsa, sen ne diye onu düşüneceksin" der. Saim, ertesi gün aynı saatte eve gelir, sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranır. Bu giderek sıkça olmaya başlar, dahası iki gün, üç gün gelmediği günler olur.
Yine böyle günlerden birinde Saim, döndüğünde Melahat'i bulamaz. Melahat kendi eşyalannı da alıp gitmiştir. Acaba gelir mi diye birkaç gün bekler, ama boşuna.... Saim, artık bu mahallede kalmanın anlamsız olduğunu düşünür, eski arkadaşlarına kavuşur. Tabela İsmail, dutluklarından dutları satmış Saim'in de bulunduğu dört arkadaşını yemeğe Sirkeci'ye götürür. Orada yenilip içildikten sonra Beyoğlu'nda kapısında renkli ışıklar yanan bir kokteyl salonunun önüne gelirler. Onlar girmek üzereyken içeriden bir kadınla kalantor bir erkek çıkar. Bu kadın Melahat'tir. Saim "Seninki" diye arkadaşının uyarısını;
"Ne yapalım yahu" der ekler; "Benimkiyse, benimki!" Belki Melahat görmemiştir, belki görüp umursamamıştır, geçip gider.
|