|
On dokuzuncu yüzyılın sonlarında birgün Orta Anadolu köylerinden birine bir zaptiye çavuşu gelir. Muhtarla konuşurlarken, yanlarından basma donlu general ceketli, kavruk biri geçer. Zaptiye, muhtara sorar: — Bu, iki yıl önce İstanbul'dan gelen çocuk değil mi? — Belli o, şu Keleşlerin Ali'nin oğlu. — İstanbul'dan geldiği zaman gördümdü; bizim mutasarrıf paşadan daha kurumlu idi. Şimdi ne olmuş? Tüyü tozağı dökülmüş baykuş yavrusuna dönmüş. Hey gidi dünya hey!... — Belli öyle oldu; Allâlem biraz ahimi da bozdu. Oynamaz, gülmez, yalnız başına gezer. Kendi kendine söylenir; yahut üzerinde cıngıllı (çaylak) dolaşan tavuk cülü (piliç) gibi bir köşede durur, büzülür. Yediğini içtiğini gören yoh. Yiyeceh de yoh ya... Güne küsen (kahkaha) çiçeğine döndü sanki. Her solukta biraz daha sararıp soluyor, buruşuyor. İnce hastalığa yahalanmış olmalı. Yüzüne bah hele, kırağı vurmuş pancar yaprağına dönmüş; her çeşitli boya var. Bu, bazı geceler köy sokaklarında dolaşır, karanlıkta insanın yanından hayalet gibi geçer, kötü kötü öksürür. Küçük Paşa'yı okuyucularına önce böyle tanıtan, romanın yazarı, sonra onun hikâyesine geçer:Keleşoğlu Ali, askerlik çağı gelince, kurayı İstanbul'a çeker. Temiz, saf, katıksız bir orta Anadolu çocuğudur. Birgün İstanbul'da bir hemşehrisine rastlar. Kâmil adındaki bu hemşehri, işini yoluna yordamına koymuş, zamanın sadrazamına kapılanmıştır. Keleşoğlu Ali ile ilgilenir. Sıladan sepetten konuşup dertleşirlerken Kâmil, Âli'nin köyde bıraktığı karısının doğurmak üzere olduğunu öğrenince ona güzel bir teklifte bulunur. Sadrazamın karısı da yakında doğuracaktır; doğacak çocuk için sağlığı, gücü kuvveti yerinde bir sütanne aramaktadırlar. Bu sütannelik için karısını İstanbul'a getirmesini söyler. Böylece kendisi de eşinden uzak kalmayacak, ayrıca konağa yerleşmesinin daha birçok avantajları olacaktır. Keleşoğlu Ali ile eşi Selime, köye döndüklerinden kısa bir zaman sonlanır. Karısı Selime İstanbul'a getirilir. Genç köylü kadını ve oğlu Salih, konak halkı tarafından çok sevilirler. Hele Salih'i sadrazam paşa çok sevmekte, âdeta manevî evlât gibi tutulmaktadır.Böylece aradan yedi yıl geçer. Askerliğini tamamlayan Keleşoğlu Ali'nin köye dönme vakti gelmiştir. Karı koca, dönerken oğulları Salih'i de götürmeyi düşünürlerse de, paşa çocuğu bırakmaz; konakta alıkor. Zaten Salih konağın demirbaşlarından biri olmuştur. Kendisine paşa elbiseleri giydirilmekte, Salih'ten çok da «Küçük Paşa» diye çağırılmaktadır. Keleşoğlu Ali ve Selime, köye döndüklerinden kısa bir zaman sonra anlaşmazlığa düşerler, ayrılırlar. Ali başkasını alır, Selime de başka bir kocaya varır.öte yandan, İstanbul'da, kocasının ölümünden sonra başka biri ile olan münasebetleri uzun sürmez. Sadrazam paşa ölünce karısı, tez elden çocuğu köyüne iade eder. Kendisi çocuk doğurmadığı için, ölen kocasının bu çocuğa karşı olan sevgisinden zaten tedirgindir. Paşa konaklarında naz, nimet içinde büyüyen Salih, köyde büyük bir boşluğun içine düşer, önceki ve şimdiki yaşayışı arasında dağlar kadar farklar bulunmaktadır. Bu yetmiyormuş gibi babası Keleşoğlu Ali yeniden askere alınmış, Yemen'e yollanmıştır, üvey annesi Hatice kendisine akla gelmedik zulüm, işkence yapmakta, kaldıramayacağı çok ağır işlerin altında ezmekte, hattâ küçük çocuğunun kirli bezlerini bile yıkatmaktadır. Küçük Paşa çektiği bu manevî eziyet ve sıkıntıların etkisi ile kendisini yiyip bitirmeye, eriyip çökmeye başlar. Sağlık durumu temelinden sarsılır. Bir gece ardı arkası gelmeyen öksürüklere tutulunca üvey anası onu kolundan tutup kapının dışına fırlatır; içeriye ancak öksürüğü kesildikten sonra gelmesini söyler. Ortalık kış kıyamettir; bıçak gibi bir ayaz yanı yöreyi kavurmaktadır. Küçük Paşa, birgün, köy çocuklarının zulmünden kurtulmak isteyen bir kertenkelenin kendisini suya atışını hatırlayarak, o da kendini göle atmaya karar verir. Ne var ki göl duvar gibi sıvama buz tutmuştur. Yüz geri döner, ısınmak için imamın evine yönelir. Öte yandan, İstanbul'da kocasının ölümünden sonra başka biri ile evlenmiş bulunan ve ondan gebe kalan sadrazamın karısı, bir gece rüyasında ölen eşini görür. Sadrazam Paşa, karısına, Salih'e yaptığından dolayı acı acı sitem etmektedir. Büyük bir vicdan acısı ile yatağından fırlayan kadın hemen ertesi günü Küçük Paşa'nın bağlı olduğu ilçe kaymakamına telgraf çektirir; Salih'i bulup göndermelerini ister. Ama .gelen cevap kadını perişan eder. Cevap şudur: «Adı edilen çocuk, üç gün evvel geceleyin, köy içinde kurtlar tarafından parçalanıp yenmiştir, arzolunur.»
|