|
Romanın Başlıca Karakterleri: Emine: 17-18 yaşlarında genç güzel bir kız.Tevfîk: Emine'nin okuldan arkadaşı, karagöz oynatıyor, ortaoyununda Zenne (kadın) rolüne çıkıyor, bu yüzden "Kız Tevfik" lakabıyla anılıyor.Mustafa Efendi: İstanbul Bakkalı yerini işleten,Tevfik'in dayısı.İmam: Kısa boylu, cılız, vazeder gibi konuşan Emine'nin babası.Zaptiye Nazırı Selim Paşa: Dönemin Emniyet Müdürü.Sabiha Hanım: Selim Paşa'nın eşi. Ebe Zehra Hanım: Emine'nin ebesi. Emine'nin Tevfik'ten boşanıp baba evine dönmesinde babasını ikna eden kadın.Vehbi Dede: Mevlevi dervişi, Rabia'ya musiki dersi veren öğretmen.Peregrini: Rabia'ya piyano dersi veren İtalyan sanatçı. Rabia'nın eşi. İkinci Abdülhamit'in padişahlık günlerinde İstanbul'un mütevazi ve yerli köşelerinden biri olan Sinekli Bakkal'da Emine adlı bir kız yaşamaktadır. Emine, mahalle imamının kızıdır ve yine o semtte yaşayan Kız Tevfik adlı bir genci sevmektedir. Kız Tevfik'in belirli bir işi yoktur; ama sanatkâr ruhlu bir adamdır. Çok güzel Karagöz oynatmakta, ortaoyunlarında. rollere çıkmaktadır. Emine, ailesinin razı olmamasına rağmen, bu gençle evlenir. İmam da kendisini evlâtlıktan çıkarır. Genç karı koca, bir süre geçim sıkıntısı çekerler. Tevfik, karısının baskısı ile oyunculuğu bırakıp bir bakkal dükkânı açar. Ama ruhları birbirine tam ısınamayan çift -biraz da yanın yörenin kışkırtması sonucu-ayrılırlar. Emine, tekrar baba evine yerleşir; Tevfik de mesleğine ve eski yaşayışına döner...Yalnız, ayrıldıklarında gebe bulunan Emine'nin, kısa bir süre sonra bir kızı olur. Adını Rabia korlar. İmam, torununu tam bir din eğitimi ile yetiştirir; hafız yapar, aklı başına gelip de babasını sorduğu çağlarda da, küçük kıza babasının çok kötü, hattâ cehennemlik bir adam olduğu fikrini aşılar. Rabia'nın sesi çok güzeldir. Camilerde, mevlid törenlerinde okuduğu ilâhîler, mukabelelerle kısa zamanda büyük ün kazanır. Birgün kendisini dinleyen Zaptiye Nazırı Selim Paşa'nın karısı ona hayran kalır; sonunda Rabia, Selim Paşa'ların konağının en itibarlı misafirlerinden biri olur, konağın gediklilerinden bulunan İtalyan sanatçı Peregrini ile, Mevlevi dervişi Vehbi Dedeyi müzik hocası olarak tutar. Bu arada, babasını merak eden genç kız, bir gün gidip onu gprmüş ve yapılan telkinlerin aksine, çok sevmiştir. Durumu öğrenen İmamın «Ya anneni, ya babanı» demesi üzerine babasım tercih eder, onunla birlikte yaşamaya başlar. Selim Paşa'nın oğlu Hilmi Bey, hürriyet taraflısı-dır. Bu durumu meydana çıkmış ve birgün Hilmi Bey, sözde bir görevle, Şam'a sürgün edilmiştir. Daha İstanbul'dayken Hilmi Bey'e Avrupa'dan gelen gazete, dergi ,gibi bazı evrakı da, kadın kılığına girerek, Fransız postanesinden alıp kendisine ulaştıran Kız Tevfik'tir. O Şam'a yollandıktan sonra da bu çeşit işlerde devam eden Tevfik, bir seferinde yakalanır ve o da Şam'a sürülür. Oğlunun bile sürgününe göz yuman, hattâ padişaha sadakatim göstermek için, bu işde rol oynayan Selim Paşa, Rabia'nm babasının felâketine hiç aldırmamış; ama genç kıza olan ilgi ve yardımını da azaltmamıştır. Ne var ki Rabia konaktan elini ayağım çeker. Rabia, babası gittikten sonra, eş dostun yardımı ile onun bıraktığı dükkân işlerini yürütmeye çalışır. Bu arada kendisine en çok destek olan iki kişi vardır: İtalyan Peregrini ve Mevlevi dervişi Vehbi Dede. Bu iki müzisyenin ikisi de öğrencilerini derin bir sevgiyle sevmektedirler. Peregrini Rabia'ya beşerî bir sevgi ile, Vehbi Dede ise mistik bir sevgi ile bağlıdırlar.Rabia'nın ünü şimdi daha çok artmıştır. Ramazanlarda camilerde mukabele okuduğu zaman kalabalıktan iğne atılsa yere düşmez hale gelmekte; sık sık mevlitlere çağrılarak pek büyük itibar görmektedir. Mümkün olan her yerde Rabia'yı izleyip dinleyen Peregrini'de yavaş yavaş -belki de aşkının etkisiyle-müslümanlığa karşı da derin bir sevgi ve saygı doğmuştur. Birgün içini yakın dostu Vehbi Dede'ye açar: Müslüman olmak ve Rabia ile evlenmek istediğini bildirir. Vehbi Dede, gerçek bir olgunlukla durumu, kendisinin de sevmekte olduğu genç kıza açıklar. Rabia da Peregrini'ye karşı ilgisiz değildir. Anlaşıp evlenirler. Artık müslüman bulunan İtalyan'ın adı şimdi Osman olmuştur.İmamla, kızı Emine bir süre önce ölmüşlerdir. Osman, eşini eski anıları içinde mutlu kılmak için, imamın evini satın alır, onartır, dayayıp döşetir. Karı koca tam bir anlaşma içinde bu evde yaşamaya başlarlar. Bir zaman sonra bir de oğulları olur. Yıl 1908'i bulmuş, ülkede meşrutiyet ilân olunmuştur. Eski yönetimin kahrına uğrayıp sürgüne gönderilenler birer birer İstanbul'a dönmektedirler. Bu arada birgün Rabia'nm babası Tevfik'in filan gün İstanbul'da olacağı haberi alınır. Tevfik, öyle hürriyet kahramanı falan filan değildir ama ne zarar? Eski yönetimin kahrına uğradı mı uğramadı mı? Elbette kahraman sayılacaktır. Nitekim vapurdan indiği zaman Sinekli Bakkal' in yaşlı genç bütün ileri gelenleri kendisini «Yaşa, varol»larla karşılarlar, nutuklar söylenir, omuzlara alınır. Artık yaşlanmış, göbek bağlamış, yorulmuş bir adam olan Kız Tevfik, bütün bu olan bitenler karşısında şaşkındır; ama evine getirilip de kucağına «Bu da torunun...» diyerek nur topu gibi bir oğlan çocuğu verildiği zaman -engin bir mutluluk içinde- kendine gelir.
|