|
Romanın Başlıca Karakterleri Dilber: Kafkasyalı esir, çerkez, güzel bir genç kız.Celal Bey: Paris'te resim öğrenimi gören bir genç,neşeli, çağdaş, Dilber'e âşık.Cevher Ağa: Mısırlı tacirin konağındaki hadım.Esirci Hacı Ömer: Esir ticareti yapan, iriyarı,çirkin, acımasız, çıkarcı biri.Asaf Paşa: Celal Bey'in babası.Zehra Hanım: Celal Bey'in annesi.Çaresaz: Asaf Paşa'nın evindeki ikinci esir. Dilber'in sırdaşı.Mustafa Efendi: Harpudu mal müdürü. Kendisi ve karısı da çirkinlik ve kötülükleriyle tanınırlar.Atiye: Mustafa Efendi'nin okula giden kızı. On iki yaşında. Dilber'in kötü alınyazısı, kendisi daha pek küçük yaşındayken, başlar. Kafkasya'nın ıssız bir köşesinde, bir oyun çocuğu bulunduğu yıllarda, esir avcıları tarafından yuvasından çalınmış, kısa bir süre sonra da İstanbul'a getirilmiştir. Sekiz dokuz yaşlarındadır. Bir esircinin elinde satılık bir eşya olarak müşterisini beklerken, birgün kendisini Mustafa Efendi adında emekli bir memur satın alır. Mustafa Efendi'nin karısı çok sert ve kötü yürekli bir kadındır. Dilber'in başlıca görevi, evin kendi yaşındaki kızma bir çeşit dadılık yapmak, onunla birlikte okula gidip gelmek, ayrıca ortalığın her türlü ağır işlerini görmektir. Akranı olan evin kızı da annesinin küçük bir modelidir ve her fırsatta bu küçük esiri hırpalamaktadır. Bizzat hizmetçi kadın bile hemen her-işi Dilber'e yüklemektedir. Küçük esir kız, bu ağır ve baskılı yaşayışa dayanmak için olanca gücünü kullanmaktadır. Dilber, bu arada nasılsa zengin aile kızlarından biri ile dost olmuş, bu kız kendisine eski oyuncaklarından bazılarını hediye etmişti. Dilber, bu oyuncakları özel bohçasında canı gibi saklarken, evin kızının onların farkına varması ve annesine haber vermesi üzerine kadın bunları alır, param parça eder, sokağa fırlatır. Bu ve benzeri olaylar küçük kızın artık canına tak etmiştir. Birgün bir yolunu bulup evden kaçar. Ancak yol yordam bilmediği için çabucak yakalanır; kendisi için eskisinden daha da ağır ve hakaretti bir hayat başlar. Bu arada yeniden bir görev bulup Anadolu'ya gitmek durumunda olan Mustafa Efendi, Dilber'i birlikte götürmeyip tekrar bir esirciye satar. Yeni esirci mesleğinin tam bir profesyonelidir. Dilber'i ve' elindeki öteki esir kızları bazan iyilikle, çok zaman da kötülükle, hattâ kırbaç altında eğitmektedir. Yavaş yavaş genç kızlık çağına ulaşan Dilber, burada da çok acı, çok sıkıntılı günler, yıllar geçirir. Ama bazı şeyler -okuma yazma, ev işleri, müzik- öğrenir. Elindeki malın yeterince olgunlaştığını gören esirci onu bu sefer bir paşa konağına satar. Asaf Paşa ve ailesi iyi kişilerdir. Konakta batılı bir hava esmektedir. Yeni sahiplerini ve yeni çevresini çok seven Dilber, ömründe ilk defa olarak kendisini oldukça mutlu hissetmektedir. Asaf Paşa'nın Celâl adında yetişkin bir oğlu vardır. Avrupa'da güzel sanatlar eğitimi görmüş, resim üzerinde çalışmıştır. Fizik çizgileri son derece göz alıcı ve güzel olan Dilber, Celâl Bey'in dikkatini çeker. Dilber'i yaptığı tablolar için model olarak kullanmayı düşünür. Nitekim genç kızın çeşitli pozlarda, çeşitli kıyafetlerde çeşitli tablolarını yapar. Ressamın ve modelin, eserlerini meydana getirirken başbaşa kaldıkları uzun saatler yavaş yavaş ikisinin de yüreğinde karşılıklı kıpırdanmalar yaratır; nihayet birbirini sevmeye başlarlar. Çok geçmeden bu sevgi enikonu derinleşir; Celâl Bey'in annesi ve paşa babası durumun farkına varırlar. Celâl'in niyeti Dilberle evlenmektir. Ancak bu niyet anne ve babasını telâşlandırır. Onlar soylu, varlıklı ve iyi bir öğrenim görmüş oğullarına yine bu ölçülerde kız almayı düşünmektedirler. Esirci pazarından alınmış bir cariyeyi almasına şiddetle karşı çıkarlar. Bu işi önlemenin en iyi çaresi Dilber'i konaktan uzaklaştırmaktır. Uzun uzadıya düşünüp plânladıktan sonra, oğullarının haberi olmaksızın, Dilber'i kaşla göz arasında yeniden bir esirciye satarlar. Genç kızın bu seferki sahibi Mısırlı bir zengindir Adam, haremine kapatmak üzere, Dilber'i alıp Mısır'a götürür.Celâl Bey, Dilber'in satılmış olduğunu öğrenince büyük bunalımlar geçirir; bütün imkânları ile onu arar. Bulmaktan ümidini kesince hastalanıp yataklara düşer. Mısırlı, Dilber'i kendisine odalık yapmak istemiş, fakat genç kız bunu kesinlikle reddetmiştir. Parayla aldığı esirini iyilikle yola getiremeyen adam bu sefer Dilber'e kötülük yaparak yürek soğutmaya karar verir: Genç kızı evinin üst katındaki karanlık bir odaya hapseder. Işıktan, havadan yoksun kalacak genç kızın, eninde sonunda isteklerine boyun eğeceğini ummaktadır. Ne var ki bu tür işkenceler Dilber için biraz da kurtuluş olduğu için, o kapatıldığı bu özel zindanda direnmeye devam etmektedir. Konak görevlilerinden Cevher adlı bir adam, hem sevdiği hem de acıdığı Dilber'i kurtarıp İstanbul'a götürmeye karar vermiştir. Bir gece bu plânını gerçekleştirmek için, penceresine bir ip merdiven fırlatarak Dilber'in odasına çıkar, önce genç kızı bu merdivenden aşağı indirir. Ardından kendisi de inerken dengesini yitirip aşağı düşer, ölüm halinde yaralıdır. Başucunda ağlayan Dilber'e, cebinde İstanbul için alınmış vapur biletinin hazır olduğunu, alıp başının çaresine bakmasını söyler ve ölür. Yakasını bir türlü bırakmayan talihsizlikler karşısında Dilber'in kolu kanadı artık tamamen kırılmıştır. İstanbul'a yalnız başına gidemeyeceğini, gidebilse bile Celâl Bey'in ailesinin kendisini kabul etmeyeceğini hatırlar. Yeniden yakalanıp zindana kapanmak korkusunun dehşeti de bunlara eklenince son yaşama gücünü de yitirir. Kısa bir tereddütten sonra kendisini Nil nehrine atarak öldürür.
|