|
On dokuzuncu yüzyılın yarısı, Avrupa'nın bazı sosyal yaşayışı örneklerinin Türk toplumunu da etkilemeye başladığı bir dönemdir. Bu durumu o zamanın bazı çevreleri «alafrangalaşmak» deyimi ile nitelendirmişlerdir. «Araba Sevdası» romanının kahramanı Bihruz Bey, işte bu tipte bir alafrangalaşma heveslisidir. Kendisi, varlıklı, sözü ve hatırı geçer bir Osmanlı paşasının oğludur. Birçok paşazadeler gibi Bihruz Bey de naz, nimet içinde büyütülmüş, şımartılmıştır. Dolayısı ile yeterli bir eğitim ve öğrenimden yoksun kalmıştır. Bilgi, kültür adına tek kazancı öğretmenlerden öğrendiği yarım yamalak Fransızcasıdır. O, başını gözünü yararak kullandığı bu dille konuşmayı, konuşma fırsatı bulamazsa -karşısındaki anlasın anlamasın- Türkçe cümleler içine bu dilden kelimeler katmayı büyük bir incelik ve başarı olarak kabul etmektedir. Babası öldükten sonra Bihruz Bey'e önemli bir miras kalır. Kendisini çok sevip üstüne titreyen annesinin her şeyi hoş görmesinden de yararlanan genç adam, hesapsız, düzensiz bir yaşama sürdürmeye koyulur, özel öğretmenleri birer birer evden uzaklaştırır. Gününü -gecesini gezmeye, tozmaya, eğlenceye ayırır.O zamanın varlıklı kimselerinin belirli bir gösteriş araçları vardır: Güzel koşumlu, pırıltılı özel faytonlar. Bihruz Bey, cakasını ve keyfini tamamlamak için bu çeşit arabalardan bir tane edinir. En büyük zevki bu arabaya binerek o günlerin gözde gezinti yerlerinde tur yapmak, herkesi kendisine hayran bırakmaktır. Bu arada konduğu mirastan eline geçen paraları zevk ve eğlence yerlerinde hesapsızca harcamaktadır. Annesinin zaman zaman kendisine yaptığı nasihatlara kulak vermemekte, har vurup harman savurduğu servetini hızla, tüketmektedir. Bihruz Bey bu hızlı yaşayış içinde iken, birgün zamanın en gözde gezinti yeri olan- Çamlıca'da genç ve güzel bir kadm görür. Çabucak etkisinde kaldığı bu kadını, birkaç görüşten sonra, sevmeğe başlar. Kadının: adı «Periveş»tir. Zamanın piyasa malı, bayağı örneklerinden biridir. Fakat Bihruz Bey, onu kafasında son derece yüceltmiş, soylu soplu bir ailenin seçkin bir kızı gibi hayal etmeye başlamıştır. Başka bir karşılaşmada genç adam, Periveş'in bindiği arabaya şu bu şairlerden aşırılmış mısralarla dolu bir aşk mektubu fırlatır.Fırlatır ama bir daha da onu göremez. Yolunu izini aramak için elinden gelen çabaları gösterir; fakat bulamaz, bulamaz. Bihruz Bey, türlü kuşkular üzüntüler, aşk elemleri içinde yanıp tutuşmaya başlar. Bihruz Bey'in dalkavuklarından ve para sızdırıcılarından Keşfi adlı bir adam vardır. Bu adam, genç mirasyedinin sevgilisini arama işinde güya ona yardımcr olmakta, fakat için için de onunla alay etmektedir. Aynı zamanda muzip ve yalancı bir tip olan Keşfi Bey, birgün Bihruz Bey'e çok elemli bir haber getirir: Periveş hanım, genç yaşında ölmüştür. Bu ölüm haberi delikanlıyı son derece sarsar. Bu arada zihnini birtakımı kötü şeyler de kurcalamaktadır Genç kadının arabasına attığı şiirde bazı ahlâk dışı mânâlar bulunduğunu da sonradan öğrenmiştir. Acaba onun bir daha kendisine görünmemesinde ve genç yaşta ölüp gitmesinde bu yaptıklarının etkisi var mıdır diye yanıp yakılır.Genç âşık şimdi tam bir romantizme kapılmıştır. Periveş'in mezarını bulmak, onun üstüne kapanarak ağlamak, onun ruhundan özür dilemek isteği ile yanmaktadır. Böylece uzun, elemli zamanlar geçer. Mahzun, dertli Bihruz Bey, bir ramazan akşamı -yine o günlerin çok canlı gezinti ve eğlence yerlerinden biri olan- Şehzadebaşı'nda dolaşmaktadır. Birden Periveş'e çok benzeyen bir kadına raslar. Genç adam, Periveş'i ölmüş bildiği: ve Keşfi Bey, onun bir de ablası bulunduğunu söylemiş olduğu için, bu kadını, sözü edilen bu abla sanır. Ardına takılır. Oysa gördüğü kadın Periveş'in bizzat kendisidir. Bihruz Bey, bir sokak aralığında nihayet bütün cesaretini toplayıp kadına yaklaşır; dili tutularak, eli ayağı titreyerek ondan ölen küçük kardeşinin mezarının nerede bulunduğunu sorar. Periveş, Bihruz Bey'i. çoktan unutmuştur, önce bir şey anlamaz. Beriki uzum uzun açıklamalarda bulununca, bu sefer onu hatırlar, ölen mölen kimse olmadığını, kendisinin ablası değil,. Periveş'in ta kendisi olduğunu açıklar. Zor duruma düşen genç adam, konuşmalarına yeni bir yön vererek işi düzeltmeğe uğraşa dursun, karşısındaki pratik piyasa kadınının sabrı tükenir; onunla alay etmeye başlar. Periveş'in yanındaki yaşlıca kadın da: «Hadi oğlum, işine git, peşimizi bırak...» gibi sözlerle onu açıkça kovmaktadır. Çok zor durumda kalan Bihruz Bey, karşıdan gelen bir arabayı fırsat bilerek hemen atlayıp oradan uzaklaşırken, iki kadın ardından kahkahalarla gülerler.Artık adam acı sonuç ile başbaşa kalmıştır.
|