|
Boğaziçi Şıngır Mıngır, Salâh Bey Tarihi'nin 3. kitabıdır. Salâh Birsel buna "Boğaziçi'nin gizli tarihi" der. Neden Boğaziçi'ne ilgi duyar? Bunun da yanıtı yine "Başlarken"dedir. Kitapta ele aldığı konulardır: "Şıngıl, çıngıl dillerimiz. Şimdi başlar zillerimiz.
Bu kitap Boğaziçi'nin insan haritasını verir. Ona Boğaziçi'nin Gizli Tarihi desek de olur. Padişahlar, sultanlar, şehzadeler, sadrazamlar, damad-ı şehriyariler, vezirler, ferikler, ferik elmaları sıra sıra dizilip Boğaz'ı seyreder. Onlar seyreder, halk da onların seyrini seyreder. Boğaz'da yaşamak için yalısı olmak gerekir. Yalı için de padişah bendeliğine yatmak gerekir. Nice bende ve yararlı olamamış kişiler Boğaz'ı ancak
vıdıvıdılardan tanır.
Dünya görmemiş ozanlarla ibadullahın irileri de,olsa olsa, eski-püskü yalılarda yuvarlanırlar.Bir de levantenler, Göksu Frenkleri, zimmiler, zimmilerin dul karıları vardır ki, onlar da Boğaz'ın
ümüğüne sarılmışlardır.
Daha geçmiş yüzyıllara bakacak olursak,bostancıları da görürüz. Onlar da Boğaz'ınkaçırılmasını önlemek için buradadırlar. Uzun lafın kestirmesi Boğaz'ın tango rengi bu şap şap insan kalabalığından gelir. Ev, köşk, yalı, konak, kıyısaray... Bunlar yutturmacadan başka bir
şey değildir.
Ecel terzisi gelip insanlara urba geçirmeye kalkışsa ademoğullan yine de ortalarda salınmaktan geri durmazlar
Diyeceğim insanlar bir yerlerde yaşadı mı onları artık kimseler yok edemez. Bir Frenk yazarı Flaubert bir de şunu der: Tarihteki kişiler bir sanatçının kafasında yaratılan kişilerden daha ilginçtir. Hadi yallah, Boğaziçi'ne."
Salâh Birsel'in Boğaziçi Şıngır Mıngır'daki denemeleri sırasıyla şunlar: "Üç Baba Torik", " Sarıpapa", " Boğaziçi Şıngır Mıngır", "Sümbülzade'nin Ölümü", "Türk Kırmızısı Kayıklar", "Deli Saraylı", "Kanka'da Bir Sadrazam", "800 Teneke Kavurma", "İçli Çocuk", "Şair Leyla Sokağı", "Sultan Mecit'in Kedileri", "Kitaplardaki Resimler", "Vah Şair Vah Sana", "Ölüm Canlılık Demektir", "Meşruta Yalı", "Göksu Şemsiyeleri", "Göksu'da Ayna Var", "İnce Saat", "Gaddar Aliço", "Bir Kedi Niçin ve Nasıl Vaftiz Edilir?", " Ben Bir Küçük Sultanım", "Ahmet Rasim'e Karşı Salâh Birsel", "Fot Mir Peto Pota", "Arnavutköy l979", "İstinye'de Gondollar", "Bir Edebiyat İmamı", "Bülbüliye", "Bir Şamar Olayı".
Kitabın adını taşıyan "Boğaziçi Şıngır Mıngır" adlı denemede 'Şıngır mıngır' nitelemesinin kaynağı görülebilir. Salâh Birsel, bu denemeye şöyle başlar: "Türk ulusuna padişahlığını 1617-1618 yıllarında bağışlamış olan I. Mustafa, Boğaz'da deniz gezisine çıktığı vakit sandalına atını da bindirmek istemiştir.
Bu, Asya ile Avrupa'yı birbirinden ayıran Boğaz uzunluğunu, nefti, mor, tirşe korular arasında yükünü yukarı yığmadan akan lacivert, yeşil, sarı, mor, eflatun, fıstıki, menekşe yakamozlu Boğaz sularını atına da göstermek istediğinden değildir. Onun gönlü, sevdiği şeylerin bir an için bile, yanından uzaklaştırılmasına katlanamaz. Topkapı Sarayı'na dönüşte, sandalını yatak odasına çıkarmağa kalkışması da bundandır. Buna karşılık, sarı sarı alanlar yüreğine sıkıntı verdiği için de onları balıklara fırlatmaktan, hiç mi hiç, geri kalmaz." (s. 31)
Ahmet Oktay'ın alıntıladığı Ekrem Işın'ın yazısından kısa bir parça Boğaziçi tarihini aydınlatıyor: "Salâh Birsel, geçmiş zaman imgesi üzerine yaptığı çeşitlemelerle mitos'un dünyasını yazınsallaştırır. Bizim için bu dünya bir zamanlar yaşanmış olanın yeniden, ama farklı biçimde ortaya konduğu değerler alanıdır. Yadırgadığımız, anlam veremediğimiz ya da onaylamadığımız değerlere, bugün arkamızda bıraktığımız mitos'un belirleyici gücü egemendir. Birsel'in denemeleri, egemenliğini geçmiş zamanda kuran sözkonusu gücü, ütopya açısından yorumlar ve günümüz insanına, onu boyunduruk altına alan tarihsel imgenin tablosunu çizer.
Salâh Birsel, Boğaziçi coğrafyasının insan haritasını çıkartmak için tarihin derinliklerine doğru uzun bir yolculuğa çıkar. Denemelerin tümüne bir gezginin aktardığı gözlemler üzerine kurulu yorumlayıcı yapı egemendir. Böylesi bir yapıyı, geleneksel yazık kültürümüzün 'seyahatname' türünde de bulabiliriz. Tüm bir yaşam boyu kendi kozasını ören skolastik insan tipinin bilinmeyeni bilmek, görülmeyeni görmek, anlaşılmayanı anlamak isteklerinin ürünü olan Seyahatnameler, betimleme ve yorumlama öğelerinden kurulu yazınsal yapılarıyla dönemlerinin gören gözü, eleştiren bilinci olmuşlardır." (Ahmet Oktay, "Salâh Birsel", Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1993, s. 471,472)
|