Felsefe

Fotoğraf

Anayurt Oteli-Yusuf Atılgan PDF Yazdır e-Posta
Roman - Roman Özetleri

Romanın Başlıca Karakterleri

Zebercet: Anayurt Oteli'nin kâtibi, ufak tefek, kız gibidir. Yedi aylık doğmuşmr. 33 yaşındadır. Boyu 1.62, kilosu elli dörttür.Zeynep (Ortalıkçı Kadın): Babası anası ölmüş. On yedisinde evlenmiş, kız değil diye kocası geri göndermiş. Sonra karısı ölmüş üç çocuklu bir adama vermişler. Üç ay geçmeden çok uyuyor, diye gönderilmiş. Dayısı otele çalışsın diye getir­miş. Arada bir uğrayıp biriktirdiği parayı alıp gider­miş. Haftada birkaç gece yan odada kalır. Zebercet onunla yatar. Bu ilişki tek yanlıdır. Bazen kadının Zebercet'in yanına gelmesinden haberi bile olmaz Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın: Uzunca boylu, göğüslü. Yimi altı yaşlarında. Saçları, göz­leri kara; kirpikleri uzun, kaşları biraz alınmış. Burnu sivri, dudakları ince. Yüzü gergin, ince. Emekli Subay: Orta boylu, tıknaz. Yeşil gözlü, gür saçlı. Nüfus cüzdanına göre, Mahmut Görgün. 

 

Zebercet, Anayurt Oteli'nin kâtibidir. Tekdüze bir hayatı vardır. Bu hayatı değiştiren bir şey olur.. Geceyansı bir kadın müşteri gelir. Oda ister, ertesi sabah saat sekizde kaldırılmalıdır. Zebercet, bütün bir gece onu düşünür. Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının odasını o kaldıktan sonra kimseye vermez. Ama o gece o kadının o odada kaldığını saptamak ister. Kayıtlara geçsin ister.

  

Zebercet'in otelden dışarı çıkması çok azdır. Bir ya da iki yılda bir terziye, altı ayda bir keselenmek için hamama, dört haftada bir saç traşına, ayda bir otelin parasını İstanbul'a yerleşen Faruk Keçeci'ye göndermek için postaneye gider. Yılda bir otelin vergisini de yatınr, ama bunun için ayrıca çıkmaz postaneye gittiği bir gün onu da yapar. Çünkü her cilasında özellikle hamama gittiğinde otelde kötü şeyler olacakmış tedirginliği yaşar. Kadının gelip gitmesinden sonra bıyığını kestirir. Beş lira verir 'Üstü kalsın' der. Oradan çıkıp bir mağazaya gider. Kara pantolon, yakası kapalı açık yeşil kazağı üç düğmeli kara ceketi alır. Eski ceketindekileri buna aktarır. Eskilerini sardırır. Sonra bir ayakkabıcıya gider, bir çift kara, bağcıksız ayakkabı alır. Eski kahverengi ayakkabısını sardırır. Otele gelip yerine oturduğunda emekli subay gençleşmişsiniz, der. Gelen giden müşteriler olur. Salı sabahı on yıldır ilk kez ortalıkçı kadını uyandırmaz.

 Eski günleri anımsar. Öğrenciliğini. Öğretmenini. Burası konaktır eskiden Zebercet, 6 numarada doğmuştur.Gazeteciyle karakola otel müşterisi fişleri gönderir. Ama trenle gelen kadının adını yazmaz, böylece kayıtlara geçmez.O odayı sürekli boş tutar, kilitler. Arada bir çıkar. Onun kaldığı yerleri görür. Eşyaları gözden geçirir. Unuttuğu havlusuna bakar, düşünür. Karyola demirine atılmış, yarısı yorganın üstünde. Karaları ince, sarıları kırmızdan kalın çizgili. Zebercet, kadının varlığını duyumsamamaya çalışır. Ancak oda, onun yaşama nedeni haline gelir. O güne kadar kurduğu düzen o geceden sonra bozu­lur, kendisiyle oda arasındaki tuhaf ilişki başlar. Kendisi ve oda dışında hiçbir şeyi gözü görmez, her şey yabancı gelir. Çünkü oda onun yıllardır yoksaydığı cinselliğini canlandırır. Onu uyarır. O konuda düşünmeye yöneltir. Ancak bu cinselliğin objesi yoktur.Zebercet'in bu tavrı onu giderek psikopatlığa götürür.Bu arada otelde de dramlar yaşanır: Gerdek gecesi karısını öldüren genç. Emekli Subay olduğunu söyleyen Mahmut Görgün de aranmaktadır, öz kızını boğmuş, polisten kaçmaktadır. Zebercet, ortalıkçı kadını boğar, saklar, otele kapalıdır der.

 

Otelin romandaki yeri

 

Otelin romandaki yaşamı 20 Ekim 1963'te başlar, 22 gün sonra yine bir Pazar günü biter. 22 gün içinde Zebercet'in yalnızlıktan kurtulma umuduna kapılsa da sonunda düş kırıklığı yaşar. Berna Moran, Zebercet'in toplumdan kopuk­luğunu şöyle değerlendirir: "Zebercet'in toplum­dan kopukluğu, iletişimden yoksunluğu ve bunun yarattığı yalnızlık Anayurt Oteli'nin asıl tema' sı gibi göründüğüne göre, roman Aylak Adam' da olduğu gibi ruhsal sağlığı bozuk bir adamın psikolojisinden kaynaklanan bireysel bir sorunu mu getiriyor önümüze? Yoksa ikinci romanda, bu kişi yoluyla, yaşamın tutarsız ve saçma, insanların her yerde yalnız ve iletişimden yoksun olduğu tezinin ileri sürüldüğü söylenebilir mi? Öykünün sunuluş biçimi hakkında iki roman arasında büyük fark olduğu kuşkusuz da, göndergeleri bakımından ayrı oldukları o kadar kesin değil. Bununla birlikte Anayurt Oteli'nde ele alınan konunun felsefi bir sorunu içerdiğini söylemek olası. Roman bu doğrultuda yorumlanabilirse Zebercet'in durumu ona özgü olmaktan çıkar ve tüm insanlığın duru­mu olarak görülebilir. Başka bir deyişle Saçma kuramını dile getiren bir yapıt olarak nite­lendirilebilir Anayurt Oteli. Bilindiği gibi Saçma kuramına göre, amacı ve anlamı olmayan bir dünyada insan bir düzen, bir anlam, bir ahenk görmek ister ve gerçeğe gözünü kapayarak uydurduğu anlamlı bir dünya ile aldatır kendini. Saçmanın kaynağı insanla dünya arasında­ki bu uyumsuzlukta yatar. Aslında insanlar arasında ne gerçek bir iletişim kurulabilir ne de yaşama bir anlam verilebilir. Saçma edebiyatı bu felsefeyi dile getirirken hem içeriği, hem biçimi kullanır. Beckett'in ve Ionesco'nun oyunlarındaki kişiler, iletişimden yoksun, anlamsız konuşmalar yapan, bazen hareket dahi edemeyen insanlardır. Ne olay örgüsü vardır ne mantıksal bir gelişim. Ne de davranış nedenlerini anlayabildiğimiz karakterler. Kısacası, Saçma felsefesi biçimi de belirler ve biçimde yansır. Yaşama anlam vermek, onu yorumlamak nasıl zorsa, yapıta anlam vermek ve onu yorumlamak da zordur. . Anayurt Oteli'nde de kimseyle iletişim kuramayan, yalnız kalmış bir Zebercet var. O da kendini aldatarak, otelinde saat gibi işleyen ahenkli bir dünya kurmuştur. (...)

 

 içeriği ve biçimiyle Saçma'yı yansıtan Anayurt Oteli bireysel bir sorunu dile getirmiyor demektir. Gerçi Zebercet yalnızlığı, iletişimsizliği, kendi psikolojik nedenlerinden ötürü daha uç noktalarda yaşar, ama sorunu genel insanlık sorunudur. Aynca romanın topluma dönük bir yanı olduğunu da unutmamalıyız. Atılgan haksız düzenden, sömürü­den, ezilenlerden söz etmezse de Anayurt Oteli bir tür başkaldırı romanıdır, çünkü dolaylı bir biçimde sergilediği toplum, anlayışsızlığın, acımasızlığın, şiddetin ve ahlaksızlığın yaygın olduğu yozlaşmış bir toplumdur. Metne bu açıdan bakarsak ilginç şeyler saptanz." (Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, 3. bas. İletişim Yayınlan, İstanbul 1994, S. 234-235)

 
 
 
Tüm Hakları Saklıdır.
İletişim: uneweb@hotmail.com
 
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de

 
site ekle