|
Eylül romanın ana çatısı da -Aşk-ı Memnû'da olduğu gibi- bir yasak aşk teması üzerine kuruludur.Süreyya Bey'le Suat Hanım, beş altı yıldır evli bulunan, karı kocadırlar. Memur olan Süreyya Beyin kazancı, istediklerince yaşamaya yeterli değildir. Bu sebeple yaz aylarını gönüllerinin çektiği yazlıklardan birinde değil, Süreyya Beyin babasının, dededen kalma, çiftlik bozması evinde geçirmektedirler. Çevre ıssız ve eğlenceden yoksundur. Süreyya Bey, hali vakti yerinde olan babasından, daha iyi bir yere gitmelerini istemekte, fakat baba oğlunun bu istediklerini umursamamaktadır. Genç karı kocanın yakın bir de aile dostları vardır. Bu aile dostunun adı Necip'tir ve Necip, Süreyya' nın yakın akrabasıdır. Eve istediği gibi girip çıkmakta, karı koca tarafından sevilmektedir. Yine ailenin akrabalarından Hacer adında bir kadın, durmadan Necip Beyin çevresinde dolaşmaktadır. O yaz Suat Hanım, eşine bir sürpriz yapmak ister kendi babasına mektup yazarak, yazlık tutmak için para ister. Babası, istediği parayı genç kadına yollar. Bunun üzerine Suat Hanım, Necip Beyle birlikte Boğaziçi'nde kiralık yalı arar. Bulup taşır. Süreyya Bey, bu sürprizden çok memnun olmuştur. Aile yalıya taşınır. Birbirlerini çok seven karı kocanın, yine birlikte çok sevdikleri Necip de yalının devamlı misafirlerindendir. Genç adam sık sık Süreyya Beye ve Suat Hanıma ideal eş olduklarını'-samimiyetle- tekrarlamaktadır Süreyya Bey, sandalla gezmeye, balık tutmaya karşı büyük bir istekle doludur. O, bunları yaparken gözü de arkada değildir. Akrabası ve en iyi dostu Necip, eşini yalnız bırakmamaktadır. Süreyya denizde iken genç erkek ve genç kadın, piyanonun başına geçerek bol bol müzik yapmakta, sohbet etmektedirler. Bu beraberlikleri, kendileri de farkında olmadan giderek uzar, çoğalır. Sonunda olan da olur: Suat Hanım henüz hiç bir şeyin farkında değildir ama, Necip genç kadını sevmeye başlamıştır. Aradan çok geçmeden, aslında dürüst ve mert olan iki tarafın da direnmelerine rağmen, aralarında sözsüz ve gizli bir sevişme başlar. Suat, kendisine yeterince ilgisiz bulduğu kocasına karşılık, Necip'in kişiliğinde hayalinin erkeğini; Necip de Suat'da hayalinin kadınını bulmuştur. Bununla birlikte karşılıklı eğilimlerini hiç bir zaman -değil hareket- söze bile geçirmemekte; birbirlerinin onur ve haysiyetlerini lekesiz tutmakta başarılı olabilmektedirler. Ne var ki bütün bunlara rağmen, Necip'e tutkun bulunan Hacer, konuyu ele almış ve dedikodu haline getirmiştir. Hacer'in çevreye yaymaya çalıştığı dedikoduları haber alan Suat duruma çok üzülür. Necip de yalıya gelişlerini seyreltir. Necip, Hacer'in yanında bulunduğu bir sırada ansızın hastalanır. Tifoya yakalanmıştır. Ateşler içinde yatarken bir seferinde Suat'ın adını sayıklar; sayıklaması sırasında yalıdan ayrılırken -ondan habersiz- alıp cebine soktuğu bir eldiven tekinden de söz etmiştir. Kıskançlık ateşi ile yanan Hacer, Necip'in söylediklerini duyar, ayrıca genç adamın saklamakta olduğu eldiveni de bulur. Suat Necip'in hastalığını öğrenince üzülmüş, onu ziyarete gitmiştir. Bu sırada Hacer, Suat'a eldiven hikayesini açar ve onu alaylı bir şekilde kendisine gösterir. Olanlardan son derece utanan ve sarsılan Suat'ın bir tesellisi vardır: Necip'in kendisini sevdiği kadar, kendisinin de Necip'i sevdiğini, bizzat kendi vicdanına itiraf ederek biraz ferahlar. Ama yine o hâlâ bilmektedir ki, genç adama karşı olan bu sevgisi hiç bir zaman kirletilmeyecektir. Necip hastalığı atlatır ve bir şeyden haberi bulunmayan Süreyya tarafından yine yalıya çağrılır. Mecbur kaldığı için gider. O yazı iki genç birbirlerine ve kendi kişiliklerine karşı bitip tükenmez iç savaşları ve çekişmelerle geçirirler. Bu arada Necip bir keresinde her şeyi göze alıp Suat'a açılır; öbürü buna sadece yaşlı gözlerle cevap verir. Yaz bitmiş Eylül ayı gelmiştir. Bu ay, onların solan ya da hiç açmayan, açmayacak olan mutluluklarının tam bir benzeridir.Suat'ın, kışı da orada geçirme isteğini Süreyya kabul etmez. Bu, belki de bir sezintinin sonucudur. Konağa inilir.Artık iki genç birbirlerini yazınki kadar sık görememektedirler. Hacer'in ve daha başka bazı yakınların manalı konuşmaları ve fısıltıları da tedirginliklerini artırmaktadır.Çok mutsuz ve bunalımlı günlerin sürüp gittiği bir dönemde Necip'in de konakta bulunduğu bir gece birden yangın çıkar. Herkes can havliyle dışarı fırlar. Yalnız Suat, belki de bilerek, odasından çıkmamıştır. Süreyya ve Necip, genç kadını kurtarmak için odasına koşarlar. Necip odaya dalar; tam Süreyya da girecekken, birden tavan alevler içinde genç kadınla genç erkeğin üstlerine çöker. Ateş, onların zaten kirletilmemiş olan aşklarını, büsbütün arındırmıştır artık.
|